Türkiye genelinde hayvancılık işletmeleri, son dönemde artan küresel salgın risklerine karşı teyakkuza geçti. Ekonomik kayıpların önüne geçmek ve hayvan refahını korumak için ‘hastalık çıktıktan sonra tedavi’devri kapandı. Tarım ve Orman Bakanlığı ile saha veteriner hekimlerinin ortak uyarısı net: "En iyi ilaç, hastalığın ahıra hiç girmemesidir." Salgınlarla mücadelede başarının anahtarı ise hayvanların bağışıklık sistemini güçlendirmek ve işletme hijyenini en üst seviyeye çıkarmaktan geçiyor.
‘Aşı, hayvanın zırhı’
Hastalıklarla mücadelenin ilk ve en güçlü basamağı düzenli aşılamadır. Özellikle Şap, Brucella, Şarbon ve LSD (Yumrulu Deri Hastalığı) gibi hızla yayılan virüslere karşı hayvanların bağışıklık hafızası sürekli taze tutulmalıdır. Uzmanlar, "Aşılanan hayvan hastalanmaz diye bir kural yok, ancak aşılı hayvan hastalığı ayakta atlatır ve ölümü engeller" diyerek üreticileri uyarıyor. Bakanlığın ücretsiz veya destekli aşı kampanyalarını takip etmek, sürünün geleceğini garanti altına almanın en kısa yoludur.
‘Truva etkisine son’
İşletmeye yeni katılan hayvanlar, çoğu zaman fark edilmeyen birer ‘Hastalık taşıyıcısı’ olabilir. Uzmanlara göre, pazardan veya başka bir çiftlikten alınan her hayvan mutlaka en az 21 gün boyunca diğerlerinden tamamen ayrı bir bölmede tutulmalı. Bu süre zarfında hayvanın yem yemesi, ateşi ve genel durumu gözlemlenmeli; gerekirse kan analizleri yapılmalıdır. Karantina süreci tamamlanmadan sürüye dahil edilen tek bir hayvan, tüm işletmenin aylarca karantinaya alınmasına neden olabilir.
‘Görünmez duvarlar örün’
Ahır ve kümes girişleri, virüslerin en sevdiği "otobanlar"dır. İşletme girişine kurulacak basit bir dezenfeksiyon havuzu veya ilaçlı paspas, virüslerin ayakkabı ve araç tekerlekleriyle içeri sızmasını yüzde 90 oranında engeller. Ayrıca, işletmeye yabancı kişilerin, tüccarların veya kontrolsüz araçların girişi kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Her ziyaretçi, virüs taşıma potansiyeli olan bir risk faktörü olarak görülmelidir.
İçeriden gelen güç
Sadece dış önlemler yetmez; hayvanın vücut direnci de yüksek olmalıdır. Kötü havalandırılan, rutubetli ve amonyak gazı birikmiş ahırlar, ciğer hastalıklarına davetiye çıkarır. Temiz ve taze suya sürekli erişim sağlanmalı, rasyonlar vitamin ve minerallerle zenginleştirilmelidir. Özellikle mevsim geçişlerinde uygulanan bağışıklık güçlendirici takviyeler, salgınlara karşı "gizli bir ordu" görevi görür. Unutulmamalıdır ki; bir hayvanın telef olması sadece bir can kaybı değil, aynı zamanda milli servetin yok olmasıdır. Bugün alınacak küçük ve düşük maliyetli tedbirler, yarın karşılaşılabilecek büyük karantina zararlarının ve ilaç masraflarının önüne geçecektir. "Hastalık kapıda değil, önlem ahırda başlar”