Antalya Haberleri

‘Vitrin değil dirençli bir gelecek kurmalı’

JMO Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, COP31 İklim Zirvesi’nin Antalya için yalnızca bir tanıtım organizasyonu değil, iklim fonlarıyla kenti afetlere karşı dirençli hale getirecek kalıcı kazanımların başlangıcı olması gerektiğini söyledi.

Abone Ol

Kasım ayında düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi ile dünya diplomasisinin kalbi Antalya’da atacak. Birleşmiş Milletler İcra Heyeti’nin kente gelmesi ve EXPO 2016 alanında gerçekleştirdiği ziyaretlerle birlikte dev organizasyonun hazırlık sürecinin fiilen başladığı görülürken, Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, zirvenin yalnızca tanıtım ve konaklama odaklı değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. COP31 kapsamında 193 ülkeden yaklaşık 80 bin üst düzey katılımcının Antalya’ya gelmesinin beklendiğini hatırlatan Karancı, “Otellerimiz dolacak, şehir vitrinde olacak. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Bu zirve bittikten sonra Antalya’ya ne kalacak?” dedi.

Antalya iklim krizini yaşıyor

Antalya’nın iklim krizini artık teorik değil, fiilen yaşadığını ifade eden Karancı, son yıllarda yaşanan doğa olaylarına dikkat çekti. ‘Eskiden günlerce süren, toprağı doyuran ‘kadı kaçıran’ yağmurlarımız vardı. Bugün ise bir saatte koca şehri suya teslim eden yağışlarla karşı karşıyayız’ diyen Karancı, Manavgat’ta yaşanan büyük orman yangınlarını, göllerin çekilmesini ve yeraltı sularının her yıl daha derine kaçmasını hatırlattı. Yaz aylarında artan kuraklık, kış aylarında ise yıkıcı sellerle karşılaşıldığını belirten Karancı, “Bir sarkaç gibi bir kuraklığa, bir sele çarpıyoruz. Bu tablo Antalya’nın artık iklim krizinin merkezinde olduğunu gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in COP31 için Antalya’yı seçmesi bir tesadüf değil, acı bir farkındalığın sonucudur” ifadelerini kullandı.

‘Odak iklim fonları olmalı’

COP31’in asıl öneminin ekonomik ve yapısal kazanımlarda yattığını vurgulayan Karancı, dünyada iklimle mücadele için ayrılmış 100 milyar dolarlık dev fonların masaya yatırılacağını söyledi. “Yeşil İklim Fonu, Dünya Bankası ve Küresel Çevre Fonu gibi mekanizmalar aracılığıyla hangi ülke ve kentlerin ne kadar kaynak alacağı konuşulacak. Bizim derdimiz otel konaklama bedelleri değil, Antalya’nın bu fonlardan hak ettiği payı almasıdır” dedi. Karancı, alınacak kaynakların beton projelere değil, kenti koruyacak bilimsel altyapılara yönlendirilmesi gerektiğini belirterek, Antalya’da uluslararası statüde bir İklim ve Afet Direnç Merkezi kurulması çağrısında bulundu.

Temel, mühendislik ve bilim

Bu merkezin Antalya’nın tüm verilerini dijitalleştirerek bir Dijital Kent İkizi oluşturması gerektiğini söyleyen Karancı, “Felaket olduktan sonra değil, felaket olmadan önce riskleri öngören; tarımı, su kaynaklarını ve turizmi koruyacak bilimsel rotalar çizen bir yapıya ihtiyacımız var. COP31’de sadece siyasetçiler değil, mühendisler, bilim insanları ve yerel yönetimler aynı masada olmalı” diye konuştu. İklimle mücadelenin yalnızca söylemlerle yürütülemeyeceğini vurgulayan Karancı, “Bu iş ‘yeşil’ kelimesini kullanmakla olmaz. Bu bir bilim, teknik ve mühendislik meselesidir. Bu kentin jeolojisini, zeminini, suyunu ve kırılgan noktalarını en iyi bilenler mühendislerdir. Mühendislerin olmadığı her plan eksiktir, her proje risklidir” dedi. Mustafa Karancı, COP31’in Antalya için yalnızca prestijli bir ağırlama organizasyonu olarak kalmaması gerektiğini belirterek, “Bu zirve, Antalya’nın afetlere karşı zırh kuşandığı, bilim ve mühendislikle yeniden planlandığı bir dönüm noktası olmalıdır. Antalya sadece bir vitrin değil, dirençli bir geleceğin kalesi olmalıdır” dedi.