Reklam
Reklam

İLK TÜRKLERDE KÜLTÜR VE SANAT (1)

Gülsen YAVUZ KÜLTÜR & SANAT

İLK TÜRKLERDE KÜLTÜR VE SANAT (1)

Gülsen YAVUZ KÜLTÜR & SANAT

İLK TÜRKLERDE KÜLTÜR VE SANAT (1)
12 Şubat 2020 - 15:28

“Bozkırlının nazarında sabit olan şeyin faydası yoktur. O, her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiştirebilmelidir. Bu yüzden eski Türkler mesken olarak süratle kurulup toplanan ve nakledilebilen çadırı seçmiştir. Bu seyyar evini Gök Tanrı’nın gölgesinde arzu ettiği yere diker. Pek sevdiği atını, onun eyer takımlarını altın ve gümüşle süsler. Şahsi ziynet eşyasının da yükte hafif, pahada ağır olmasına özen gösterir.”
Türklerin yaşadığı Orta Asya, MÖ 4500’lere kadar uzanan çeşitli kültürleri de bünyesinde barındırmıştır. Anav, Andronova, Karasuk ve Tagar kültürleri ile MÖ 3000’lere kadar uzanan ve en eski Türk kültürü kabul edilen Afanesyova da burada yer almaktadır. Bu kültür bölgelerinde tuğladan evlere, topraktan ve çeşitli madenlerden yapılmış süs ve ev eşyalarına, dokumalara rastlanılması gelişmiş bir kültürün varlığını ortaya koymuştur.

Atlı göçebe kültürü
Orta Asya Türk sanatının temeli ilk Türk devletlerinde görülen atlı göçebe kültürüne dayanmaktadır. Konargöçer bir yaşam tarzını benimseyen Hunlarda ve Köktürklerde taşınabilir sanat eserleri öne çıkarken yerleşik hayata geçen Uygurlarda farklı eser tipleri görülmüştür. Bu kültür bölgelerinde topraktan ve madenlerden yapılmış süs eşyalarına, nakışlarla bezenmiş seramik parçalarına, tuğladan yapılmış evlere, çeşitli dokumalara rastlanması gelişmiş bir kültürü göstermektedir. Orta Asya Türk kültürünün temeli, İlk Türk Devletleri’nin konargöçer yaşam biçimine göre şekillenmiştir.

Taşınabilir sanat eserleri
Orta Asya’da yerleşik kültürlerle yan yana yaşayan Türkler sabit ev kültüründen haberdar olmalarına rağmen konargöçer yaşam tarzından dolayı çadırda yaşamayı tercih etmişler, bu da çadır sanatının gelişmesine neden olmuştur. Yurt adı verilen ve keçeden yapılan çadırlar alçak kubbeli olup iç çatısı ağaç iskeletlidir. Tepelerinde havalandırmayı sağlayan bir delik bulunmaktadır. Hunlar ve Köktürklerde taşınabilir sanat eserleri ortaya çıkarken, Uygurlarda ise yerleşik hayata geçmelerinden dolayı farklı eser tipleri ortaya çıkmıştır.
 
ÇADIR SANATI
Sabit ev kültüründen haberdar olan Türkler yaşam tarzları gereği çadırda yaşamayı tercih etmişlerdir. Bu durum çadır sanatının gelişmesine etki etmiştir. Yurt adı verilen çadırlar keçeden yapılmaktaydı. Çadırlar alçak kubbeli olup iç çatısı ağaç iskeletlidir. Tepelerinde havalandırmayı sağlayan bir delik bulunmaktadır. Türklerdeki çadır geleneği daha sonraki dönemlerde anıt mezar ve dini mimari üzerinde de tesirini göstermiştir. Özellikle Türklerin ölü gömme merasimi denilen yuğ törenlerinde çadırın kullanılması ölülerin mezarı üzerine kerpiç, ağaç ve taştan kulübe yapılmasını doğurarak Kurganların ortaya çıkmasına sebep olmuş, bu durum daha sonraki dönemlerde anıt mezar mimarisini etkilemiştir. Çadır sanatı, mimarinin yanında süsleme sanatını da etkilemiştir. Hun Türklerinde kumaş, keçe ve çadır üzerine aplike tekniği ile yapılmış süslemeler görülür. Süslemelerde konu olarak kaplanla dağ keçisinin grofonla geyiğin savaşımları betimlenmiştir.
 
