Gündem

Veli- Der, 2022-2023 raporunu paylaştı 

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şubesi 2022-2023 eğitim-öğretim yılı raporu ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunarak, “Çocukların yeri organize sanayi bölgeleri, fabrikalar, atölyeler, marketler değil okullardır” dedi 

Abone Ol

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, 2022-2023 eğitim-öğretim yılı raporunu değerlendirdi. Eğitimde yaşanılan sorunları dile getiren Koç, “Yaşanan sorunlar ülkemiz tarihinde görülmemiş boyuta ulaşmış durumdadır. Çocuklar açlıkla yoksullukla baş başa bırakıldı. Tüm öğrenciler için ücretsiz yemek, su ve düzenli maddi eğitim desteği 

Salgın, zamlar, ekonomik kriz ve seçim sonrası daha da artan ekonomik kayıplarla birlikte artan yoksulluk en çok çocukları etkiliyor. Ücretsiz okul yemeğinin yalnızca okul öncesi eğitim ve taşımalı eğitimden yararlanan öğrencilerin devam ettiği pansiyonlu 

okullarda dağıtılacağı açıklaması çocukların yaşadığı gıdaya ulaşım sorununda bir algı yaratmanın ötesine geçmemekte ve yaşanılan beslenme sorununa çözüm olmaktan son derece uzaktır. Yalnızca 2020 verilerinde dahi ülkemizdeki çocukların yüzde 44,3’ü yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya bırakılmıştı. Açlık sınırı 9.814 TL’ye, yoksulluk sınırı 33.948’e ulaşmıştır. 10 milyon işçi asgari ücretle veya asgari ücret civarında çalışmaktadır. Yoksulluğun, zamların artışı ile beraber en az iki çocuğumuzdan biri açlığı, yoksulluğu yaşıyor” dedi.  

 

Yeterli ve dengeli beslenme  

Dengeli beslenmenin  önemine değinen Koç, “Okullarda yetersiz ve dengesiz beslenme sorunu kadar önemli bir sorun olan sağlıklı içme suyuna erişimdir.Tüm okullarda,üniversitelerde tüm öğrenciler için ücretsiz yemek ücretsiz sağlıklı içme suyu uygulaması başlatılmalıdır. Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan tüm çocuklara her ay düzenli maddi eğitim desteği verilmelidir. MEB’in TBMM’de açıkladığı verilere göre; ilkokulda 11 bin 654 öğrenci, ortaokulda 28 bin 421 öğrenci, lisede 240 bin 668 öğrenci 

örgün eğitim dışına çıkmıştır. Asıl gerçek ise çok daha vahimdir. Yoksulluğun derinleştiği her gün kitlesel okul terki yaşanmaktadır.2021-2022 eğitim öğretim yılında 570 bin 293 çocuk herhangi bir eğitim kurumuna kayıtlı değildi. Bu çocukların nerede olduğuna,ne yaşadığına ilişkin en ufak bir bilgi yok. Açık öğretim ortaokul ve liselerindeki öğrenci sayısı 1 milyon 738 bin 198 ile zirveye ulaştı. Mesleki eğitim merkezleri adıyla 9. sınıftan 13 yaşından itibaren mevzuatta haftanın 4 günü fiiliyatta çoğunlukla haftanın tamamı esnek çalışma koşullarında çalıştırılan çocuklar ise kağıt üzerinde okulda gösterilip fiilen örgün eğitim dışına 

Çıkarılmış öğrencilerin sayısı ise bir yıl içinde yüzde 784 artışla 1 milyon 405 bine ulaşmıştır. 

Evlenme, nişanlanma durumunda örgün eğitimle ilişikleri kesilir denilerek çocuk yaşta evlilikler yasallaştırıldı. Gerçeklerin üzerini örten açıklamalarıyla inandırıcılığı kalmayan TÜİK verileri bile gerçeklerin üzerini örtmeyi başaramıyor.2021’de yalnızca 16-17 yaş 

grubunda 14 bin çocuk resmi olarak çocuk yaşta ve zorla evlendirildi. TÜİK 2022 verilerine göre ise 15-19 yaş aralığında 856 bin öğrenci örgün eğitim dışına çıkmıştır. Bu çocuklarımızın 556 binini kız çocukları oluşturmaktadır. Bu sayı buzdağının görünen yüzü bile değil. 6 yaşında “evlendirilen” H.K.G’nin davası devam ediyor.H.K.G cesaretle 

açıklamasaydı 6 yaşındaki çocuklara kadar uzanan bu karanlığı kimse bilmeyecekti. 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2021-2022 eğitim öğretim yılı okullaşma istatistiklerine göre ilkokulda 195 bin, ortaokulda 298 bin, lisede 373 bin kız çocuğu eğitimin dışındadır. Açık öğretimde okuyan kız çocuğu sayısını ise 636 bin 270 olarak belirten 

istatistikler, toplamda 1,5 milyonu aşkın kız çocuğunun eğitim sisteminin dışında bırakıldığını göstermektedir” diye konuştu.  

