Avrupa ülkelerinde yaşayan insanların markette, restoranda, otelde ya da mağazada aynı ürün ve hizmetler için ne kadar ödeme yaptığı uzun yıllardır merak edilen bir konu. Bu soruya cevap veren en önemli göstergelerden biri ise satın alma gücü paritesi ve buna bağlı olarak hesaplanan fiyat düzeyi endeksidir. 2025 yılı verileri, Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında hâlâ görece ucuz bir ülke olduğunu ortaya koyuyor. Ancak rakamların arkasındaki gerçekler biraz daha detaylı incelendiğinde farklı sonuçlar da ortaya çıkıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan ve Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat'ın verilerine dayanan çalışmaya göre Türkiye'nin tüketim mal ve hizmetleri fiyat düzeyi endeksi 2025 yılında 60 olarak gerçekleşti. Bu rakam ilk bakışta karmaşık görünse de anlamı oldukça basit. Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama 100 Euro'ya satın alınabilen bir mal ve hizmet sepeti, Türkiye'de yaklaşık 60 Euro karşılığı Türk Lirası ile satın alınabiliyor.
Bu sonuç, Türkiye'nin Avrupa ortalamasına göre yüzde 40 daha ucuz olduğunu gösteriyor. Özellikle yabancı turistler açısından bakıldığında Türkiye'nin hâlâ cazip bir fiyat avantajına sahip olduğu görülüyor. Ancak aynı durum Türkiye'de yaşayan vatandaşlar için her zaman aynı anlama gelmiyor. Çünkü fiyatların düşük olması kadar gelir seviyeleri de yaşam standardını belirleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
EN PAHALI ÜLKE İZLANDA
Araştırmada Avrupa Birliği'nin 27 ülkesi, Avrupa Serbest Ticaret Birliği'nin üç ülkesi ve altı aday ülke karşılaştırıldı. Toplam 36 ülke arasında tüketim mal ve hizmetleri açısından en pahalı ülke 174 puanla İzlanda oldu.
Bu sonuç, İzlanda'da aynı ürün ve hizmetlerin Avrupa ortalamasından yaklaşık yüzde 74 daha pahalı olduğunu gösteriyor. İzlanda'yı genellikle Norveç, İsviçre ve Lüksemburg gibi yüksek gelirli ülkeler takip ediyor.
Listenin en ucuz ülkesi ise 55 puanla Kuzey Makedonya oldu. Türkiye ise 60 puanla alt sıralarda yer aldı ve Avrupa'nın en uygun fiyatlı ülkelerinden biri olmayı sürdürdü.
Bu tablo aslında ekonomik gelişmişlik ile fiyat seviyeleri arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seriyor. Gelir düzeyi yüksek olan ülkelerde ücretler arttıkça hizmet ve ürün fiyatları da yükseliyor. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerde fiyatlar daha düşük seyrediyor.
TÜRKİYE'DE EN PAHALI KALEM OTOMOBİL VE ARAÇLAR
Verilerin en dikkat çekici bölümü ise alt gruplarda ortaya çıkıyor. Genel fiyat düzeyi Avrupa ortalamasının oldukça altında olmasına rağmen bazı ürün gruplarında Türkiye'nin Avrupa'dan daha pahalı olduğu görülüyor.
Bunun en çarpıcı örneği kişisel ulaşım araçları oldu. Otomobil, motosiklet ve bisikletleri kapsayan bu grupta Türkiye'nin fiyat düzeyi endeksi 156 olarak hesaplandı. Başka bir ifadeyle araç fiyatları Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 56 üzerinde gerçekleşti.
Bu durumun temel nedenleri arasında yüksek vergi yükü, döviz kuru etkisi ve ithalata bağlı maliyetler bulunuyor. Türkiye'de bir otomobil satın almak isteyen vatandaşlar, aracın üretim maliyetinden çok vergi ve diğer ek yüklerle karşılaşıyor. Sonuç olarak Avrupa'nın birçok ülkesine göre daha yüksek fiyatlarla araç sahibi olunabiliyor.
Bugün Türkiye'de orta sınıf bir ailenin otomobil satın alması giderek zorlaşırken, birçok Avrupa ülkesinde araç sahibi olmak daha ulaşılabilir durumda bulunuyor.
TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİ DE AVRUPA'DAN PAHALIYA YAKIN
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu bilgi ve iletişim ekipmanlarında ortaya çıktı. Cep telefonu, bilgisayar, televizyon ve benzeri ürünleri kapsayan bu grupta Türkiye'nin endeksi 118 oldu.
Bu sonuç, teknoloji ürünlerinin Avrupa ortalamasından yüzde 18 daha pahalı olduğunu gösteriyor. Özellikle son yıllarda akıllı telefon fiyatlarındaki artış vatandaşların bütçesini ciddi şekilde zorlamaya başladı.
Birçok kişi yeni telefon almak için aylarca hatta yıllarca tasarruf yapmak zorunda kalırken, teknolojik ürünlerin yüksek fiyatları dijital dönüşüm sürecini de olumsuz etkileyebiliyor.
GIDA VE GİYİMDE GÖRECELİ AVANTAJ SÜRÜYOR
Gıda ve alkolsüz içeceklerde Türkiye'nin fiyat düzeyi endeksi 77 olarak hesaplandı. Bu da Avrupa ortalamasına göre yaklaşık yüzde 23 daha düşük fiyat seviyesine işaret ediyor.
Ancak son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle vatandaşların hissettiği durum biraz farklı. Fiyatlar Avrupa ile kıyaslandığında düşük görünse de gelirlerin aynı hızda artmaması nedeniyle birçok aile gıda harcamalarında zorlanabiliyor.
Giyim grubunda ise endeks 62 olarak gerçekleşti. Türkiye'nin güçlü tekstil ve hazır giyim sektörünün etkisiyle kıyafet fiyatları Avrupa ortalamasının oldukça altında bulunuyor. Bu durum hem yerli tüketiciler hem de alışveriş amacıyla Türkiye'ye gelen turistler için avantaj sağlıyor.
TURİZMDE REKABET GÜCÜ DEVAM EDİYOR
Lokanta ve oteller grubunda Türkiye'nin endeksi 78 olarak ölçüldü. Avrupa ortalamasına göre daha düşük fiyatlar, Türkiye'nin turizm sektöründeki rekabet gücünü destekleyen önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor.
Yabancı turistler açısından bakıldığında Türkiye hâlâ konaklama, yeme-içme ve tatil hizmetlerinde birçok Avrupa ülkesine göre daha ekonomik seçenekler sunuyor. Bu durum turizm gelirlerinin artmasına katkı sağlıyor.
Ancak sektör temsilcileri, maliyetlerdeki yükseliş nedeniyle bu avantajın zaman içinde azalabileceği konusunda da uyarılarda bulunuyor.
RAKAMLARIN ANLAMI NE?
2025 verileri Türkiye'nin Avrupa'ya göre genel olarak daha ucuz bir ülke olduğunu gösteriyor. Fakat bu sonuç tek başına vatandaşların alım gücünün yüksek olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü yaşam standardını belirleyen unsur yalnızca fiyatlar değil, gelir düzeyi ile fiyatlar arasındaki dengedir.
Bir ürün Avrupa'dan daha ucuz olabilir ancak gelir seviyesi yeterince yüksek değilse o ürüne ulaşmak yine zor olabilir. Özellikle otomobil ve teknoloji ürünlerinde görülen yüksek fiyat seviyeleri bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor.
Sonuç olarak Türkiye, Avrupa ortalamasına göre fiyat açısından avantajlı görünmeye devam ediyor. Ancak vatandaşların günlük yaşamda hissettiği ekonomik koşulların iyileşmesi için yalnızca fiyatların değil, gelirlerin de kalıcı biçimde yükselmesi gerekiyor. Ekonomik refahın gerçek ölçüsü, ürünlerin ne kadar ucuz olduğu kadar insanların o ürünleri ne kadar kolay satın alabildiğinde yatıyor. Bu nedenle satın alma gücü paritesi verileri önemli bir gösterge olsa da vatandaşın mutfakta, markette ve cüzdanında hissettiği gerçek tabloyu anlamak için gelir ve yaşam maliyetlerini birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Kaynak: TÜİK