KURGAN
 
Türkler ölümden sonraki yaşama ait dinî inanışları sebebiyle “kurgan” adı verilen mezarlar yapmışlardır. Özellikle Hunlarda rastlanılan kurganlar, açılan çukurlar içerisine zemin ve tavanı karaçam ağaçlarından oluşan bir mezar odasından ibarettir. Bu odanın tamamı keçe yaygılarla örtülür, mumyalanmış ceset başı doğuya gelecek şekilde buraya yatırılırdı. Mezar odasına ölen kişinin eşyaları ve bazı hediyelerle, atı da yakınına kuyruğu kesilmiş veya düğümlenmiş bir şekilde gömülürdü. Hunlardaki cesetlerin mumyalanarak gömülmesi geleneği Anadolu’da bazı Ilhanlı ve Selçuklu kümbetlerinde de uygulanmıştır. Köktürkler Döneminde anıt mezar geleneği bazı değişikliklerle devam etmiştir. Anıt mezarlar dikdörtgen bir alan içinde, tören yolu ve bu yol üzerinde ölen kişinin yaptıklarından ve devletin durumundan söz eden kitabeler, çeşitli heykeller ve ortada bir sunaktan oluşur. Bu anıtların en ünlüleri Orhun Irmağı kıyılarında bulunan Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan anıt mezarlarıdır. Yerleşik yaşamı benimseyen Uygurlar anıt mezarları, çadırdan esinlenerek kubbeli yapmışlardır. Karahohoça yakınlarındaki kubbeli anıt mezarları bu döneme ait ilk örneklerdir. Ayrıca “Stupa” denen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıyı sağlamak için üçgenler kullanılmıştır. Daha sonraları Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde kullanılan bu üçgenler “Türk üçgeni” olarak adlandırılmıştır. Uygurlar mimari alanda önceki dönemlere göre büyük gelişme kaydetmiş, birçok kent kurup etrafını surlarla çevirmişlerdir. Evler, saraylar, dinin etkisiyle yapılan manastır ve tapınaklar Uygur kent mimarisinin önemli ögeleridir.

İlk Türk Devletlerinde Gelişme Gösteren Sanatlar
Tarih içinde evrensel değer kazanan Türk sanatının kaynakları, Orta Asya'ya kadar uzanmaktadır. Orta Asya Türk sanatının temeli, geleneksel göçebe yaşama dayanır. Bu nedenle yerleşik hayata özgü olan saray, tapınak, kale gibi sanat yapılarına Orta Asya Türk sanatında pek rastlanmaz.
MADEN İŞLEME SANATI
Demircilik ve maden işçiliği, Türklerin milli sanatlarıydı. Altın ve diğer madenlerden süs eşyaları, eyer ve koşum takımları ve çeşitli savaş aletlerinin yapımı oldukça gelişmişti. Yapılan eşyaların çoğu pars, kaplan, kurt, geyik, at, koyun, keçi gibi hayvan figürleriyle süslenmekteydi. Kılıç, kalkan, kargı, mızrak imal edilen başlıca savaş aletleriydi. Kılıçların kabzaları, hayvan figürlü altın levhalarla kaplanır ve kıymetli taşlarla süslenirdi. Bu şekilde süslemeye "hayvan üslûbu" adı verilmektedir. Hayvan figürlerinin her alanda yoğun olarak kullanılmasında göçebe yaşantının yanı sıra, tabiat kuvvetlerine olan inancın da etkisi vardır. Tabiat üstü kuvvetlerden korunmak amacıyla yapılan ve özellikle Hunlarda görülen hayvan biçimli heykeller, çadır tepeliği olarak kullanılırdı. Çin'den Tuna boylarına kadar uzanan topraklarda bulunan kurganlarda, maden işleme sanatına ait sayısız eserlere rastlanmış.
DOKUMACILIK
Altaylar ve Orhun bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda, giyim eşyalarına, halı ve kilim örneklerine rastlanılması, Türkler arasında dokuma sanatının da geliştiğini göstermektedir. Halı dokumacılığı, Türklerin dünya medeniyetine bir armağanı olarak kabul edilir. Halı ilk kez Türkler tarafından koyun yününden dokunmuş ve kullanılmıştır.Kurganlarda çıkan halı ve tekstil işleri, Hun sanatı bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Bunlar içinde keçe üzerine ince ve renkli deriler işlemek suretiyle yapılan eyer altı örtüleri orijinal Hun üslûbunu yansıtmaktadır. Türklere ait en kalıcı ve büyük eserler halı sanatı alanında olmuştur. Çadırın içini sıcak ve sevimli tutan, üstelik kolayca toplanıp yüklenebilen halı, göçebe hayat için çok uygundur. Bunun yanı sıra halı yapılması için malzeme de boldu.

Antalya'da bu hafta ne var

 
Yazı dizimizin ikinci bölümü haftaya Akdeniz Manşet’te
 
 
 
 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum