Reklam
Reklam
Güray Ünlü

Güray Ünlü

Zaman Ünzile'yi unutturamadı

03 Nisan 2020 - 00:01

Aysel Gürel’in ‘saçı mısır, boyu saz gibiydi’ diye anlattığı, Sezen Aksu’nun acı şarkısındaki Ünzile’yi hatırlarsınız. Sizlere çocuk gelin trajedisinden bahsedeceğim…

Erken evlilik, çocuk istismarı ile başlayıp sonradan kadın istismarına varan sonuçları üreten bir yol…Bu günlerde af yasası görüşülüyor. Af kapsamının, cinsel suçlar, kadına ve çocuğa şiddet ve istismarı içermemesi konusunda kamuoyunun da ortak görüşü hakim. Kimin kararıyla evlendikleri sorulduğunda kaçarak, kendi rızalarıyla, kendi rızası ile birlikte ailenin onayıyla, görücü usulü ile birlikte kendi onayıyla gibi cevaplar verseler de, bizler 18 yaş altı kişiyi ‘çocuk’  kabul ediyoruz. Dolayısıyla  çocuk oldukları için kararlarının yeterince olgun ve bilinçli olamayacağını (!) düşünüyoruz. 18 yaşın altında olan her evliliği ‘erken evlilik’ kabul ediyoruz.

2019 Türkiye İstatik Kurumunun  verilerine göre ilk evliliklerin çoğu, 18-24 yaş arası yapılmaya başlanmış. Ama halen çocuk yaşta evlilik özellikle kırsal kesimde  yüzde 20'lere  kadar çıkmakta..…Eğitimi zorunlu olan ilk 8 yıla  tamamlanan, sonrasında meslek edinmesine izin verilmeyen ve zaten eğitimsizlikten meslek edinemeyen kızın, bilinçli olarak sürüklendiği bir yol oluyor evlilik. Sevgi ve aşk gibi hak olan hisler ise, başlarına bela. Aşkın kendince tanımını bile yapamadan, aşkın öğrenileceği söylenen disipline feda edilen çocuklar bunlar.

Sıkıntılarını çok sonra ancak büyüyünce anlayacak çocukların, hayat hakları ellerinden alınıyor. Toplum için sağlıklı olanı, travması az bir çocukluktan sonra ‘fikren ve bedenen olgun bir kadına erişmek.’ Fakat çocukluğunu yaşayamadan evlendirilen  kız çocuğuna öğretilen, ‘pasif olmanın  makbul’ olduğu… Yaklaşık 25 yıllık meslek hayatımda birkaç yüzbin  kadının hayatına dokundum. Küçük yaşta evlendirilmiş yüzlerce kadınla tanıştım. Evliliklerini sorunsuz diye tanımlasalar da ‘ee! Ne olacak çok küçük yaşta evlendirildim ben’ cümlesini defalarca duydum. Hepsinin yüzünde pişmanlık,  dalan gözlerinde hüzün gördüm. Neye dair olduğunu bile bilemedikleri keşkeleri vardı hepsinin…

Küçük yaşta evlilik pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Bu insanların  üreme sağlıklarını kontrol edebilme yetileri de eksik. Erken evlilik, kız çocuklarına ciddi sağlık  sorunları  getirdiğinden ve kızların sayısının fazlalığından kaynaklı, sorun erkek çocuğu da ilgilendiriyor olsa da, kız çocuk üzerinden bir tartışma götürülmekte.

Küçük yaşta evlilikte kadın, eğitimsizlik, mesleksizlik, ekonomik değer üretmeyi öğrenememe ve üzerindeki katı toplumsal normlar nedeniyle zincirlerini kıramamakta. Bu durum ‘ kadın yoksulluğunu’ arttırmakta. Kadın yoksulluğu, son yıllarda bahsedilmeye başlanan bir ayrı kavram. Çünkü kadın eğitimsiz, iş için seyahat özgürlüğüne sahip değil, doğum ve çocuk bakımından sorumlu, sağlık güvencesi için erkeğe bağımlı ve emeklilik hakkı da yok. Dolayısıyla kadının yoksulluğu daha bir çaresiz, çözümsüz ve kırılamaz görünüyor.

Çocuk evliliklerde şiddet nerdeyse tüm evliliklerde yaşanmakta. Biçilen toplumsal cinsiyet rollerine fiziksel ve psikolojik olarak hazır ve yeterli olmayan çocuk, bu nedenle şiddete maruz kalmakta. Erken yaşta evlilikle eşe ve ailesine uyum ve itaatin, daha rahat olacağı düşünülmekte. Tabii -akıllarınca itaatsizliğin- cezası da şiddet olmakta.

Aslında kimi zaman olayın mağduru, küçük yaşta erkek çocuklar da olabiliyor. Artışın olduğu bölgelerde çocuk damatlar  yüzde 7 civarında. Ama zorla, rızası olmadan evlendirildiğini söyleyen erkeklerin oranı kızlardan çok daha az. Yani  zorlamayla olan evliliklerde, kızların sayısı çok fazla.. Erkek çocukları da bekleyen, çocuk işci olma, fiziksel ve psikososyal olgunlaşma sağlayamadan ezici iş temposuna girme, eğitimlerinin durdurulması, bazen hala anne babaya bağımlılık oluyor…Kendi  kurduğu ailesi içindeki rollerin, uygun paylaşımının olamaması da cabası.

Tabii bir de erkeğin küçük yaşta olmadığı, aile rızasıyla ‘birbirlerini beğenmişler, sevmişler’  güzellemeleriyle önü açılan ya da erkeğin olgun yaşlarda olup bilinçli bir cinsel istismar sonucu evliliğin zorunlu görüldüğü durumlar var. Bu cins erkeklerden bahsetmiyorum.

