YENİLENEBİLİR ENERJİ VE TÜRKİYE’DE YATIRIMLARIN YÜKSELİŞİ

Abone Ol


Yenilenebilir enerji, artık sadece çevreci bir tercih değil; küresel ölçekte ekonomik ve politik bir zorunluluk hâline gelmiş durumda. Enerjide dışa bağımlı ülkelerin bu bağımlılığı azaltmak, ekonomik güvenliğini sağlamak ve karbon salımını kontrol altına almak için en önemli silahı yenilenebilir kaynaklar oldu. Türkiye de bu alanda son yıllarda ciddi bir atılım içinde. Gerek kamu politikaları gerekse özel sektör yatırımları, Türkiye’nin bu yarışta söz sahibi olma arzusunu ortaya koyuyor.

TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİNİN GELDİĞİ NOKTA

2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 118 bin megavat seviyesine ulaştı. Bunun yaklaşık %60’ı yani 70 bin megavatı yenilenebilir kaynaklardan geliyor. Bu oran, enerji dönüşümünde ciddi bir mesafe kat edildiğini gösteriyor. Güneş enerjisinde 22 GW, rüzgârda 14 GW, hidroelektrikte 32 GW, jeotermal kaynaklarda ise 1.7 GW seviyelerine ulaşılmış durumda.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2025 yılı için belirlediği hedefe göre, elektriğin yaklaşık yarısı yenilenebilir kaynaklardan üretilecek. Bu, yalnızca bir çevre politikası değil; aynı zamanda enerji ithalatına bağımlılığı azaltma stratejisinin de temel parçası.

NELER YATIRIM KONUSU EDİLİYOR?

1.⁠ ⁠Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Öncü Konumda
Türkiye'nin en hızlı büyüyen iki yenilenebilir kaynağı: güneş ve rüzgâr. Hem çatı tipi bireysel sistemlerde hem de dev santrallerde ciddi artış var. Örneğin Konya Karapınar’da kurulan ve 1.3 GW kapasiteye sahip güneş santrali, Avrupa’nın en büyüğü olma özelliğini taşıyor.
2.⁠ ⁠YEKA ve YEKDEM Modelleriyle Sistemli Büyüme
Yenilenebilir enerji yatırımları YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması) ve YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) gibi teşviklerle destekleniyor. Bu modeller, yatırımcıya sabit alım garantisi sunarak finansal riskleri azaltıyor. Aynı zamanda YEKA ihaleleriyle rüzgâr ve güneş yatırımları organize sanayi bölgelerinde veya kırsal alanlarda genişlemeye devam ediyor.
3.⁠ ⁠Depolama Yatırımları ve Altyapı Dönüşümü
Yenilenebilir kaynakların kesintili doğası nedeniyle, enerji depolama sistemleri artık yatırım planlarının merkezinde yer alıyor. 2035’e kadar 7.5 GW batarya gücü kurulması hedefleniyor. Rolls-Royce ve Polat Enerji iş birliğiyle kurulan Türkiye'nin en büyük batarya sistemi bu alanda ilk büyük örneklerden biri.

FİNANSMAN: ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ VE SERMAYE AKIŞI

Türkiye'nin bu alandaki yatırımları sadece kamu kaynaklarıyla değil, uluslararası kuruluşlarla da destekleniyor. Örneğin:
Dünya Bankası, Türkiye ile yaptığı 1 milyar dolarlık anlaşmayla dağıtık güneş sistemleri ve enerji depolama projelerine destek sağlıyor.
Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB), kamu sektörüne yönelik 5 milyar dolarlık finansman paketi oluşturdu.
EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası), yılda yaklaşık 700–800 milyon dolar seviyesinde yenilenebilir enerji projelerine kredi sağlıyor.

Bu yatırımlar, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar nezdinde sürdürülebilir enerjiye geçişte güven verdiğini ve cazip bir pazar hâline geldiğini gösteriyor.

ZORLUKLAR: YOLUN SONU DEĞİL, BAŞLANGICI

Yenilenebilir enerjiye geçiş süreci sancısız değil. Karşılaşılan bazı sorunlar şunlar:
Şebeke altyapısı bazı bölgelerde yetersiz kalıyor. Özellikle Ege ve Güney Marmara gibi rüzgâr ve güneş potansiyeli yüksek bölgelerde iletim kapasitesi dolmuş durumda.
Kur riskleri, yatırımcıyı hala endişelendiriyor. Teşvikler dövize endeksli olsa da TL bazında geri dönüşlerdeki belirsizlik, yatırımı yavaşlatabiliyor.
İzin ve ruhsat süreçleri, hâlâ karmaşık ve zaman alıcı. Bu süreçlerin sadeleştirilmesi, özel sektörün daha hızlı hareket etmesini sağlayacaktır.
Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarında hem devlet eliyle yönlendirme hem de özel sektörün aktif katılımı ile dikkat çekici bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bugün Türkiye’de güneş ve rüzgâr santralleri artık yalnızca enerji üretim aracı değil, aynı zamanda ekonomik büyümenin, istihdamın ve yerli teknolojinin gelişim motoru hâline geldi.
Ancak önümüzdeki süreçte, bu yatırımların yerli ekipman üretimiyle desteklenmesi, enerji depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve iç piyasada rekabetçi enerji fiyatlarının korunması büyük önem taşıyor. Aksi takdirde yapılan yatırımlar sadece kurulu kapasiteyi artırmakla kalır; uzun vadeli bir enerji güvenliği sağlayamaz.

SONUÇ OLARAK: Türkiye, yenilenebilir enerji yolculuğunda geri dönülmez bir yola girmiştir. Bu dönüşüm; ekonomik bağımsızlık, çevresel sürdürülebilirlik ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak açısından hayati önemdedir. Bu süreçte hem kamu yönetimi hem özel sektör hem de vatandaş olarak hepimize düşen görev, bu dönüşümün bir parçası olmak ve “yeşil gelecek” için bugünden harekete geçmektir.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
zozcivan@hotmail.com