Türk tarımı uzun yıllardır çeşitli sorunlarla mücadele ediyor. Ancak endişe verici olan, mevcut yaralar henüz sarılamamışken her geçen gün yenilerinin eklenmesidir.
Son zamanlarda ilan edilen konkordatolar, bazı iflas haberleri ve devamının geleceği endişeleri sektör içindeki herkesi diken üstünde tutuyor. Yaşanan gelişmeler sadece çiftçiyi değil, doğrudan tüketiciyi ve ülke ekonomisini yakından ilgilendirmektedir.
Sektörün yaralarını sarması için üretimin yapılabilmesi ve ekonomik çarkın sağlıklı işlemesi gerekiyor. Görünen manzaraya göre durum vahim diyebiliriz.
Belki de sektörün en ağır yüklerinden biri girdi maliyetlerindeki hızlı yükseliş. Türkiye İstatistik Kurumu geçtiğimiz günlerde mayıs ayı endekslerini açıkladı. Verilere göre Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi aylık yüzde 0.44 artarken, yıllık bazda yüzde 36.65 seviyesine ulaştı. Mal ve hizmetlerdeki artış ise aylık yüzde 0.35, yıllık yüzde 39.29 olarak gerçekleşti.
Tarım sektörünün alt gruplarında bir önceki mayıs ayına göre girdi maliyetlerindeki artışı kıyasladığımızda manzara daha net ortaya çıkmaktadır (Resim).
Tarımsal ilaçlardaki artış yıllık bazda yaklaşık yüzde 22’dir. Tohum ve dikim materyalleri açısından yıllık artış yaklaşık yüzde 35. Hayvan yemindeki artış yüzde 36’ya ulaşmış durumda. Enerji ve yağlayıcılar ile ilgili girdilerin yıllık artışı yüzde 40’ı aşmış durumda.
Girdiler içerisinde en büyük artışı gübrelerde görüyoruz. Kaliteli ve hedeflenen miktarda verim elde edebilmenin yolu ilaç, çoğaltım materyali ve benzerlerinin yanında gübrelemeye bağlıdır. Gübre ve toprak düzenleyiciler kapsamındaki ürünlerdeki artış yüzde 63.56 olarak gerçekleşmiş.
Bu rakamlar üreticinin üzerindeki maliyet baskısının ne kadar güçlü olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Sadece resimde gördüğünüz maliyet kalemlerindeki artış bile sektörün durumunu ortaya koyuyor. Yani buradaki artışlar üreticilerin tarla satışlarına her zaman yansımış olsa ve bunun bir standardı olsa telafi edilebilecek sorunlar olarak görebiliriz.
Bu hafta içerisinde halk pazarlarındaki hıyarın satış fiyatı 10-20 lira arasındaydı. Yeni hasat edilen domateslerin fiyatı 50 lira bile değildi. Bu fiyatların üzerinden çiftçi fiyatlarını üçte bir, dört bir daha aşağıda olduğunu düşünürsek, durum daha net ortaya çıkıyor.
Soğan ve patates fiyatlarının yüksekliği üretimin düşmüş olmasına bağlı. Bu ürünlerin fiyatı da ithalat ile dengelenmeye çalışılıyor.
Sektörümüzün sorunları sadece ülke içi dinamiklere bağlı değil. Savaşlar, savaşlara bağlı enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, petrol fiyatları, gübre üretim tesislerinin durması, bombalanması bütün dünyayı etkilemiş durumda. Biz ise daha çok etkileniyoruz. Sektör üzerindeki denetimlerin sıkılaştırılması belki bir nebze sektörümüze yardımcı olabilir.