DERTOUR Group’un ‘Beyond the Bucket List – The shift from seeing more to experiencing more’ başlıklı European Travel Trend Report 2026 araştırması, turistlerin mümkün olduğunca fazla yer görmek yerine daha yavaş seyahat etmeye, destinasyonda daha fazla zaman geçirmeye ve daha az sayıda ancak daha güçlü deneyimler yaşamaya yöneldiğini ortaya koyuyor. Şubat 2026’da 13 Avrupa pazarında 8 bin kişiyle gerçekleştirilen araştırma, DERTOUR Group’un 16 kaynak pazardaki rezervasyon verileriyle de destekleniyor. Araştırmanın ortaya koyduğu temel eğilim, Avrupa’da seyahatin “Ne kadar çok şey gördüm?” anlayışından “Ne kadar anlamlı bir deneyim yaşadım?” yaklaşımına doğru değişmesi. Bu dönüşüm Türkiye ve özellikle Antalya açısından da önemli bir mesaj taşıyor.
Az ama unutulmaz deneyimler
Rapora göre Avrupalıların yüzde 53,2’si ‘slow travel’ olarak tanımlanan daha yavaş ve bilinçli seyahat biçimine ilgi gösteriyor. Bu seyahat biçimini tercih edenlerin yüzde 58,5’i temel neden olarak destinasyonu acele etmeden yaşayabilmeyi gösterirken, yüzde 52’si daha az stres ve kişisel iyi oluşu öne çıkarıyor. Yerel halk ve kültürle daha güçlü bağ kurmak isteyenlerin oranı ise yüzde 22,9. Veriler, tatilde başarı ölçütünün de değiştiğini gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 63,6’sı tatilde yavaşlamayı tercih ettiğini belirtirken, yüzde 58,3’ü çok sayıda sıradan deneyim yerine az sayıda ancak unutulmaz deneyimi tercih ediyor. Yüzde 55,4’lük kesim ise yerel kültür, doğa ve insanlarla daha fazla bağ kurmak istiyor.
Yeni turist profili: JOMO
DERTOUR raporu değişen turist davranışını yeni bir kavramla da tanımlıyor; JOMO (Joy of Missing Out). JOMO gezgini, tatilde her şeyi yapmaya ve görmeye çalışmak yerine bazı şeyleri bilinçli olarak kaçırmayı tercih ediyor. Daha az program, daha fazla zaman; daha az koşuşturma, daha fazla yerel deneyim bu turist profilinin temel özelliklerini oluşturuyor.
Raporda JOMO turistinin beklentileri; daha az destinasyonda daha fazla zaman geçirmek, stresi azaltmak, daha unutulmaz deneyimler yaşamak, yerel kültürle daha güçlü bağ kurmak ve dijital dünyadan uzaklaşmak olarak sıralanıyor.
Dijital dünyadan uzaklaşma
Yeni seyahat davranışının dikkat çekici bir diğer boyutu dijital detoks. Avrupalı turistlerin yüzde 48,9’u tatili sosyal medya ve dijital dikkat dağıtıcılardan uzaklaşma fırsatı olarak değerlendiriyor. İlginç biçimde bu eğilim genç kuşaklarla sınırlı değil. Rapora göre 25-44 yaş grubundaki gezginlerin yarısından fazlası tatili dijital bağlantıyı azaltmak için bir fırsat olarak görüyor. Bu eğilim doğa, wellness, sessizlik, kırsal turizm ve düşük yoğunluklu destinasyon deneyimlerinin önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkabileceğini gösteriyor.
Solo seyahat ana akıma giriyor
Rapordaki ikinci büyük dönüşüm ise tek başına seyahatlerde yaşanıyor. Önümüzdeki 12 ay içinde seyahat planlayanların yüzde 65,6’sı aile tatili düşünürken, yüzde 44,3’ü arkadaşlarıyla seyahat etmeyi planlıyor. Buna karşılık yaklaşık yüzde 30’luk bir kesim solo seyahati değerlendiriyor. 25-34 yaş grubunda bu oran yüzde 32,6’ya yükseliyor; 55-65 yaş grubunda dahi yüzde 25,3 seviyesinde bulunuyor. Almanya yüzde 36,1 ile solo seyahate en yüksek ilginin görüldüğü pazar olurken, onu İsveç yüzde 35, Fransa yüzde 32,2, İngiltere yüzde 29,8 ve Polonya yüzde 28,9 ile izliyor. Bu pazarların önemli bölümünün Türkiye ve Antalya açısından güçlü Avrupa kaynak pazarları arasında bulunması, trendi sektör açısından daha dikkat çekici hale getiriyor.
Yeni ürün: Tek kişilik konaklama
Bu veri Türkiye açısından özellikle önemli. Solo seyahat segmenti doğru ürünle buluşturulduğunda yalnızca yeni bir müşteri kitlesi değil, sezonun omuz aylarına ve kış dönemine talep yaratabilecek bir pazar olarak değerlendirilebilir. Solo seyahatin büyümesi konaklama sektörünün geleneksel oda ve fiyatlama modellerini de sorgulatıyor. Solo seyahati düşünenlerin yüzde 38,4’ü tek kişi kullanımına uygun oda teklifleri istiyor. Yüzde 27,9’u benzer ilgi alanlarına sahip kişilerle bir araya gelebileceği seçenekleri, yüzde 26,9’u kişiselleştirilmiş teklifler ve seçilmiş deneyimleri, yüzde 25,3’ü ise ihtiyaç halinde ulaşabileceği bir destek noktası talep ediyor. Dolayısıyla ‘solo turizm’, çift kişilik bir odanın tek kişiye satılmasından daha kapsamlı bir ürün tasarımı gerektiriyor.
Otelden destinasyona taşımak
DERTOUR raporunun Türkiye açısından en önemli sonucu, Avrupa pazarındaki değişimin yalnızca yeni tatil türleri yaratmaması; destinasyonun kendisini turizm ürününün merkezine taşıması. Slow travel yaklaşımı turistin daha az yere gitmesini ancak bulunduğu yeri daha derinlemesine deneyimlemesini öngörüyor. Bu da Türkiye açısından gastronomi, kültür, arkeoloji, doğa, yürüyüş ve bisiklet rotaları, kırsal alanlar, yerel üretim, wellness ve şehir deneyimlerinin konaklama ürünüyle daha güçlü biçimde bütünleştirilmesini gerekli kılıyor. Antalya açısından da güçlü resort altyapısının destinasyon deneyimiyle tamamlanması yeni dönemin önemli rekabet alanlarından biri olabilir. Ziyaretçinin yalnızca tesiste geçirdiği zaman değil, Antalya ile kurduğu bağ ve eve götürdüğü deneyim destinasyonun gelecekteki değerini belirleyecek.
‘Değişim yakın takip edilmeli’
AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, Avrupa seyahat pazarındaki değişimin Türkiye açısından yakından takip edilmesi gerektiğini belirterek, “Daha fazla yer görmek yerine bulunduğu destinasyonu daha iyi yaşamak, yerel kültürle temas etmek, doğaya ulaşmak ve kendisine zaman ayırmak isteyen ziyaretçi profili güçleniyor. Bu değişim Türkiye açısından önemli bir fırsat. Türkiye’nin ve özellikle Antalya’nın çok güçlü bir konaklama ürünü var. Bundan sonraki aşamada bu gücü destinasyonun tamamına yaymamız gerekiyor. Ziyaretçinin otelden şehre, gastronomiye, kültüre, doğaya, arkeolojik alanlara ve yerel yaşama daha kolay ulaşabilmesini sağlamalıyız. Turistin destinasyonda geçirdiği zamanı ve deneyimin niteliğini artırdığımız ölçüde turizm gelirini de daha sağlıklı büyütebiliriz” diye konuştu.




