Türkiye bir ‘polis devleti’ mi?
“Polis devleti olduk..”
Bunun nedeni olarak da, “öğretmen istihdamınin yüzde 47, polis istihdamının da yüzde 109” olmasını göstermiş..
İki tane, “işinden kovulmuş anlı-şanlı gazeteci” bu konuyu köşelerinde de “nakış” gibi işlemişler maşşallah..
Amaçları, “intikam”..
…
“İntikam, insani bir duygudur” der, sonucunda kişi sadece kendisi zarar görecekse, bu duygusunu tatmin etmesini bir yere kadar anlarım..
Ama..
Gazeteci intikam almaz..
Çünkü..
Kamuoyuna hitap ettiği için, bu “kendi kişisel kavgasına başka insanları karıştırıyor” demektir ki, bunu asla kabul edemem..
Aslında..
Tanıdığım günden bu yana, o anlı-şanlı kişileri “gazeteci” olarak göremediğim için, bu “intikam alış şekilleri”ne hiç şaşırmadım..
Sadece, “Türk halkına yanlış-eksik-fazla-kasıtlı-artniyetli bilgiler verdikleri için” mesleğim adına üzüldüm..
…
Hemen her gün, “intikam almak” adına haberleri çarpıtarak veren bu anlı-şanlı iki gazeteci, dün de “Polis devleti olduk” başlığını atarak (her gün yaptıkları gibi)“kışkırtma” yolunu seçtiler..
Bu iki anlı-şanlı gazeteci gibi Türkiye’ye “huzur” vermek istemeyenler, her gün onlarca olay çıkarttırarak vatandaşı eziyet ederken, bu ülkeyi yönetenler polis istihdam etmeyip de ne yapacaktı?
Bu ülkenin iç güvenliği nasıl sağlanacaktı?
Ben de en az o iki anlı-şanlı gazeteciler kadar, polis yerine eğitmen istihdam edilmesini isterim..
Ama..
İçinde bulunduğumuz koşullarda, önceliği hangisine vermeliyiz acaba?
…
Öte yandan..
Türkiye’yi bir “polis devleti” olarak tanımlamak şu anda mümkün değil..
Çünkü..
Aşırıya kaçan, suç işleyen, yasalara karşı gelen polisler “ceza”larını alıyorlar..
Ama..
O iki anlı-şanlı gazeteci, asıl polis devletinin AB ülkeleri olduğunu Türk halkına söylemiyor..
O iki anlı-şanlı gazeteci, AB’nin özel polis teşkilatı olan “Avropolis”in (Avrupa Birliği Polis Örgütü), Hitler’in SS’lerinden bile beter olduğunu anlatmıyor..
Avropolis’ler için siyasetçi-yazar-sanatçı-hoca-hacı-vatandaş hiç farketmez..
Diledikleri kişiye istedikleri her şeyi yapma hakkına sahipler, HERŞEYİ..
Çünkü “dokunulmazlıkları” var..
Siyasetçilerin bile dokunulmazlığı yok, ama Avropolis’in dokunulmazlığı var..
O iki anlı-şanlı gazeteci bunu ya bilmiyor, ya da bilmek işlerine gelmiyor..
…
Buyrun size Avropolis..
…
Alman araştırmacı yazar Hans Martin Tillack..
Ünlü Alman dergisi Stern’in, AB’nin başkenti Brüksel muhabirliğini yapmaktaydı..
Ünlü gazeteci son zamanlarda kafayı, hükümet üyelerinin bulaştığı büyük boyutlu yolsuzluklara takmıştı..
Elinde sağlam belgeler vardı..
Bunları gazetesindeki köşesinden bir ucundan yayınlamaya başladı..
Önce uyarılar geldi hükümetten ve hükümete yakın çevrelerden..
Umursamayınca, korkutmalar ve örtülü tehditler yağmaya başladı..
Ve bir gün “Avropolis” kapısına geliverdi..
Brüksel’deki evi AB polisleri tarafından basılan, özel eşyaları ve yılların birikimi zengin arşivi kayıtsız-kuyutsuz elinden alınan Tillack, baskından hemen sonra gazetesini, Stern’i arar..
Tüm avukatlarıyla seferber olan Stern, baskını Hamburg’daki mahkemeye taşır..
Hamburg Yüksek Mahkemesi’nin kararı şudur:
“Avropol görevlileri dokunulmazlık hakkına sahip olduklarından, onlara karşı açılan dava düşmüştür..”
…
İşte “polis devleti” olmak böyle bir şeydir..
“Sayısı” ile değil, “işlevi” ile ilgisi vardır..
Ne yazık ki, Türkiye’nin en çok satan gazetesini yöneten, köşe yazan bu iki anlı-şanlı gazeteci, bunu bile idrak edemiyor..
Ve vatandaşı yanıltıyor, kışkırtıyor..
Ne diyeyim?
Uyanın artık biraz..
NOT: AB ve Avropolis konusunda daha detaylı bilgi edinmek isterseniz.. Her yazdığını “belgeleriyle” ortaya koyan Yılmaz Dikbaş’ın “Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi” isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim..