Turizmde evcilik oyunu

Abone Ol

İyi haftalar saygıdeğer okuyucular;

Bu hafta uzun süredir gözlemlediğim ve içimi kemiren bir konu hususunda yazmak istiyorum;

Ülkemizde, özellikle bölgemizde her yıl milyonlarca dolar yatırım yaparken neyi eksik yapıyoruz da Avrupa şehirlerinin kar marjına ulaşamıyoruz.

Bu konu üzerine yüzlerce yazı yazıldı, yüzlerce konuşma yapıldı. Her şey dahil sistemin altı üstüne getirildi, yine de gelen turistin harcama bütçesi gün geçtikçe azaldı.

Kimse kusura bakmasın ama benim konuyla ilgili gördüğüm ilk eksiklik maalesef ülkemizde bu konunun bir müsebbibi yok. İnsanlar kimden hesap soracağını, kimin kati ve reel bir düzenleme yapabileceğini bilmiyor.

Maalesef Turizm Bakanlığı ve yerel yönetimler şu anda sadece ruhsat veren makamlar gözüyle görülüyor. Mesleki birlikler ise sadece toplantılarda ve fuarlarda boy gösteren konuşmacı veya katılımcı niteliğinde algılanıyor.

Yıllar önce arkadaşlarımla Letonya’nın başkenti Riga’ya gitmiştim. Ufak bir gezintiden sonra dışarıdan hoş görünen bir mekana oturduk. Ancak gelen hesap sonrası mekanın göründüğü kadar hoş olmadığını hatta art niyetli olduğunu algıladık. Otelimize döndüğümüzde yatağımızın başucunda bir City Guide-Şehir Rehberi olduğunu fark ettik. Bu şehir rehberinin sayfalarını karıştırdığımızda gidilmemesi gereken (konsoloslukların uyardığı) mekanların bir listesi olduğunu gördük. Ayrıca söz konusu şehir rehberinde nerede ne yenir, hangi mekanlardan memnun kalınır gibi birçok haber ve veri bulunmaktaydı. Ben Antalya’da maalesef böyle bir uygulamaya hiç rastlamadım.

Oysa ki ticari bazda baktığımızda söz konusu City Guide bile başlı başına gelir getirici bir unsur olabilir.

Konaklama hizmeti veren ağabeylerimizle görüştüğümüzde sürekli costların (maliyetlerin) yükseldiğinden ve karlılığın düştüğünden bahsediyorlar. Ama hiçbirisi de müşterinin otel dışına çıkması, otel içinde daha az tüketim gerçekleştirmesi hatta para ödeyerek tüketme psikolojisine yönelmesi ile ilgili en ufak bir şey yapmıyor. Tabii ki münferit olarak böyle çabalar uğraştırıcı ve vakit alıcı olabilir ama ne Turizm Bakanlığı’ndan, ne yerel yönetimlerden ne de TURSAB, AKTOB, TUROB, TÜROFED, KETOB, GÜNTAB, BETUYAB ve adını sayamayacağım diğer birliklerin hiçbirisinden böyle bir girişim göremiyorum.

Acentalar vasıtasıyla otel dışına taşınan müşterilerin gittikleri tarihi eser lokasyonlarında ise durum daha da içler acısı. Söz konusu tarihi eserlerin yanında bir kulübe, bir gişe, tanıtım alanı yani o yerin değerli olduğunu gösteren en ufak bir unsur yok. Emin olun beni Collesium’a götürseler ve oranın terk edilmiş bir harabe algısı yaratan bir halini görsem bir daha adımımı bile atmak istemem.

Manavgat Şelalesi yolunda Seleukeia (Lybre) adında Helenistik dönemden kalma ama neredeyse olduğu gibi duran bir antik kent bulunuyor. Söz konusu antik kenti ziyarete gittiğimde maalesef buranın korunduğu imajını veren ve önemli bir yapı olduğu algısını yaratan bir kişiye dahi rastlamadım. Yemin ederim yan tarafımızda defineci kılıklı birkaç şahıs mekanın kuytu yerlerini araştırıyordu ve bunu hiçbir yetkili görmüyordu. Ayrıca zemininde bulunan mozaikler elle sökülüp götürülecek kadar ortalık yerdeydi.

Fransızlar 1889 yılında tamamlanan ve şahsımca bir demir yığını olarak görülen Eyfel Kulesi’ni bile bu kadar güzel pazarlarken bizler M.Ö. 321 yılında yapılmış, içinde hamamı, nekropol alanı ve nekropol kilisesi olduğu gibi duran bir antik kenti pazarlayamıyoruz.

Öncelikle otelciler dahil tüm turizmcilere sesleniyorum; senede 2 kere fuara katılarak turizm politikası, pazarlama aktivitesi yürütülmez ve kazanç oluşturulmaz.

Ayrıca yerel basın unsurlarına ve birliklerine de bir davetim var; sizler de lütfen yukarıda bahsi geçen şehir rehberi tadında bir yazılı basın kaynağı üretimine yönelin. Emin olun birçok firma böyle bir oluşuma reklam verecektir. Bu şekilde hem sosyal sorumluluğa destek olmuş hem de kar etmiş olursunuz.

Belki bu sayede biraz da araştıran, yiyip-içen, daha doğrusu para harcayan turisti ülkemize çekebiliriz.

Saygılarımla