Erken evlilik sorununu çözmek için gerçekçi istatistiklere ihtiyaç var. Önce sorun net anlaşılmalı ki soruna özel çözümler üretilebilsin. Konunun toplum tarafından üzerinin örtülmesi nedeniyle gerçekci rakamlara ulaşamıyor olmamız, büyük sıkıntı. Hangi bölgede, hangi gerekçeyle, aile rızasının varlığı, gebeliğin mi zorunlu kıldığı, cinsel beraberliğin mi zorunlu kıldığı, eğitim durumu, ailelerin ekonomik durumu, ailenin yapısı, eğer boşanmış bir aileyse velayet hakkının kimde olduğu, resmi nikah olmadan birlikteliklerin sayısı gibi pekçok konuda net istatistiklere ihtiyaç var.

Kimi bölgelerde ekonomik kaygılar ön planda olurken, kimisinde gelenekler ortaya sürülmekte. Birleşmiş Milletlerin yaptığı bir araştırmaya göre çocuk evliliklerin oranı ülkelerin gelişmişlik oranı arttıkça azalıyor. Yüzde 75’e varan oranda erken evlilikle başı Afrika ülkeleri çekiyor. Avrupa ülkelerinde de yüzde 10‘lara varan düzeyde erken evlilikler var.

Çocukların ilk cinsel ilişki yaşı giderek düşmekte. İngiltere 16 yaş altı gebeliğin en çok görüldüğü ülke. Bu gebeliklerin çoğu kürtajla sonuçlanıyormuş. Küçük yaşta gebe kalma bizim ülkemizde de yaygın, üstüne üstlük küçük yaşta kıza kürtaj yapmak da yasak. Kürtajı desteklediğimden değil ama bu küçük kızların çoğu bilinçsizce kaldığı gebeliğin doğal sonucu olarak evlendirilmekte.

Bazı toplumlarda, aile içi kaynak aktarımı söz konusu olduğunda, kız çocukları ikinci planda tutulmakta. Erkek çocuğa, evde kalacak ve ailedeki güç üretiminde aileden kopmayacak fert gözüyle bakılıyor. Hindistan’da halen ailesiyle birlikte olan evlenmemiş kızlara ‘başkasının serveti’ anlamında ‘paraya dhan’ denmekte. Ülkemizde de böyle düşünülen bölgeler var. Bu durumda kızın bir an evvel aileden kopması ve oluşturacağı külfetten kurtulmak, içten içe yapılan planlardan biri olabiliyor. Çocuğun başlık parasıyla verilmesi, aileye geçim yardımı gibi geliyor. Bu haliyle kız çocukları, cinselliğiyle ekonomi yaratan bir sömürü metası konumuna geliyor.

Bazen yoksul yaşamdan çocuğu kurtarma, daha iyi bir yaşam süreceğine inanma, kırsaldan şehire göçünü sağlama nedeniyle de erken evlilik yapılabiliyor.

Afganistan’daysa tecavüz suçunun çok olması  nedeniyle  kızları korumak için erken evlilik yolunu seçiyorlar.

Karşılıklı aileler arasında iyi ilişkilerin  kurulması, berdel, kan davası gibi nedenlerle de çocuk gelinler olabiliyor.

Ülkemizde anayasanın 90. maddesi, uluslararası anlaşmaların üstünlüğünü kabul eder. Türkiye çocuğa dair uluslararası pek çok anlaşmayı imzalamış bir ülke. Evlilik konusunda sosyal mutabakat ve meşruiyet olması, kanunların ikincil planda tutulmasına yol açıyor. Bu konunun özünde, insan  hakkı ihlali olarak görülmesi gerekiyor.. 15 yaşını doldurmuş bir çocuğun evliliği, ancak şikayet konusu olursa ceza alıyor. 15 yaşından önce yapılan evlilikler de genelde gizli kalıyor. Başkalarının egemenliğine giren bir kız çocuğunun şikayet etmesi ise neredeyse olanaksız.

Resmi evlilik olmadan dini nikahların yasak olmasına rağmen kıyılabilmesi, tabi olduğumuz tüm kanunlarda çocuk tanımındaki yaşın değişkenliği, uluslararası kanunların uygulanmasında zayıflık, 16 yaşını doldurmuş ve geçerli nedeni (gebelik gibi) bulunan çocuğun evliliğine hakim tarafından verilen özel izin, cezai işlemlerin başlatılması için şikayet gerekliliği gibi durumlar açık bırakılan noktalar.

Ülkemizde toplumun her ferdi,  topluma fayda sağlaması beklenen bir üyesi olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda çocuk yaşta evlilikler, devlet kaynaklarının kaybına yol açan bir durumdur. İnsan gücü ve zekası, en büyük zenginliğimiz olmalıdır.

Erken yaşta evlendirmenin gelenek olarak da görüldüğü ülkemizde, kadının ‘geleneklerin yaşatılmasında kullanılması’ son bulmalı… Kadın gelenek ve namus kıskacından kurtarılmalı. Bu yolda Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı, antropologlar, hakim, savcı, avukat, doktor, polis öğretmen, hemşire, muhtar, imam, sivil toplum kuruluşları, toplumun ileri gelenleri, medya ve  toplumsal proje geliştiren herkese iş düşmekte. Bu sorun sadece ülkemizin değil pek çok farklı nedenle tüm ülkelerin sorunu. Utanmadan, sıkılmadan, yok saymadan bu soruna yapıcı çözümler üretmeliyiz.. Bu ülkenin çocuklarına gözümüz gibi bakmalıyız.

Saygılarımla…

YORUMLAR

  • 0 Yorum