Kendisini geleneksel bir sahaf yerine ‘ikinci el kitapçı’ olarak tanımlayan Yıldız Kitabevi’nden Seher Bilhan Akkaya, her şeyin hızla tüketildiği günümüzde eski kitapların sayfalarında saklanan yaşanmışlıklara, aşka ve mahremiyete sahip çıktıklarını vurguluyor. Mesleğe adım atma hikayesini samimiyetle paylaşan Akkaya, her şeyin ergenlik döneminde teyzesinin kızının evden kaçmasıyla başladığını belirtiyor. Kuzenini ararken sığındığı kişinin bir kitapçı olduğunu söyleyen Akkaya, o dönem bu kişiden ilham alarak ilk standını açtığını ifade ediyor. Hatay’da eski eşiyle birlikte 10-15 standa kadar ulaşan yolculuk, 2004 yılında Antalya’da Valilik yakınlarındaki bir dükkanı devralmasıyla kalıcı bir adrese taşınmış. 2006 yılından bu yana dükkanı tek başına işleten Akkaya, çeyrek asrı aşan meslek hayatında ikinci elden sıfır kitaba kadar sektörün her alanında emek verdiğini dile getiriyor.
‘Antalya’da şok oldum’
Yıllar içinde Antalyalı okurların profilinde ve tercihlerinde yaşanan değişime dikkat çeken Akkaya, ilk dönemlerde büyük bir şok yaşadığını şu sözlerle aktarıyor: “Antalya çok büyük bir şehir ve gözümüzde büyümüştü. Ancak ilk geldiğimde burada sadece popüler yazarların kitapları ve pembe diziler satılıyordu. Hatay’da ise dünya klasiği okumayanı döverlerdi. Bu şok, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabıyla kırıldı; yüzlerce sattık. Ardından tarih dizilerinin etkisiyle siyasi ve tarihi kitaplar, sonrasında ise gençlerin yoğun ilgi gösterdiği ‘vampir serileri’ dükkan önünde kuyruklar oluşturdu.” Kendisini bir ‘sahaf’ olarak görmediğini belirten Akkaya, İstanbul’daki Osmanlıca ve Farsça bilen ustaları bu işin piri olarak nitelendirerek, Antalya’da bu tanıma uyan ismin İlhami Dilek olduğunu söylüyor.
‘Her şey ‘kullan-at’ oldu’
Kitap sayfalarının arasında saklanan kurutulmuş çiçeklerin, mektupların ve fotoğrafların kendisi için büyük bir değer taşıdığını ifade eden emektar kitapçı, günümüz modern dünyasını şu sözlerle eleştiriyor: “Her şey ‘kullan-at’ oldu. Günümüzde artık ilişkiler, aile bağları, aşk, sevgi ve mahremiyet ‘kullan-at’ mantığına büründü. Biz bu değerleri kaybettik.” Teknolojinin doğru kullanıldığında faydalı olduğunu belirten Akkaya, Nadir Kitap platformunda yer alan 20 binin üzerindeki kitap envanteriyle dünyanın her yerine ulaştıklarını ifade ediyor. Antalya’nın yerel kültürüne ve eski Kaleiçi yaşamına dair özel bir arşiv tuttuğunu belirten Akkaya, 82 yaşındaki kent tarihçisi Hüseyin Çimrin’in tüm imzalı eserlerini ve son çıkardığı kent sözlüğünü dükkanının en özel köşesinde sakladığını vurguluyor.
‘E-kitabın anısı yoktur’
Dijitalleşmenin kitaba dokunma hissini yok edemeyeceğini savunan Akkaya, “Kitap okumadan duramayan iki üç günde bir gelen müdavimlerimiz var. E-kitap okumanın hiçbir anısı yok. Bir kitaba dokunmanın, koklamanın duygusu çok farklı. Allah’ın ilk emri de ‘Oku’dur. İyi bir Müslümanın iyi bir okur olması gerekir” diyerek okuma kültürünün önemine dikkat çekiyor. Gençlerin lüks mekanlarda bir kahveye yüzlerce lira verirken kitaba mesafeli durmasını eleştiren Akkaya, üzerinde yaşadığımız toprakların Doğu ve Batı senteziyle dolu zengin bir tarihe sahip olduğunu, bu tarihe sahip çıkmak için en çok bizim okumamız gerektiğini hatırlatıyor.
‘Kazancını kitaba yatıran Yakup abi’
Artan kağıt maliyetleri ve kitap fiyatları nedeniyle öğrencilerin ve kitapseverlerin ikinci ele yöneldiğini ve dükkan olarak sık sık kampanyalar yaptıklarını belirten Akkaya, dükkanın en dikkat çeken müdavimini ise şu sözlerle anlatıyor: “Hamallık yapan bir Yakup abimiz var. Her geldiğinde 500 liralık, 3 bin liralık kitap alır. Bütün kazandığı parayı kitaba yatırır ve hepsini okur. Yakup abi hatta dükkanımızda akademisyen bir arkadaşımıza Farsça öğretti. Üniversite mezunlarının bile okumadığı bir dönemde bu abimizin tutkusu beni şoke ediyor. Bizim dükkanımızda yok yoktur. Sıfır kitaptan ikinci el kitaba her türlü kitap bulunur. Herkese kapımız her zaman çık. Ne olur okuyun, herkes okusun.”