Türkiye’de milyonlarca yurttaşın yüksek enflasyon ve ağırlaşan yaşam maliyetleri altında ezildiğini belirten Mehmet Balık, ekonomik tablonun artık vatandaşın mutfağında açıkça görüldüğünü söyledi. Balık, “İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor. Emekli, emekçi, çiftçi ve esnaf ay sonunu getiremiyor. Bir insan çalıştığı halde ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa burada sorun insanlarda değil, ekonomik düzendedir” dedi. Türkiye’nin üretim gücü ve kaynakları açısından yetersiz bir ülke olmadığını vurgulayan Balık, temel sorunun kaynakların nasıl kullanıldığı ve paylaşıldığı olduğunu söyledi. Balık, “Türkiye’nin toprağı var, çiftçisi var, emekçisi var, üretim gücü var. Mesele ekmeğin az olması değil, ekmeğin nasıl bölüştürüldüğüdür” ifadelerini kullandı. Kamu kaynaklarının halkın ihtiyaçları için kullanılması gerektiğini belirten Balık, “Devletin bütçesi birilerinin özel kasası değildir. Vergiler halktan toplanıyorsa o kaynak halk için kullanılmalıdır. Kamu yönetiminde ayrıcalık değil eşitlik, rant değil kamu yararı esas alınmalıdır” diye konuştu.
Çiftçi de tüketici de eziliyor
Gıda fiyatlarındaki artışın yalnızca pazardaki fiyatlarla değerlendirilemeyeceğini ifade eden Balık, üreticinin artan maliyetler nedeniyle zor durumda olduğunu kaydetti. Gübre, mazot, yem ve enerji maliyetlerinin çiftçinin belini büktüğünü söyleyen Balık, üretici desteklenmeden tüketicinin korunamayacağını vurgulayarak, “Çiftçiyi tarlada desteklemezseniz tüketiciyi pazarda koruyamazsınız. Üretimin maliyetini düşürmeden sofradaki fiyatı düşüremezsiniz. Üretici üretemez hale gelirse bunun bedelini bütün toplum öder” ifadelerini kullandı. Emekli ve çalışanların gelirlerinin temel ihtiyaçlar karşısında yetersiz kaldığını belirten Balık, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: “Sosyal devlet, yurttaşına daha az ye demek değildir. Sosyal devlet, insanın insanca yaşayabileceği koşulları yaratmaktır. Gençlerin gelecek kaygısı yaşamadığı, çocukların yatağa aç girmediği, emeklinin ve emekçinin insanca yaşayabildiği bir düzen talep ediyoruz. Kamu kaynaklarının şeffaf ve hesap verebilir biçimde kullanılmasını istiyoruz. Ekonomik sorunların çözümü halkın üzerine yeni yükler bindirmekten değil, gelir ve kaynakların adil paylaşılmasından geçer. Çiftçinin toprağında kalmasını, emeklinin insanca yaşamasını, emekçinin alın terinin karşılığını almasını, esnafın borç batağından çıkmasını ve çocukların yatağa aç girmemesini istiyoruz. Bunun adı sosyal devlettir, bunun adı adalettir. Türkiye’nin kaynakları herkese yeter. Bu ülkenin ekmeği birkaç kişinin değil, hepimizin ekmeğidir. Ekmek herkese yeter. Yeter ki adalet sofraya da gelsin.”




