Sağlıkta reform ve hekim hasta ilişkileri

Abone Ol

Hastalık ve sağlık hepimiz için. Hastalıkta insanın yaşama ve dünyaya bakış açısı değişiyor resmen. Öyle ki, adeta her şeyi unuturuz. O anlarda sadece dar çerçeveye sıkıştırdığımız hayatımızın umutları, hayalleri, öfke ve serzenişleri vardır. Böyle anlarda tutunduğumuz dal ise iyileşmeye olan inancımız ve iyileşmemize vesile olacağını düşündüğümüz hekimlerdir. Aslında hekim için de hastası onun bütün dünyası, dostu ve yalnızca öğrenciliğinde değil, tüm yaşamı boyunca deneyim kazanacağı bir arkadaşıdır veya olmalıdır. Dolayısıyla böyle bir arkadaşlıkta hekimin en büyük amacının hastasına yardım etmek ve tüm imkanlarını kullanarak onu bulunduğu dar ve kasvetli hastalık alanından uzaklaştırmak olmalıdır.

Ancak uygulamada pek böyle olmadığını zaman zaman karşılaştığımız olumsuz örneklerden görüyoruz. Hastasına bağıran, azarlayan hekim hikayeleriyle sık sık karşılaşıyoruz. Bu aslında geleneksel ‘buyurgan’ hekimliğin günümüzde hala, özellikle de devlet hastanelerinde devam ediyor olmasından kaynaklanıyor. Buyurgan hekimlikte hekim, hastası üzerinde mutlak otorite sahibidir. Tıpkı baba-oğul ilişkisi gibidir. Baba, oğlunu hem sever, hem döver. Hiçbir baba, oğlunun kötülüğünü istemez. Ona kızarken, kulağını çekerken de, onun yararına olduğunu düşündüğü için bunu yapar. Baba hekim rolünü üstlenen hekim de hastasının sorumluluğunu o denli üzerine alır ki, adeta onu bir baba gibi azarlamaya hakkı olduğunu düşünür. Ona sorsanız, bunu hastanın iyiliği için yaptığını söyler. Yani, 'hastayı, hastadan korumak' gibi bir sahiplenme dürtüsüyle hareket eder.

Oysa modern katılımcı hekimlik uygulamalarında hasta ile hekim arasındaki ilişki olabildiğince eşittir. İki taraf da birbirlerinin özerkliğini kabul eder. Hekim hastası için doğru ve yanlış olanları söyler. Ancak bunlara uyup uymamak; önerilen tetkik veya tedavileri yaptırıp yaptırmamak hastaya ait bir karardır. Hastanın kararı ve davranışı ne yönde olursa olsun, buna saygı gösterilir. Sonuçları kendileriyle ilgili kalmak koşuluyla, insanların yanlış yapma özgürlükleri de vardır. Yanlış tercih durumunda, hastaya kızılmaz, bağırıp çağırılmaz. Bu babacıl davranış dışında, kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayan, karşısındakilere bir birey, bir insan olarak saygı duymayan hekimler de vardır ne yazık ki. Bazen de uygunsuz çalışma koşulları, yoğunluk, stres, aşırı iş yüküne bağlı olarak amacını aşan davranışlarda bulunan sağlık çalışanlarıyla karşılaşırız. Hasta ve hasta yakınları açısından asıl rahatsız edici olan da budur.

Son yıllarda sağlık alanında ciddi reformlar yapıldığı, ülke genelinde sağlık kuruluşlarının modernize edildiği yadsınamaz bir gerçek ancak mantalitenin değiştirilememesi tüm bu gelişmeleri ne yazık ki değersiz kılmaktadır. Yani ne kadar modern binalar yaparsanız yapın, teknolojiyi ne kadar kullanırsanız kullanın hastaya kötü davranışı önleyemezseniz bunların hiçbir önemi yoktur. İyileşmek amacıyla hastaneye giden kişi hekim ya da herhangi bir personel tarafından azarlanıyorsa yapılan reformlar kağıt üzerinde kalmış demektir. Günümüzde özel hastaneler artı ücret almalarına rağmen günden güne çoğalıyorsa ve devlet hastanelerinden daha fazla rağbet görüyorsa bunun en büyük nedeni orada karşılaştıkları ‘güleryüz’dür.

Dolayısıyla sağlıkta yapılan reformların anlam kazanabilmesi için öncelikle mantalitenin değiştirilmesi gerekiyor.