Bir zorluğu omuz omuza verdiğiniz bir yakınınızla aşmak kadar keyifli bir şey olabilir mi?
Ancak günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte yaşamımıza sirayet eden sanal dünya, bu mutlak olması gereken sosyal ilişkilerimizi ciddi derecede törpüledi. İlişkiler git gide zayıfladı. Öyle ki, bugün değil birlikte iş yapmak, komşular birbirini tanımıyor neredeyse…
Oysa yardımlaşma ve dayanışma yüce dinimiz İslam’ın da temel öğretilerinden biri. İslam, bir yardımlaşma dini. Daha önce hiçbir din veya fikir sistemi bu konuya İslamiyet kadar eğilmediği gibi uygulanışını da bu kadar geniş boyutlara ulaştıramamıştır. Hiç şüphe yok ki, insanlık tarihi boyunca olduğu gibi bugün de hiçbir toplumda, ortak bir hayat ve geleceği paylaşan insanlar aynı düzeyde değil. Zayıfı, güçlüsü, fakiri, zengini var. Yaratılıştan gelen bu farklılıkla hayatın içinde yoğrulan insanlar muhakkak birbirlerine ihtiyaç duyar. Pek çok ve değişik konuda zengin fakire, güçlü zayıfa başvurmak zorunda kalır. Her insanın ister istemez bir başkasının gücüne, parasına, fikrine muhtaç olduğu inkar edilemez bir gerçektir velhasıl...
İşte bu muhtaçlık, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı zorunlu kılar. Çünkü yardımlaşma, toplum halinde yaşamanın doğal bir sonucudur. Hem başkaları ile yaşamak, hem yardıma ihtiyaç duymamak imkansızdır. Bunun için yüce dinimiz yardımlaşmayı, bütün maddi ve manevi hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dini-ahlaki bir görev olarak ortaya koymuştur. Yardım anlayışının özünde fedakarlık vardır. Maldan sevgiye kadar her şeyin bir başkasına verilmesi söz konusudur. Bu verme işi bazen, zekat ve fitrede olduğu gibi mecburi olsa da, çoğu zaman tamamen isteğe bağlıdır. Zekat belli bir miktarda verildiği halde sadakanın sınırı yoktur, dileyen dilediği kadar verir. Böylece Müslümanlar arasında en geniş manada yardımlaşma yapılır. Yardım yapmakla yoksullar korunmuş olur. Onların maddi ihtiyaçlarının giderilmesi ile fenalık yapmaları önlenir. Çünkü fakirlik ve açlık, zayıf karakterli insanları çoğu zaman kötülüğe sürükler. Yardım yapanla yapılan arasında sevgi bağı güçlenir. Yardım yapılarak topluma kazandırılan kişiler kin, haset, düşmanlık gibi kötü duygulardan kurtulur, zenginin malında gözü olmaz. Peygamber Efendimiz, “Veren el alan elden üstündür” buyurmuştur. Bu hadisle anlatılan, yardım edilen değil yardım eden kişi olmanın üstünlüğüdür…
Sıkıntı ve darlık zamanlarında yardım, anlayış ve sevgi görenler, sıkıntılarını atlatınca çalışıp kazanmaya, alan değil veren kişiler olmaya çalışacaktır. Bu da toplumda bir fazilet yarışı başlatacaktır şüphesiz…
Yardımlaşmanın yaygın olduğu toplumlarda dostluk duyguları güçlü olur; zenginlik ve refah artar, fakirlik azalır. Dinimizin hoş görmediği dilencilik ortadan kalkar, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi suçlar en aza iner. Tabi dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur; Yardım Allah rızası için yapılır. Allah (c.c) rızası gözetilmeden yapılan iyilikte riya ve gösteriş, veya çıkar düşüncesi vardır. Ki, günümüzde maalesef bunun örneklerini sıklıkla görüyoruz. Üstelik sadece fertlerde değil, kurumlarda da bu riyakar anlayışla karşılaşıyoruz. Daha önceki birçok yazımda da bunun örneklerini anlatmıştım. Adam sözümona hayır hasenat yapıyor, ihtiyaç sahibine yardımda bulunuyor, ertesi gün bütün gazetelerde herkes okuyor. Bir hayır kurumu güya öğrenci okutuyor, burs veriyor, sonra yılın belli dönemlerinde bu öğrencilerini afişe ediyor. Oysa ne demişti Peygamber Efendimiz, “Sağ elin verdiğini sol el duymayacak..” Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise yapılan yardımların başa kakılmaması…
Başa kakılarak yapılan yardımın sevabı yok olur. Hiç şüphe yok ki, başa kakmanın vereceği üzüntü, maddi yardımın sevincinden çok daha fazla olacaktır. Hayır hasenat yapıyorum diye yoksul asla küçük düşürülmemelidir…
Ve asla unutulmamalı ki, mezara insanla beraber üç şey gider; Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi (aile ve malı) geri döner…