Milli İstihbarat Akademisi tarafından NATO Ankara Zirvesi öncesinde düzenlenen "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" programında konuşan MİT Kalın, Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Avrupa güvenliğine uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmelerin NATO’nun önemini daha da artırdığını kaydetti. Güvenliğin artık yalnızca askeri unsurlarla tanımlanamayacağını vurgulayan Kalın, enerji arz güvenliği, ekonomik istikrar, siber dayanıklılık, bilgi güvenliği ve toplumsal direnç kapasitesinin günümüz güvenlik anlayışının ayrılmaz parçaları haline geldiğine dikkati çekti.
Kalın, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yalnızca iki ülke arasında yaşanan bir çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini, savaşın Karadeniz güvenliğinden enerji hatlarına, tahıl koridorlarından deniz ticaretine kadar çok sayıda alanda küresel etkiler ortaya çıkardığını belirtti. Söz konusu savaşın aynı zamanda hibrit tehditlerin, insansız sistemlerin ve bilgi operasyonlarının modern çatışmalardaki belirleyici rolünü gözler önüne serdiğini ifade eden Kalın, güvenlik politikalarının da bu yeni gerçeklik çerçevesinde şekillendiğini dile getirdi. ABD ile İran arasında anlaşma sağlandığına dair haberlerin memnuniyet verici olduğunu belirten Kalın, "Temkinli bir iyimserlik içerisindeyiz. Zira önümüzdeki günler ve haftalar müzakerelerde asıl konuların ele alındığı, tartışıldığı, müzakere edildiği zorlu bir süreç olacak. Biz bu süreçte katkı veren başta Pakistan ve Katar olmak üzere ülkemizi de dahil ederek katkı sunan tüm aktörleri tebrik ediyoruz. Bu konuda kararlılık gösteren tüm ülkeleri ve liderlerini kutluyoruz. Umarız bu adım, Orta Doğu’da kalıcı bir barışın inşa edilmesi için önemli bir merhaleyi teşkil edecek" dedi.

Türkiye’nin NATO içindeki rolüne vurgu
Türkiye’nin NATO üyeliğinin 1952’den bu yana hem ülkenin güvenlik politikaları hem de ittifakın stratejik dengeleri açısından kritik öneme sahip olduğunu belirten Kalın, Ankara’nın NATO’nun doğu ve güney kanatlarının güvenliği, Karadeniz’deki istikrar, terörle mücadele ve bölgesel krizlerin yönetimine somut katkılar sunduğunu ifade etti. Soğuk Savaş sonrasında Türkiye’nin ittifak içindeki rolünün sorgulandığını anımsatan Kalın, "90’lı yıllarda yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin ittifak açısından ne kadar kritik bir öneme haiz bir aktör olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zira Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Soğuk Savaş sonrası döneminin dışında yeni tehditler, sınamalar küresel sistemi zorlayan ana unsurlar haline geldi. Bu dönemde Türkiye, sadece ittifaka olan bağlılığıyla değil, aynı zamanda kendi düşünme tarzıyla stratejik öncelikleri ve özellikleriyle ittifaka katkı veren en önemli üyelerden birisi oldu" şeklinde konuştu.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin NATO görevlerini yerine getiremeyeceği yönündeki değerlendirmelerin de boşa çıktığını belirten Kalın, FETÖ yapılanmasından arındırılan ordunun hem Türkiye’nin hem de NATO’nun güvenliğine katkı sunmayı sürdürdüğünü söyledi.
"Terörsüz Türkiye" vurgusu
Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen "Terörsüz Türkiye" hedefinin yalnızca güvenlik boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, "Terörün her türlüsünden arındırılmış bir Türkiye, demokratik kapasitesini daha da güçlendirecek ekonomik kalkınmasını hızlandıracak ve ittifakın güvenliğine katkı sağlayan stratejik aktör konumunu pekiştirecek. Diğer yandan, yeni dönemde tüm aktörlerin stratejik bağımsızlıklarını ve önceliklerini artırmaya yönelik çabaları anlaşılır bir durumdur" ifadelerine yer verdi.

Yapay zeka ve veri güvenliği yeni dönemin gündeminde
Güvenlik alanında yaşanan teknolojik dönüşüme de işaret eden Kalın, yapay zeka, çip teknolojileri, uydu sistemleri, siber kabiliyetler ve otonom platformların yeni dönemin güç dengelerini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını kaydetti. Kalın, "Özellikle son dönemde teknolojinin sadece savunma sanayi alanında değil, başka sektörlerde kullanılarak köleleştirilmesi, belli toplumların yahut aktörlerin diğer ülkeler ve aktörler karşısında üstünlüğünün garanti altına alınması için bir araç haline getirilmeye çalışılması tehlikeli bir eğilimin habercisidir. Teknolojinin giderek kendi teknokrasisini ürettiği, teknokrasinin de bir kolunu giderek teknofaşizme doğru evrildiği bir dönemle karşı karşıyayız. Bazı teknoloji şirketleri açık açık kendi üstünlüklerini batı merkezci bir dünya tasavvurunun vazgeçilmezliğini teyit etmek için teknolojinin her türünü hiçbir ahlaki kurala, toplumsal konvansiyona, uluslararası anlaşmalara tabi olmadan kullanmayı meşru görmekte, bunu bir stratejik delil olarak sisteme dahil etmeye çalışmaktır" dedi. Teknolojinin artık yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, güvenlik ve caydırıcılığın da merkezinde bulunduğunu belirten Kalın, NATO Ankara Zirvesi’nin gündeminde savunma harcamalarının yanı sıra yapay zeka, siber güvenlik, veri güvenliği ve kritik altyapıların korunması gibi başlıkların da yer alacağını bildirdi.
Programın açılışının ardından Kalın, NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray’e, Türk ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun NATO için hazırladığı ve 1960 yılında Türkiye tarafından ittifaka armağan edilen ünlü Türk mozaiğinin işlendiği tabloyu takdim etti.



