Dünya genelinde 500 milyondan fazla kişiyi etkileyen osteoporoz, kemiklerin yoğunluğunu ve kalitesini kaybederek kırılgan hale gelmesine yol açıyor. 50 yaş üzerindeki her üç kadından biri ve her beş erkekten biri, yaşamının geri kalanında osteoporoza bağlı kırık riski taşıyor. Özellikle kalça kırıkları, yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürürken ölüm riskini de artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü kapsamında kemik sağlığının korunması, erken tanı ve kırık riskinin azaltılması hakkında önemli bilgiler verdi.
'KEMİKLERİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN HİÇBİR ZAMAN GEÇ DEĞİL'
Osteoporozun kemik kütlesinin ve dayanıklılığının azalmasıyla ortaya çıkan, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, "Kemiklerdeki zayıflama uzun süre fark edilmeyebilir ve hastalık ilk kez basit bir düşme ya da günlük yaşam sırasında meydana gelen kırıkla ortaya çıkabilir. Özellikle kalça kırıkları, ileri yaşlarda hareket kabiliyetinin kaybedilmesine, yatağa bağımlılığa ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilmektedir. Osteoporoza bağlı kırıkların sonuçları, hastalığın erken dönemde belirlenmesinin önemini ortaya koymaktadır. Kalça kırığı geçiren hastaların önemli bir bölümü bağımsız yaşamına geri dönmekte zorlanırken, bir kısmı uzun süre yatağa bağımlı kalabilmektedir. Kırık sonrasında ölüm riskinin artması da hastalığın yalnızca kemik sağlığını değil, genel sağlık durumunu da etkilediğini göstermektedir. Kırık geçiren hastaların önemli bir bölümünde daha önce tanı konulmamış veya tedavi edilmemiş osteoporoz bulunması, koruyucu sağlık hizmetlerinin ve erken değerlendirmenin önemini artırmaktadır" dedi.
50 YAŞ ÜZERİNDE HER 4 KİŞİDEN BİRİ OSTEOPOROZ RİSKİ TAŞIYOR
Türkiye'de de kemik sağlığının önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, "50 yaş üzerindeki her dört kişiden birinde osteoporoz bulunduğuna ilişkin veriler, yaşlanan nüfusla birlikte hareketsiz yaşam tarzı ve yetersiz beslenmenin de dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kemik sağlığını korumak için hiçbir yaş geç değildir. Risk faktörlerini öğrenmek, düzenli hareket etmek, dengeli beslenmek ve kırık sonrasında kemik sağlığını mutlaka değerlendirmek, alınabilecek temel önlemler arasında yer almaktadır" diye konuştu.

'KEMİK SAĞLIĞINI ÇOCUKLUK VE ERGENLİKTİN İTİBAREN KORUMAK GEREKİYOR'
Kemik sağlığının yalnızca ileri yaşlarda önem kazanan bir konu olmadığını anlatan Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, "Çocukluktan itibaren kazanılan sağlıklı yaşam alışkanlıkları, ilerleyen yıllardaki kemik dayanıklılığının temelini oluşturmaktadır. Osteoporozdan korunmak ve kırık riskini azaltmak için yaşamın farklı dönemlerinde üç temel adıma dikkat edilmesi gerekmektedir. Kemik kütlesinin büyük bölümü çocukluk ve ergenlik döneminde oluşmaktadır. Bu süreçte yeterli kalsiyum, protein ve D vitamini alımı ile kemikleri yük taşıyarak çalıştıran fiziksel aktiviteler büyük önem taşımaktadır. Yetişkinlik döneminde de düzenli egzersiz ve dengeli beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi, kemik kaybının azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Sigara kullanımından ve aşırı alkol tüketiminden uzak durmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak da kemik sağlığını destekleyen önemli faktörler arasında bulunmaktadır" dedi.
KEMİK KAYBINI ÖNLEMEK İÇİN RİSK FAKTÖRLERİNİ BİLMEK GEREKİYOR
Kemik sağlığının korunmasında ikinci aşamanın mevcut kemik kütlesini mümkün olduğunca korumak ve kırık riskini azaltmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, şöyle devam etti:
"Ailede osteoporoz öyküsü bulunması, boy kısalması, uzun süreli kortizon kullanımı ve erken menopoz gibi durumlar osteoporoz riskini artırabilmektedir. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin hekim değerlendirmesinden geçmesi ve gerekli görüldüğünde kemik mineral yoğunluğu ölçümü yaptırması gerekmektedir. Kemik sağlığının korunmasında düşmelerin önlenmesi de önemli bir yer tutmaktadır. Ev ortamındaki kaygan zeminlerin ve takılmaya neden olabilecek eşyaların düzenlenmesi, yeterli aydınlatmanın sağlanması ve denge egzersizlerinin yapılması, özellikle ileri yaştaki bireylerde düşmeye bağlı kırık riskini azaltmaya yardımcı olmaktadır."
KIRIK SONRASINDA YENİ KIRIKLARI ÖNLEMEK BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR
Osteoporoza bağlı bir kırık yaşanmasının sonraki kırıklar açısından önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, "Kırık sonrasında yeni bir kırık gelişme riski artmakta ve özellikle ilk bir- iki yılda daha yakından takip gerekmektedir. Bu nedenle kırık tedavisiyle yetinilmemesi, altta yatan kemik hastalığının da araştırılması gerekmektedir. Uygun hastalarda hekim tarafından planlanan tedaviler, düzenli fiziksel aktivite, yeterli beslenme ve düşmeleri önlemeye yönelik uygulamalar birlikte yürütülmelidir. Böylece kemik kaybının ilerlemesinin yavaşlatılması ve yeni kırıkların önlenmesi hedeflenmektedir" dedi.
ERKEN TANI VE DOĞRU TEDAVİ KIRIK RİSKİNİ AZALTIYOR
Osteoporozun tanısında kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, şunları söyledi:
"DXA adı verilen yöntemle yapılan ölçüm, kemik yoğunluğunun değerlendirilmesine ve kırık riskinin belirlenmesine yardımcı olmaktadır. T-skorunun -2,5 veya altında olması, osteoporoz tanısında kullanılan temel ölçütlerden biridir. Bununla birlikte tedavi kararı yalnızca bu değere göre değil; kişinin yaşı, daha önce kırık geçirip geçirmediği, diğer risk faktörleri ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek verilmektedir. Osteoporoz tedavisinde fiziksel aktivitenin artırılması, beslenmenin düzenlenmesi, ihtiyaç halinde kalsiyum ve D vitamini desteğinin sağlanması ve uygun hastalarda kemik kaybını azaltmaya yönelik tedavilerin uygulanması önem taşımaktadır. Günlük yürüyüşler, kişinin sağlık durumuna uygun egzersizler ve yeterli güneş ışığından yararlanma da kemik sağlığını destekleyen uygulamalar arasında yer almaktadır. Kalsiyum ve D vitamini desteğinin gerekliliği ile tedavi seçeneği, hekim değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmelidir. Osteoporozun erken dönemde tanınması, yalnızca kemik yoğunluğunun korunması açısından değil, kırıklara bağlı hareket kaybının ve yaşam kalitesindeki düşüşün önlenmesi açısından da önemlidir. Özellikle düşük enerjili bir düşme sonrasında kırık gelişen kişilerin osteoporoz yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bireylerin risk faktörlerini dikkate alması, gerekli kontrollerini yaptırması ve kemik sağlığını yaşam boyu korumaya yönelik adımlar atması, osteoporozla mücadelede belirleyici rol oynamaktadır."





