Türkiye’de çalışan milyonlarca ücretli için maaş bordrolarında yer alan bir satır, yılın başından sonuna kadar cüzdanlarını etkileyen en önemli unsur olarak öne çıkıyor: Gelir vergisi dilimleri. Bu dilimler, sadece teknik bir hesaplama aracı gibi görünse de aslında çalışanların yıl içinde neden maaşlarının azaldığını, alım güçlerinin neden düştüğünü ve ülke ekonomisindeki bazı yapısal dengesizlikleri çok iyi özetliyor.
Vergi Dilimi Nedir? Neden Önemlidir?
Gelir vergisi, Türkiye’de kazanç elde eden herkesin ödediği bir vergi türüdür. Ücretliler için bu vergi genellikle “kaynağında” yani maaş ödenirken kesilir. Ancak burada asıl önemli olan, ne kadar vergi kesileceğini belirleyen vergi dilimleridir.
Vergi dilimi, bir yıl boyunca elde edilen gelir arttıkça artan oranlı bir şekilde daha yüksek vergi ödemenizi sağlar. Örneğin yılın başında maaşınız %15 vergi dilimine girerken, yıl ortasında bir üst dilime çıkarsınız ve bu sefer maaşınızdan %20 ya da %27 oranında vergi kesilmeye başlar. Bu durum, özellikle yüksek enflasyonun olduğu dönemlerde reel geliri iyice aşındırır ve çalışanı zor durumda bırakır.
Vergi dilimleri; kamu gelirlerini artırmak için güçlü bir araç olabilir. Ancak adil ve güncel tutulmadığında, özellikle ücretliler üzerinde büyük bir yük oluşturur. İşte tam da bu nedenle, milyonlarca çalışan yılın ikinci yarısından itibaren “maaşım neden azaldı?” sorusunu sık sık sormaya başlar.
Vergi Dilimlerinin Geçmişi ve Günümüzdeki Durumu
Türkiye’de gelir vergisi dilimleri yıllık olarak belirlenir ve genellikle yılın başında Resmî Gazete ’de yayımlanır. 2025 yılı için örneğin; ilk dilim 110 bin TL’ye kadar gelir için %15, 110 bin TL ile 230 bin TL arası gelir için %20, daha sonra %27 ve en üst dilimlerde %35 gibi oranlar uygulanıyor.
Teoride, bu sistem artan oranlı vergilendirme sayesinde yüksek gelirliyi daha fazla, düşük gelirliyi daha az vergilendirmeyi hedefler. Ancak pratiğe baktığımızda, asıl yükün orta gelir grubuna, yani sabit ücretlilere bindiğini görüyoruz.
Peki neden? Çünkü vergi dilimleri belirlenirken enflasyon kadar artırılmazsa, çalışanlar yılın çok erken döneminde üst dilimlere girer. Örneğin bir çalışan ocakta 30 bin TL brüt maaş alıyorsa, yılın ikinci yarısında toplam gelir eşiği aşıldığı için %20 veya %27’lik dilime girer ve net maaşı düşer.
Bu durum “vergi adaleti” tartışmasını gündeme getirir: Ücretlinin yıllık reel gelirinde bir artış olmamasına rağmen, nominal artıştan dolayı daha yüksek vergi dilimine girmesi aslında gizli bir vergi artışı anlamına gelir.
Kim Daha Çok Etkileniyor?
En çok etkilenen kesim; maaşı yıl boyunca sabit kalan, gelirini ücret olarak elde eden milyonlarca beyaz ve mavi yakalı çalışandır. Serbest meslek sahipleri veya ticaret erbabı, beyanname ile vergi ödedikleri için gider gösterebilir ve vergisel avantajlar elde edebilirken, ücretlilerin bu şansı yoktur.
Bir diğer deyişle, ücretliler vergiyi peşinen ve tam olarak öderken, bazı meslek grupları kazançlarına göre daha esnek bir vergilendirme avantajına sahip olabilir. Bu da sistemin “ücretli aleyhine” çalışmasına neden olur.
Sendikalar ve bazı meslek örgütleri uzun zamandır vergi dilimlerinin yeniden düzenlenmesini, en azından yeniden değerleme oranının üstünde artırılmasını savunuyor. Çünkü aksi hâlde çalışan daha yıl bitmeden üst dilime giriyor ve ay sonunda aldığı net maaş düşüyor.
Vergi Dilimleri ve Enflasyon Sarmalı
Türkiye’de enflasyonun yüksek olduğu yıllarda vergi dilimlerinin yeterince artırılmaması, ücretlilerin yükünü daha da ağırlaştırıyor. Örneğin; enflasyon %60 iken vergi dilimlerinin sadece %25-30 artırılması, reel olarak daha çok vergi ödenmesi anlamına geliyor.
Bu durum “brüt maaşlar artıyor ama net maaşlar aynı kalıyor ya da azalıyor” şikâyetini doğuruyor. Dolayısıyla vergi dilimlerinin güncellenmesi sadece teknik bir hesaplama değil, aynı zamanda ücretlilerin alım gücüyle doğrudan ilgili bir sosyal politika meselesi hâline geliyor.
Çözüm Önerileri ve Tartışmalar
Ekonomistler ve sendikalar, özellikle ücretlilerin enflasyondan korunması için şu önerileri sık dile getiriyor:
*Vergi dilimlerinin, resmi enflasyon oranının üzerinde artırılması
*Asgari ücret kadar gelirden vergi alınmaması
*Ücretliler için asgari geçim indirimi veya benzeri bir vergi avantajının yeniden getirilmesi
*Vergi sisteminde daha adil, dengeli bir yapı kurulması
Bunlar yapılmadıkça, ücretliler yıl içinde “maaşım neden düştü?” demeye devam edecek; vergi sistemi de sosyal adalet tartışmalarının merkezinde kalacaktır.
Sonuç: “Vergi Dilimi” Küçük Bir Rakam Değil, Büyük Bir Etki
Sonuç olarak, vergi dilimleri sadece bordronun bir köşesinde duran rakamlar değil; milyonlarca çalışanın yıl boyunca hissettiği bir gerçekliktir. Ekonomi büyürken de enflasyon yükselirken de çalışanlar için hayat pahalılığına karşı bir koruma kalkanı olması gerekirken; günümüzde çoğu zaman ek bir yük hâline geliyor.
Bu tablo, vergi politikasının gelir dağılımını nasıl etkilediğinin ve sosyal adaletin neden sadece teoride değil, pratikte de savunulması gerektiğinin en somut örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.
Kaynak: Resmî Gazete vergi tarifeleri
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com