2027 yılı için yapılacak asgari ücret düzenlemesi konusunda beklentilerin yükseldiğine dikkat çeken Ekonomist Zafer Özcivan, "Asıl tartışılması gereken konu ücretin kaç lira olacağından çok, çalışanların satın alma gücünün nasıl korunacağıdır. Kâğıt üzerinde yüksek görünen bir ücret artışı, fiyatlar aynı hızla yükselmeye devam ederse kısa sürede anlamını kaybeder" dedi. Asgari ücret tahminleri yapılırken enflasyon beklentileri, yılsonu fiyat artışları, büyüme görünümü, işveren maliyetleri ve çalışanların geçim koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ekonomist Zafer Özcivan, "Geçmiş enflasyon ile gelecek dönemin enflasyon beklentisi aynı şey değildir. Çalışanların geride kalan dönemde kaybettiği satın alma gücünün hesaba katılmadığı bir ücret artışı, yeni yılda da geçim sıkıntısının devam etmesine neden olur" dedi. Yüzde 20, yüzde 25, yüzde 30 veya daha yüksek oranlar üzerinden yapılan tahminlerin tek başına yeterli görülmemesi gerektiğini ifade eden Özcivan, "Ücretin gerçek değerini belirleyen unsur, zam oranı ile fiyat artışları arasındaki farktır. Örneğin yüzde 25 ücret artışı yapılırken aynı dönemde tüketici fiyatları yüzde 20 yükselirse çalışanın reel kazancı yaklaşık yüzde 4,2 olur; buna karşılık ücret artışı yüzde 25, enflasyon yüzde 30 düzeyinde gerçekleşirse satın alma gücü yaklaşık yüzde 3,8 geriler" örnekliğini paylaştı.
‘Maliyetler göz ardı edilmemeli’
Asgari ücretin yeterliliğinin yalnızca enflasyon oranlarıyla ölçülemeyeceğinin altını çizen Özcivan, kira, gıda, elektrik, doğal gaz, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamalarının hanelerin bütçesinde belirleyici rol oynadığını belirterek, "Gelirinin büyük bölümünü gıdaya ve barınmaya harcayan düşük gelirli bir ailenin hissettiği enflasyon, genel ortalamanın üzerinde olabilir. Bu nedenle asgari ücret hesaplamasında temel ihtiyaçların maliyeti ayrıca dikkate alınmalıdır. Üstelik bu artış yalnızca ücretli çalışanları değil; emekli aylıklarını, sosyal yardımları, işsizlik ödeneğini ve bazı ücret tarifelerini de doğrudan veya dolaylı biçimde etkiliyor" diye konuştu. İşletmelerin maliyetlerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret eden Ekonomist Zafer Özcivan, "Küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz ücret artışlarının yanı sıra enerji, kira, finansman ve ham madde giderleriyle mücadele ediyor. İşveren maliyetlerinin aniden yükselmesi, bazı işletmelerde istihdamın azaltılması veya kayıt dışılığın artması riskini doğurabilir" dedi. Ancak çözümün çalışanların düşük ücretle yaşamaya devam etmesi olmadığını vurgulayan Özcivan, "Asıl çözüm; ücret artışını verimlilik politikaları, işletmelere yönelik hedefli destekler ve kayıtlı istihdamı teşvik eden uygulamalarla birlikte ele almaktır. Küçük işletmelere sağlanacak geçici ve koşullu destekler hem çalışanların gelirini koruyabilir hem de istihdam üzerindeki baskıyı azaltabilir" ifadelerini kullandı.

‘Asgari ücret temel mesele’
Türkiye'nin önündeki temel meselenin asgari ücreti her yıl yüksek enflasyonun ardından yeniden belirlemek zorunda kalmaktan kurtulmak olduğunu belirten Ekonomist Zafer Özcivan, "Bunun yolu fiyat istikrarını sağlamak, üretimi artırmak, verimliliği yükseltmek ve gelir dağılımındaki bozulmayı giderecek politikaları kararlılıkla uygulamaktır. Açıklanacak ücret, çalışanların temel ihtiyaçlarını karşılamasına imkân tanımalı; yapılan artış birkaç ay içinde fiyat yükselişleri karşısında erimemelidir. Mesele yalnızca asgari ücrete ne kadar zam yapılacağı değildir. Asıl mesele, çalışanın aldığı ücretle insanca yaşayabilmesi ve gelecek yıl aynı geçim mücadelesini daha ağır koşullarda vermek zorunda kalmamasıdır. Ekonomik başarının gerçek ölçüsü de açıklanan zam oranı değil, vatandaşın hayatında hissedilen kalıcı refah artışıdır” diyerek konuşmasını tamamladı.




