Finans piyasalarının son yıllarda geçirdiği dönüşüm, yalnızca küresel sermaye akımlarının yönünü değil, risklerin nerede biriktiğini de yeniden şekillendiriyor. Teknoloji odaklı girişimlerden devlet tahvillerine, dijital varlıklardan gayrimenkule kadar geniş bir yelpazeye yayılan “varlık türü bazlı yoğunlaşma” olgusu, finansal sistemin kırılganlık haritasını anlamak isteyenler için kritik bir gösterge niteliğinde. Çünkü bugün risk, artık tek bir kurumda değil; benzer türdeki varlıklara aşırı yüklenmiş yatırım davranışlarında ve portföy eğilimlerinde birikiyor.
Bu durumun en çarpıcı yönü, makroekonomik dalgalanmaların çok daha hızlı ve şiddetli şekilde varlık sınıfları arasında yayılabilmesi. Yatırımcılar, fon yöneticileri ve regülatörler açısından bu yoğunlaşma, bir yandan getiriyi optimize eden bir strateji olarak görülebilirken, diğer yandan tek bir şokun aynı anda birçok portföyü etkileyeceği bir kırılganlık zemini yaratıyor. Özellikle faiz dalgalanmaları, jeopolitik riskler ve likidite koşullarındaki değişimler, belirli varlık sınıflarında aşırı birikim olduğunda domino etkisi yaratabiliyor.
Teknoloji Hisseleri ve Dijital Varlıklar: Yeni Dönemin Çift Kutuplu Yoğunlaşması
Son on yılın en dikkat çekici örneği, teknoloji şirketlerinin piyasa değerindeki olağanüstü artışla birlikte hisse senedi piyasalarında oluşan yoğunlaşma. Kapitalin büyük bölümü yazılım, yapay zekâ, çip üretimi ve platform ekonomisi gibi alanlarda faaliyet gösteren dev firmalarda birikiyor. Bu durum, endekslerin yönünü birkaç güçlü şirketin belirlediği bir piyasa yapısı yaratıyor. Yatırımcılar açısından bu bir anlamda “güvenli liman” algısı oluşturuyor; fakat aynı zamanda kırılgan bir bağımlılık da doğuruyor. Çünkü bu şirketlerden herhangi birine ilişkin beklenti bozulması, tüm piyasa göstergelerini aynı anda aşağı çekebiliyor.
Dijital varlık tarafında ise yoğunlaşmanın bir diğer ucu bulunuyor. Kripto varlık piyasasında işlem hacimlerinin büyük bölümünün birkaç ana coin’de toplanması, çeşitlilik görünümünün yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. Yüzlerce alt token bulunsa da yatırım akımlarının ve fiyat oluşumlarının merkezinde sınırlı sayıdaki dijital varlık yer alıyor. Bu yapı, kripto ekosisteminde sistemik risk kavramının geleneksel finansla benzer biçimde çalışmaya başladığına işaret ediyor.
Gayrimenkul Piyasasında Yoğunlaşma: Şehirlerin Geleceğini Şekillendiren Etki
Gayrimenkul, uzun yıllar boyunca güvenli ve istikrarlı bir yatırım alanı olarak kabul edildi. Ancak son dönemde büyük şehirlerde konut ve ticari gayrimenkul piyasalarının belirli semtlerde aşırı değerlenmesi, mekânsal bir yoğunlaşma sorununu beraberinde getirdi. Sermayenin tek bir şehirde veya belirli lokasyonlarda toplanması hem fiyat dengesizliklerine hem de sosyal maliyetlere yol açıyor. Örneğin, kira şoklarının tetiklediği yaşam maliyeti artışları, kent içi gelir eşitsizliğini daha görünür hâle getiriyor.
Aynı zamanda ticari gayrimenkulde yaşanan segment bazlı yoğunlaşma—örneğin AVM yatırımlarının belirli bölgelerde yığılması—boşluk oranlarını artırarak finansal kurumlar üzerinde kredi riski yaratıyor. Bu durum, gayrimenkul sektörünün hem hane halkı hem de bankalar üzerinden sistemik bir etki üretebileceğini gösteriyor.
