Zayıflar.. Kuvvetliler..
“Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister.. Halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir..”
…
Bugüne kadar bu sözün doğruluğu defalarca kanıtlandı..
Ama günümüz Antalya’sında..
Hatta Türkiye’sinde..
Bunu daha belirgin yaşıyoruz..
Muhalefet partileri, iktidar partisinin icraatlarında hep “adalet ve eşit fırsat” istiyor..
Peki bu iktidarda olanların umurunda mı?
Elbette değil..
Aristo’nun tanımlamasına göre Antalya’daki “zayıf”lar muhalefet, “kuvvetli” de iktidarda olan..
…
Bazı siyasetçi, işadamı (hatta gazeteci) ve bu gibilerin başkanlara “yalakalık” yapmasını normal karşılamalı..
Çünkü..
Kuvvet, “para” ve “çıkar”ı da yanına alıyor..
Buna göre düşünürsek..
“İktidar savaşları”nın anlamı kendiliğinden ortaya çıkıyor..
Peki ya vatan-millet?
Maalesef onu takan yok..
…
Bu ülke –siyasetçiler yüzünden- yeterince gergin..
Yetmiyor..
Görüyorsunuz..
İlle de “kopsun” diye iktidarı da muhalefeti de adeta yarışıyor..
Sanki başları göğe erecek..
İktidara bakıyorsunuz, kimseyi takmıyor..
Muhalefete bakıyorsunuz, iktidara karşı kendi içlerinde bile anlaşamıyorlar..
Öbür parti öne çıkacak endişesiyle, “doğru”ya hiç değinen yok..
…
Yani, “zihniyet” olarak, birbirlerinden hiçbir farkları yok..
Düşündükleri tek şey, “iktidar” olup “kuvvetliler” arasında yer almak..
Ve bunun nimetlerinden faydalanmak..
…
Siyasetçi takımı..
Halk yerine “bazı” gazetecileri peşlerine takmayı “yeterli” sanıyor..
Oysa..
Arkasına halkı almayan hiçbir hareketin, eylemin “başarılı olma” şansı yok..
Ben Cumhuriyet Bayramı dahil, hiçbir eylemde siyasilerin arkasında “halk” görmedim..
Miting meydanlarını o kadar önemsemeyin..
O kalabalığın nasıl toplandığını onlar da biliyor, biz de..
Buna rağmen..
5-10 tane satılmayan ve okunmayan gazetedeki “ağız dalaşı” ile bir şeyler yaptık sanıyorlar..
Ve gariptir..
Bu da onların kendilerini dev aynasında görmelerini sağlıyor galiba..
Attılar mı mangalda kül bırakmıyorlar..
…
“Ayakları yere basan” projeleri yok..
Önerileri zaten yok..
Kim iktidardaysa, onlar “tu-kaka”..
Muhalefettekiler sütten çıkmış ak kaşık..
…
“Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır..
Bugün, yarına ‘dün’le beslenerek yol alır..”
…
Bertolt Brecht’in bu sözünü, siyasetçilerimize ithaf ediyorum..
Belki bir ders alırlar diye..
Ama, hiç umudum yok..
Çünkü, bizim siyasetçi takımımız “dün” ne ise, “bugün” de aynı..
Ve “yarın”larımız da, işte böyle “dün”lerle beslenerek yol alıyor..
…
Aristo’ya bir daha kulak verin:
“Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister.. Halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir..”
Ve düşünün..
Bu zihniyetteki siyaset takımıyla..
Türkiye’nin “büyük sıçrayış”ı gerçekleştirme imkanı var mı?