Vatandaş da kanmasın artık..

Abone Ol

O buluşmada yapılan konuşmalar bugünü de çok iyi anlattığı ve seçilmiş ve seçilecek kişilere de iyi bir örnek olacağı için..
Hatırlatmakta yarar görüyorum..
Eminim, çok işinize yarayacak..

Menderes Türel’in, İstanbul’daki çok önemli bir uluslararası toplantı nedeniyle katılmadığı ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla biraraya gelen Selahattin Tonguç (CHP), Hasan Susaşı (DYP), Bekir Kumbul (CHP) ile Mustafa Akaydın (CHP) “Antalya’nın çarpık kentleşmesi” konusunda ilginç (bana göre kabul edilemez) açıklamalar yapmışlardı..
Bunu sizlere (bir kez daha) anlatmam gerekiyor..

Dört başkan, Antalya’nın çarpık kentleşmesi konusunda (hep yaptıkları gibi) kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” olarak gösterdiler..
Ve meclis üyelerini suçladılar..
Kendi partilerinin il başkanlarını suçladılar..
Hatta, partilerinin genel başkanları ile yöneticilerini “çarpık kentleşmenin suçlusu” ilan ettiler..
Tonguç, “Çevre Müdürlüğü kurdum, çevresel plan hazırladım, ama meclis üyelerimin hakkından gelemedim” dedi..
Subaşı, başkan olduktan 15 gün sonra partisinin il başkanı tarafından makama çağrılıp, “şunları yapacaksın” denildiğini ve şok yaşadığını söyledi..
Kumbul, “iki meclis üyem vardı, rantın hakkından gelemedim” diye konuştu..
Akaydın da, meclis üyeleriyle ilgili aynı sorunlarla karşılaştığını ve hala da yaşadığını ifade etti..
İçlerinden biri de çıkıp, “yahu bizim de şu konuda bir suçumuz, eksiğimiz veya fazlamız vardı” demedi..
Hepsi de sütten çıkmış ak kaşık gibiydi maşallah..

“Siyasi disiplin”i anlarım..
Ama..
Özellikle bir “seçilmiş”in, yaşadığı kentin geleceğini karartacak işler konusunda “eli-kolu bağlı” kalmasını ya da elini-kolunu bağlayacak kişilere prim vermesini anlamam..
Örneğin..
O tarihlerde Muratpaşa Başkanı Süleyman Evcilmen, katıldığı bir radyo programında, şu çarpıcı açıklamayı yapmıştı:
“Kent merkezinde yapılmak istenen bir AVM için, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir şahıs koltuğunun altında AVM için 25 binlik plan dosyasını meclise getiriyor.. Adeta meclis içine holding giriyor.. Bu kişi adeta Büyükşehir Belediyesi görevini üstleniyor..”
Bu adam kim?
Bir işadamı..
Koltuğunun altında dosyayla nereye geliyor?
Büyükşehir Meclisi’ne..
Ne istiyor?
Yapmak istediği AVM için 25 binlik plan değişikliğinin meclisten geçmesini..
Bunu, Büyükşehir Başkanı’nın haberi ya da onayı olmadan yapabilir mi?
Yapamaz..
Başka bir soru:
Bu işadamına, “koltuğunun altına dosyanı al meclise git, orada 25 binlik planın geçmesi için gereken baskıyı yap” diye, CHP’nin il başkanı ya da genel başkanı mı göndermiştir?
Hiç sanmıyorum..
Bu işadamı, bu cesareti ve tavizi ancak bir “başkan”dan alabilirdi..
O kişi ne kadar uğraştı bilemem, ama..
25 binlik plan geçtiğimiz ay “CHP’lilerin oylarıyla” meclisten geçti..

Diyelim ki, il başkanı veya partisinin genel başkanı, “bu işadamı koltuğunun altında bir AVM dosyası ile gelecek ve meclisten 25 binlik planın geçmesini isteyecek, bunu gerçekleştir” dedi, böyle bir talimat verdi..
Burada Başkan’ın yapması gereken şey şudur:
KENTİNİ DÜŞÜNEN BİRİYSE: Böyle bir talebi derhal reddetmeli, engel olmak için elinden geleni yapmalı, konuyu kamuoyuna aktarmalı ve partisinden ayrılmayı göze almalıdır..
KENDİNİ DÜŞÜNEN BİRİYSE: “Emriniz başüstüne” demeli, suçu meclis üyelerinin üzerine atarak işin içinden sıyrılmaya çalışmalı ve bir dahaki seçim için (başkanlık ya da milletvekilliği için) yolunu açık tutmalı..
Bu dört başkan, sizce hangisini yapmıştır?
Bu tür örnekleri ve bununla ilgili açıklamaları çoğaltabilirsiniz..

Şimdi Başbakan çıksa, (atıyorum) yapılan bir enerji santrali nedeniyle Bakan’larını ve partisinin milletvekillerini suçlasa, bunu kimse kaale alır mı?
Herkes, “Başbakan sensin, biz seni biliriz” demez mi?
Belediye Başkanı da, bir kentin Başbakan’ı değil midir?

Özetle..
Bir belediye başkanı, meclis üyelerini, kendi partisinin il ve genel başkanını suçluyorsa..
O belediyede “başkan” olarak kalmamalıdır..
Kalıyorsa..
Önce kentine, sonra da kendine ihanet ediyor demektir..
Kendi siyasi çıkarı ve geleceği için kenti kurban ediyor demektir..
“Sorumluluk” önce başkanlarındır..
Kimse vatandaşı kandırmasın..

Vatandaş da kanmasın tabii..