 

‘Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır’ diyen Koç, “Çocuklarımızın eğitim hakkı talebimize karşı yok denilen bütçelerin aslında olduğunu ancak bize ait olan halkın bütçesinin çocuklarımızın eğitim hakkından yana kullanılmadığını biliyoruz. Örneğin mesleki eğitim merkezlerinde 9.10.11. sınıflarda olan çocuklara verilen asgari ücretin yüzde 30’u,12.sınıflardaki çocuklara 

verilen asgari ücretin yarısı olan rakamlar kamu kaynaklarından, bize ait olan kaynaklardan karşılanmakta, çocuklarımız bizim vergilerimizle bedava iş gücü haline getirilmekte ve okullardan koparılmaktadır. Özel meslek liselerinin sahiplerine ise teşvik adı altında her yıl milyonlarca lira aktarılmaktadır. TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) başkanı, “Bizim çıraklarımız çocuk işçi değildir, onlar ustalarından meslek 

öğrenen öğrencilerdir.” cümleleri ile son derece bilinçli bir şekilde çocuk işçiliğini meşrulaştırmaya çalışmaktır. Çocukların yeri organize sanayi bölgeleri, fabrikalar,atölyeler,marketler değil okullardır. Son 21 yılda en az 888 çocuk çalıştırılırken iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. Geçtiğimiz hafta atölyede değil okulda olması gereken 13 yaşında bir çocuk Ankara’da çırak olarak çalıştırıldığı oto tamir atölyesinde üzerine yük asansörünün düşmesi sonucu yaşamını kaybetti. Ölümünün bir yakını onu aradığı için ancak 3 saat sonra fark edilmesi ise çocukların yaşamlarının yok sayıldığının ve esnek çalışma saatlerinin, koşullarının açık kanıtıdır. Mesleki eğitim verilen kurumlarda ve örgün eğitim dışına çıkarılan çocuklarımızın eğitim hakkı ellerinden alınmakta, bedava iş gücü haline getirilmekte aynı zamanda yaşam riski ile de karşı karşıya bırakılmaktadır. 2013’te meslek liselerinde okul ortamında ve işletmelerde 239 “iş kazası” yaşanmışken 2019’da bu sayı 2 bin 385 oldu. Ayrıntılı veri olmadığı için çocukların hangi “kazaları” yaşadıkları sonuçlarına ilişkin hiçbir açıklama, veri yok” dedi.  

 

‘Deprem önlemleri şart’  

MESEM uygulamasına ve özel meslek liselerine verilen teşviğe son verilmesi gerektiğini anlatan Koç, “ MESEM için ayrılan kamu kaynakları için ayrılan bütçe ve bugüne kadar özel meslek lisesi sahiplerine verilen ücretler geri alınarak bu rakamlar açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan ailelerin çocuklarına eğitim desteği/bursu olarak verilmelidir. Örgün eğitim dışına çıkarılan çocukların okullara geri dönüşü sağlanmalıdır. 1998’de eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe yüzde 30,03 iken bu oran son 21 yıl süresince düşürüldü. Eğitim yatırımlarına 2002’de MEB bütçesinden yüzde 17,18 pay ayrılırken 2023 yılı için eğitim yatırımlarına ayrılan pay 9,18’dir. 2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 10,79 iken,2023 bütçesi mali bütçe kanun teklifi ile bu oran yüzde 9,64’e geriledi. Bütçedeki bu rakamlar ne olanakların daralması,ne de seçeneksizliktir,bir tercihtir.Ve bu tercih çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana değildir. Eğitime yeterli bütçe ayrılmalıdır. MEB verilerine göre deprem yönetmeliğinden önce inşa edilmiş okul sayısı 31 bin 307 ‘dir. Son on yılda yalnızca 5000 okula depreme dayanıklılık testi uygulanmış, bunların 1500’ü depreme dayanıklı olmadığı için yıkılmış, 2000 okul güçlendirilmiştir. Sadece İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi 10 büyük şehrimizde yıkılıp yapılmayan okul sayısı 234 tür. Bu okulların ihaleleri ödenek yokluğu gerekçesiyle iptal edilmiştir; ancak diğer taraftan özel meslek lisesi sahiplerine teşvik adı altında milyonlarca lira,25 Mayıs 2022 tarihinde bakanlık bütçesinden yalnızca Maarif Vakfına 1 miyar 871 milyon lira aktarılmıştır ve 2023’te Maarif Vakfı’na 3,5 milyar TL kaynak öngörüldüğü MEB Denklik Yönetmeliği’nde yer alan değişiklikle açıklanmıştır. Deprem gerçeğimiz son derece açıkken son yıllarda ülkemizin bir çok yerinde ve deprem bölgesinde art arda depremler yaşanıyorken bu gerçek yokmuş gibi davranılmasını kabul etmiyoruz. Söz konusu olan milyonlarca yaşamdır. Okullar biz velilerin vergileri ile ayakta. Vergilerimizin bize ait olan kamu kaynaklarının güvenli eğitim hakkı, yaşam hakkı için kullanılmasını istiyoruz. Okullarda depremle ilgili önlemler bir an önce alınmalı, deprem riski nedeniyle yıkım kararı verilen okullarda güçlendirme değil yıkım kararı uygulanmalıdır” şeklinde konuştu