27 MAYIS’A BAŞKA TÜRLÜ BAKMAK
Reklam
Reklam
Eşref Ural

Eşref Ural

27 MAYIS’A BAŞKA TÜRLÜ BAKMAK

09 Mayıs 2018 - 00:01

            Babam, iflah olmaz bir CHP’li idi. Bazen “gaza gelir” ve o gür sesiyle, “1956 senesinden beri Halk Partılıyımdır” diye bağırırdı. Devir Kenan Evren devri, yine babamın deyimiyle, “Evran Paşa” dönemi, 1980’li yıllar. Annem korkuyla etrafına bakınır ve babama çıkışırdı; “sus oğlum duyan muyan olacak!” Babam da gazı almış, hiç durur mu; “duyarlarsa duysunlar yahu, bizim Karaköy’lü olduğumuzu bilmiyorlar mı?” diye cevaplardı annemi. (Karaköy, Burdur’un bir köyüdür ve bu köydeki herkes, yediden yetmişe, solcu ve CHP’lidir.)

                                    “Çok gabadayı adamdı”                               

            Herhalde tarih sevgisini babama borçluyum. O inanılmaz güçlü hafızasıyla, an be an, 1950’den bu güne bütün Türkiye siyasi tarihini bir masal gibi anlatırdı bana. Ama ne vakit 27 Mayıs Darbesi’ni anlatsa, ne vakit Menderes’in adını ansa, her seferinde, “çok gabadayı adamdı, yazık oldu” der, susardı. O çocuk aklımla hemen dikilirdim karşısına; “sen Halk Partili değil misin, niye üzülüyorsun o sağcı adama, hem zaten vatanı da satmıştı” diye çıkışırdım. Babam benimle laf dalaşına girmeye asla gerek duymaz, aynı kelimeleri tekrar ederdi usulca; “çok gabadayı adamdı…” Babam da “çok cahil” adamdı canım! Hem Halk Partiliyim diyeceksin, hem de vatanımızı Amerika’ya satmış bir vatan haini sağcı politikacıyı sevgiyle hatırlayacaksın, yazık oldu diyeceksin, rahmet dileyeceksin, olacak iş miydi bu Allah aşkına!?

                                         Ayrıştırmak şart mı?                                   

            Evet, maalesef bu ülkenin insanında ve özellikle aydınında, böylesi bir düşünsel arıza var ve yüz yıldır, aşılacağı yerde, daha da kökleşerek devam ediyor. Aktörleri, olayları ve tarihsel süreçleri hep kategorize ederek analiz yapmaya meyilliyiz. Örneğin Enver Paşa Alman ajanı, Mustafa Kemal Paşa İngiliz ajanı, Menderes Amerikan ajanı… Geçen yüz yıla damgasını vurmuş, hepimizin kaderine hükmetmiş üç devlet adamımıza taktığımız sıfatlara bakar mısınız? Böyle mi konuşacağız? Böyle mi tarih felsefesi yapacağız? Çok zorlu ve çok meşakkatli geçeceği şimdiden belli bir 21. yüzyılı bu kafayla mı geçeceğiz? Geçebilecek miyiz? Bu memlekette hem İttihat Terakki’ye hem II. Abdülhamit’e aynı ölçüde değer vermek bu kadar güç müdür? Bu ülkede gerek Enver Paşa’yı gerekse Mustafa Kemal Atatürk’ü aynı duygularla sevmek bu kadar zor mudur? Bu topraklarda hem Necip Fazıl’ı hem de Nazım Hikmet’i anlamak ve değer vermek bu denli imkânsız mıdır? Bu ülkede hem Halk Partili olmak hem de 27 Mayıs ihtilâli yanlıştı demek bu kadar mı zor, bu kadar mı imkânsızdır? Bir memleket, kül halinde, hatasıyla, sevabıyla, iyisiyle, kötüsüyle bir bütün olarak sevilemez mi?

                                       Sehpada bir başvekil, iki nazır!

             Kuşkusuz Menderes’in de hataları olmuştur, kuşkusuz 1957 seçimlerindeki tablo onun moralini bozmuş ve muhalefet cephesini susturmak için haddini aşan çıkışlar yapmıştır, elbette kimi durumlarda gaflet içine düşmüştür, yanlış yapmıştır, şudur, budur. Ama bunun için bir askeri cunta marifetiyle milletin seçtiği bir  sadrazamı (başbakan) idam sehpalarına göndermek de neyin nesidir? Osmanlı bile ömrünün son yüz yılında neredeyse hiç sadrazam asmadı, ama Cumhuriyet, daha kırk yaşına basmadan bir sadrazam ve iki de nazırını sehpada sallandırabildi.

                                      Ve idam sırası gençlerde!

             Elbette “sehpalar” kurulduktan sonra sallanacak adam bulmak zor olmazdı bu topraklarda. Menderes’in, Polatkan’ın ve F. Rüştü Zorlu’nun infazından on yıl sonra, bu kez üç devrimci genç aynı sehpada sallanıyordu; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan. Ve  on yıl daha sonra, onlarca sağcı-solcu genç sallandırılacaktı aynı idam sehpalarında, babamın “Evran Paşa’sının” talimatnamesiyle…

             Demem o ki abiler, eğer bu millet kaderine ve tarihine hükmetmiş evlatlarını soğukkanlılıkla ve sevgiyle benimsemek ve onları anlamak yerine, sırf ideolojik kaygılarla, ötekileştirmeye ve reddetmeye devam ederse, 21. asır bu topraklara bir felaket gibi çökecektir, benden söylemesi…

Not: Bu yazıyı 6 yıl önce yazmıştım ve Antalya Körfez Gazetesi’nde yayımlanmıştı. Şimdi yeniden okunmasını istedim, noktasına virgülüne dokunmadım.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum