Antalya’nın simge noktalarından biri olan Kaleiçi, dünya üzerinde eşine az rastlanır bir turizm konseptine ev sahipliği yapıyor. Restorasyon çalışmaları sırasında tesadüfen bulunan antik kalıntıların üzerine inşa edilen RuinAdalia Hotel, konuklarına sadece konaklama değil, yaşayan bir tarih müzesinde yürüme deneyimi sunuyor. 2008 yılında başlatılan ve titizlikle yürütülen arkeolojik kazılar, bölgenin karanlıkta kalmış geçmişine ışık tuttu. Yaklaşık 1.620 metrekarelik devasa bir alana yayılan kazı sahasında; Helenistik dönemden Roma’ya, Doğu Roma’dan (Bizans) Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar uzanan kesintisiz bir yerleşim zinciri tespit edildi.
Cam zeminlerin altındaki gizem
Otelin mimari yapısı, altındaki tarihi dokuyu korumak ve sergilemek üzere özel olarak tasarlandı. Otel lobisinde veya restoranında yürüyen misafirler, ayaklarının altındaki kalın cam bölmelerden M.S. 5. yüzyıla ait balık motifli mozaikleri, antik at arabası yollarını ve Roma dönemine ait sarnıçları izleyebiliyor. Proje sadece yer altındaki kalıntılarla sınırlı değil. Otelin kendisi de 19. ve 20. yüzyıla ait, tescilli beş ayrı Osmanlı konağının aslına sadık kalınarak restore edilmesiyle oluşturuldu. Bu durum, yapıyı yerin metrelerce altındaki antik çağdan, yerin üzerindeki yakın Osmanlı tarihine kadar uzanan dikey bir müze haline getiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde korunan bu alan, Kaleiçi’nin bugüne kadar tek parselde kazılmış en geniş arkeolojik sahası olma özelliğini taşıyor. Özellikle Hadrian Kapısı’na (Üç Kapılar) sadece birkaç adım mesafede olması, bölgeye gelen turistler için burayı vazgeçilmez bir durak noktası kılıyor. Hem tarih meraklılarını hem de konfor arayan gezginleri bir araya getiren RuinAdalia, Antalya’nın kültürel mirasını koruma konusundaki en somut örneklerden biri olarak dikkat çekiyor.