Uyanda balığa gidelim!..

Abone Ol

Avcı serçeye ” seni kesip yiyeceğim” cevabını verir.
Bunun üzerine serçe avcıya “Benim etim ne kahvaltılık olur, ne de karın doyurur. Fakat eğer beni salıverecek olursan sana üç şey öğretirim, onlar etimi yemekten daha çok işine yarar. Kabul edersen bu üç şeyin ilkini şimdi elinde iken, ikincisini elinden uçup karşıdaki ağaca konunca üçüncüsünü de ağaçtan uçup önümüzdeki tepeye varınca söyleyeceğim” der.
Kuşun teklifine avcının aklı yatar, onu salıvermeye karar verir, “öğreteceğin ilk şeyi söyle bakalım” der.
Bunun üzerine kuş avcıya “elinden kaçan fırsatlar için hayıflanma” der.
Avcı kuşu salıverir. Uçup karşı ağacın bir dalına konunca da ikinci şeyi öğretmek üzere “olmayacak şeye inanma ”der.
Bu sözlerden sonra kanatlanan kuş avcının önündeki bir tepeye varıp konar, oradan avcıya şöyle der. Ey Bedbaht adam:”Eğer beni kesmiş olsaydın kursağımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın” der.
Bu sözleri duyan avcı kaçırdığı fırsat karşısında hayıflanarak dudaklarını ısırır. Artık elinden bir şey gelmeyeceği için kuşa “üçüncüyü söyle” der.
Kuş avcıya “Sen ilk iki nasihatimi unuttun üçüncüsünü sana nasıl söyleyeyim ben sana” kaçırdığın fırsatlar için hayıflanma” demedim mi? Oysa sen daha az önce beni elinden kaçırdın diye hayıflanıverdin. “Yine ben sana “olmayacak şeye inanma” demedim mi? Benim etim, kanım ve tüylerimin hepsi tartılsa yirmi miskal çekmez, kursağımda her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci nasıl olabilir?” der ve uçup gözden kaybolur.
Bu hikayenin özü: İnsanoğlu, kendisini aşırı tamahkarlığa kaptırınca basireti kapanarak gerçeği idrak edemez oluyor ve olmayacak şeyi olabilir gibi görüyor.
Hüsnü Şahin, Mesut Kılcı, Haydar Çiftçi, Paşa bey, ben ve teknecimiz Akif kaptan ile sabahın köründe Kaleiçi yat limanından açıldık denize. Deliktaş’ın önünden Tayla Otel istikametinden Konyaaltı’ndaki bir apartmanı kendimize hiza tayin edip, Akif kaptan tekneyi demirledi. Daha demir atılır atılmaz, oltalar, “Cup” denize.
Herkesin aklı 30-35 metre altlarındaki oltanın ucunda baş gösterecek titreşimde. Gözler bir sağa dönüyor, bir sola. Meraklı bir bekleyiş
Siftahı Mesut Kılcı’dan. Devamı Hüsnü Şahin’den derken, “At, çek” haykırışları.
Sabah 06.30, öğleyin 13.30. Tam 7 saat balık avcılığı.
Benim kaçırdığım balıkların tamamı büyüktü!.
Haydar’ın ise sanki hamsi!.
Geçenlerde 24 şehit olayı akşamı Akdeniz üzerinde canlı disco hizmeti veren tekne ile ilgili yazı aklıma geldi de, sahil güvenlik duyarlı vatandaşların ihbarlarını galeye dahi almamıştı. Ama bir-iki saat balık keyfi yapmak için takalarıyla denize açılanların tepelerine dikilmek onların asli görevi olsa gerek.
84 adet paşa pantolon barbun. 52 tane hakiki mercan. “Sahtesi nasıl oluyormuş” demeyin, benim ülkemde her şeyin bir çakması olduğunu biliyordum da, denizdeki mercan balığının çakması olduğunu yeni öğrendim.
Pardon ya. Her biri en az 500-600 gram gelen 4 tane palamut ile, 2 adet lokum ve 1 tane de kuzu piçini unutmayalım.
Kaçırdığım büyük balıkları buna dahil bile etmiyorum.
“Denizi mi kuruttunuz be” mübarek diyenler, “Bir dahaki sefere Allah daha çok nasip etsin” sözünü yürekten söyleyenlerdi.
Balık dönüşü Hüsnü Şahin bir-iki saat şekerleme yapmak üzere uzanır. Çok geçmeden uykusunda başlar söylenmeye.
“At,çek. At,çek.” Akşam olur, ahali toplanır.
Denizden taze tutulmuş balık yiyecek olanlar bir bir düşmeye başlar. Mehmet Talay dahil.
Kendisi “Bir dahaki sefere bende gelmek istiyorum “ demez mi?
Başarılı bir ekibi boz, araya “Acabaları” bolca söyletecek birisini kadroya dahil et.
Olmaz arkadaş. 68 adet ile başladık, ikinci etapta 52 taneye düşürdüler. Biz toplamda 143 adeti bulup, çıtayı yükselttik. Eğer ki Talay 144 adet sözü verirse, ben yerimi kendisine vereceğim.
Hodri meydan.
Not: Kıskanma ne olur, çalış seninde olur..