Tahvil Piyasasında Kamu Ağırlığının Artması: Güven mi, Gelecek Risk mi?
Bir diğer önemli yoğunlaşma alanı ise tahvil piyasaları. Pek çok ülkede kamu borçlanma gereğinin artmasıyla devlet tahvilleri finans sisteminin omurgası hâline geldi. Yatırımcıların portföylerinde devlet iç borçlanma senetlerine (DİBS) artan ağırlık vermesi, riskten kaçış dönemlerinde rasyonel bir tercih olarak görülse de uzun vadede faiz şoklarına duyarlılığı artırıyor.
Kamu borcunun artması, tahvil fiyatlarını ekonomik haberlere daha hassas hâle getiriyor. Bu nedenle varlık türü bazında devlet tahvillerinde oluşan yoğunlaşma, özellikle faizlerin hızlı yükseldiği dönemlerde bankaların ve portföy yönetim şirketlerinin bilançolarında zarar yazılmasına neden olabiliyor. ABD’de 2023’te yaşanan orta ölçekli banka iflaslarında bu mekanizma açıkça görülmüştü: Uzun vadeli tahvillere aşırı yoğunlaşmış bilançoların küçük bir faiz şoku karşısında hızla erimesi kaçınılmazdı.
Fonlarda Yoğunlaşma: “Herkes Aynı Yöne Bakarken” Riski
Portföy ve yatırım fonları, varlık türü bazlı yoğunlaşmanın en görünür alanı. Özellikle tematik fonların yükselişi, yatırımcıları belirli trendlere yönlendiriyor: sürdürülebilirlik, enerji dönüşümü, yapay zekâ, savunma sanayii gibi temalar etrafında yoğunlaşan fonlar, portföy çeşitliliğini artırır gibi görünse de gerçekte aynı segment içinde bir yığılma etkisi doğuruyor.
Bu tip fonlarda yaşanan yoğunlaşma, yatırımcı davranışını hızla homojenleştirdiği için, herhangi bir satış dalgası tüm portföylerin aynı anda değer kaybetmesine neden olabiliyor. “Herkes aynı hikâyeye inanırken” oluşan bu kırılgan yapı, likidite sıkışıklığında ciddi fiyat oynaklıklarının zemini hâline geliyor.
Regülasyon ve Denetim Açısından Yeni Gündem: Yoğunlaşma Göstergelerinin İzlenmesi
Bugünün finans dünyasında regülatörlerin odak noktası, artık sadece kurum bazlı riskler değil. Varlık türü bazlı yoğunlaşma göstergeleri, sistemik risk erken uyarı sistemlerinin önemli bir bileşeni hâline geldi. Birikimlerin nerede yoğunlaştığını izlemek, finansal istikrarın sürdürülebilirliği açısından kritik.
Merkez bankaları ve gözetim otoriteleri, stres testlerinde artık varlık türlerini ayrı bir risk faktörü olarak ele alıyor. Özellikle teknoloji hisseleri, yeşil yatırım fonları, dijital varlıklar, devlet tahvilleri ve konut piyasası gibi segmentlerde yoğunlaşma eğilimlerini yakından takip etmek, muhtemel şokların etkisini azaltmak için şart.
Sonuç: Çeşitlilik Yanıltıcı Olabilir, Yoğunlaşma Gerçeği Kalır
Varlık türü bazlı yoğunlaşma, finansal sistemin yeni gerçeklerinden biri. Yatırım stratejilerinin çeşitlilik görüntüsü altında aslında belirli varlıklara bağımlı hâle gelmesi hem bireysel yatırımcılar hem de büyük kurumlar için risk yönetiminde farklı bir perspektif gerektiriyor. Esasen mesele, “portföyde kaç farklı varlık olduğu” değil; bu varlıkların ne kadar bağımsız hareket ettiği.
Ekonomik dalgalanmaların daha kısa sürede daha geniş etki yaratmasının nedeni de tam olarak bu: Sermaye, giderek daha az sayıda varlık türünde toplanıyor. Bu nedenle hem yatırımcıların hem de politika yapıcıların, görünmez yığılmaları fark ederek risk sinyallerini doğru yorumlaması her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar