'Umudun Adı: Çocuk' çağrısı ile düzenlenen 61'inci Türk Pediatri Kongresi, 2 bin 500 uzmanın katılımıyla Antalya'nın Kemer ilçesi Beldibi Mahallesi’ndeki Rixos Sungate Otel'de başladı. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Türkiye'de sayıları 8 bini bulan çocuk hekimleri olarak hem bilimsel verileri artırmak hem bir araya gelmek hem de her şeyi birlikte gerçekleştirmek için Antalya'da toplandıklarını söyledi. Prof. Dr. Kasapçopur, "Burada biz iyiliği çoğaltmaya çalışırken, çocuklarımız için iyiliği ortaya koymak, iyilik artsın, çocuklarımız iyi olsun diye uğraşırken hem Urfa'dan hem Maraş'tan gelen çok üzücü acı haberler içimizi dağladı. Özellikle çocuklar içinde suçun bu kadar aşağılara kadar inmesi, hastanelere, okullara kadar şiddetin gelmesi, üstüne düşünülmesi gereken bir şey" diye konuştu.

'ÇOCUKLAR ARASINDA SUÇ ORANI NEREDEYSE YÜZDE 10 ARTTI'

2024 verilerine göre çocuklar arasındaki şiddet, şiddete bağlı suç oranının neredeyse yüzde 10 arttığını aktaran Prof. Dr. Kasapçopur, "Bir ülkenin geleceği, şiddetsiz günler için hepimiz çabalamalıyız. Şiddetin ortadan kalkması; hayatın her alanında hem fiziksel hem sözel şiddeti ortadan kaldırarak olur. Bütün çocuklarımıza inceliği öğütlemeliyiz. Kabalıktan, nobranlıktan, kötü dilden çocuklarımızın uzak durmasını söylemeliyiz. Özellikle siber zorbalığın yansıması olarak bunlar karşımıza çıkıyor. Siber zorbalıktan çocuklarımızı korumalıyız. Dijital çağda karşımıza çıkan sosyal medyadaki terörü ortadan kaldırmak zorundayız. Çocuk hekimleri olarak önümüzde daha çok iş olduğuna inanıyorum" dedi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş: Sivillerin yaşam hakkı üzerinde asla siyasal pazarlıklar yapılamaz
TBMM Başkanı Kurtulmuş: Sivillerin yaşam hakkı üzerinde asla siyasal pazarlıklar yapılamaz
İçeriği Görüntüle

'BU YÜZYILIN GÖRÜNEN EN BÜYÜK SORUNU ŞİDDET'

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Burak Doğangün, son dönem üzücü haberler duyduklarını belirterek, "Belki dünya genelinde olan şeyler bize çok daha fazla yaklaştı. Okullara olan bu saldırı hele çok naif, çok temiz, melek gibi düşündüğümüz çocuklardan yine çocuklara geliyor olması, belki hepimizi şok da etti. Bu yüzyılın artık görünen en büyük sorunu şiddet. Şiddete karşı hepimizin en baştan çok net 'hayır' diyebilmemiz gerekiyor. Ayrıca çocukların da küçük yaşlardan itibaren zor olana, zorlayanlara, zorbalayanlara 'hayır' diyebilecek kapasitelerinin olması gerekir. Değişen toplum, değişen yaşam biçimleriyle beraber çağdaşlığın artılarının yanında bu negatiflikler de oluştu. Toplumsal değerler erimeye başladı ve çocukların çok küçük yaştan itibaren kıymetli olduklarını hissetmeleri, bir taraftan da kontrol mekanizması olmalı" diye konuştu.

'ÇOCUK ÇOK İYİ RADARDIR'

O çocukların yaşadığı zorluk ve sıkıntıları çözebilecek üst merci anlamında kontrol mekanizmalarının zayıfladığını aktaran Prof. Dr. Burak Doğangün, "Bu problemlerin bir bütün olarak toplumsal, hatta global mesele olduğu söylemekte fayda var. Tabi ki akran zorbalığının artığını görüyoruz ancak çocuk unutmamız gerekir ki çok röntgencidir, çok iyi bir radardır. Etrafında olup biteni çok iyi algılar ve sezer. Hukukun üstünlüğü çok önem arz ediyor. Belki de hemen hemen her kavramın üstünde geliyor. Çünkü kendince kendi cezasını veriyor. Kendince yaşamış olduğu haksızlığın cezasını; başvuracağı, yaslanabileceği bir güç olmadığını düşünerek kendisi veriyor" dedi.

'ÇOCUK ASLINDA DEĞER KAYBINA GİDİYOR'

Dijitalin, elektronik oyunların artmasıyla beraber ailelerin çocukları kontrol edebilme gücünün azaldığını gördüklerini kaydeden Prof. Dr. Doğangün, şöyle devam etti:

"Daha önceki dönemlerde örneğin mahallede üç kişi, bir öğretmen, bir doktor bir hakim ya da üst düzeyde görünen insan, bir sanatçı identifikasyon dediğimiz çocuk için özdeşleşim nesnesiyken bugün sanal ortamlarda binlerce, milyonlarca özdeşleşebileceği identifikasyon nesnesinin olması, çocuk açısından aslında utanabilme kapasitesinin azaldığını gösteriyor. Şunu demek istiyorum; bir sorun, bir sıkıntı, bir ayıp yaşadığında kişi, birey, çocuk 'O kişinin yüzüne nasıl bakarım, bu amcamın, bu dayımın, bu teyzemin, bu öğretmenimin yüzüne nasıl bakarım' diye iç kontrol mekanizması geliştiriyordu. Bu gelenekler, yaşam biçimleri, inançlar ve kanunlarla belki çevrelenen şeyler. Her ikisinde de erime olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla çocuk aslında değer kaybına gidiyor. Bir başka deyişle yaşam çocuğun gözünde değersiz oluyor. Yaşamak da değersiz, yaşatmak da değersiz ya da 'Ben ölsem ne olacağım ki', yani hayatın bir manası anlamı yok diye bakarken bir başkasının yaşam hakkını da elinden alabiliyor maalesef."

'ŞİDDET İÇERİKLİ YAYINLARA KISITLAMA İSTİYORUZ'

Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kenan Barut ise şiddet içerikli yayınlara kısıtlama getirilmesi gerektiğini belirterek, “Günümüzde artan şiddet olaylarıyla birlikte bunun nedeninin açık ve açık olarak ekranlarda, televizyonlarda, sosyal medyada yayınlanan şiddet içerikli görüntüler olduğunu, şiddet içerikli diziler, filmler olduğunun kanısına vardık. Genel olarak çocuk sağlığı hastalıklarıyla uğraşan uzmanlar olarak bunu özellikle rica ediyoruz; özellikle belirtiyoruz ve altını çiziyoruz. Bu tür içerikler Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından gözden geçirilmeli, gerekirse belirlenen saatlerde gösterilmeli veya hiç gösterilmemeli. Yasaklama boyutuna gidilebilir ya da gidilemez bilmiyorum, ama bu noktada yapılması gereken durum belirli saatlerde çocukların izleyemeyeceği düzeye getirilmelidir" diye konuştu.

Kaynak: DHA