Bir sohbette, bir arkadaşım dedi ki:
“Yahu biz Türkler misafirperver insanlarız değil mi?
Bir misafirimiz gelse, hemen yan tarafa çekilir, ‘önden buyurun’ deriz..
İyi de..
Bu misafirperverliğimizi trafikte niye hiç göstermiyoruz?
Kimse ‘buyur önce sen geç’ demiyor?
Vallahi ben bunu bir türlü anlayamıyorum..”
İşte, Konyaaltı Caddesi’nde önceki gün “öncelik yayanın” adıyla uygulanmaya başlayan proje, bizim bu trafikteki misafirperverliğimizi biraz sorgulayacak gibi görünüyor..

En büyük hayallerimden biri, “trafik ışıkları ve hıskesleri olmayan bir kent”tir..
Şaşırmayın..
“Olur mu öyle şey, saçmalık” demeyin..
Ben buna “hayal” diyorum, siz isterseniz “ütopya” deyin..
Ama..
Sonuçta böyle bir “hayalim” var işte..

Ancak..
Önceki gün Valilik ve Emniyet’in Konyaaltı Caddesi’nde hayata geçirdiği, “Antalya’da Yaya Önceliğini ve Güvenliğini Sağlamak için Yaşam Boyu Öğrenme Projesi” beni hayalimin gerçekleşebileceği konusunda biraz umutlandırdı..
“Niyet etmek, yapmanın yarısıdır” derler..
Konyaaltı Caddesi’nde trafik ışıkları yok, hızkesler yok..
Sürücülerin yapacağı tek şey; karşıdan karşıya geçecek olan yayalara (yaşı-başı ne olursa olsun) öncelik tanımak, durup onların geçmesini beklemek..
Zamanla bu uygulama çevre yollara, daha sonra bütün kente, hatta mümkün olursa bütün ülkeye yayılacak..
Projenin amacı da, Vali Ahmet Altıparmak’ın söylediği de bu..
Bu da “ütopik bir düşünce” gibi geliyor insana..
Ama..
Saygı görmek istiyorsak, saygı göstermeyi öğreneceğiz..
Saygı gösterdiğimizde ise, o ütopik düşünceler ve hayallerin bir bir gerçekleştiğini hep birlikte göreceğiz..
Aslında..
Bu uygulamaya, “sürücüler diğer sürücülere de öncelik tanısın” düşüncesini de ilave etmek lazım..
O “misafirperver” yapımızı yeniden kazanmamız lazım..

Ben niye “trafik ışığı olmayan” bir kent istiyorum, onu size biraz anlatmalıyım..

Biliyorsunuz, trafik ışıklarına çoğu kişi uymuyor..
Uymadığı için de ya kaza yapıyor, ya da kazaya sebebiyet veriyor..
Öbür taraftan diğerlerinden bazıları böyle bir olay karşısında (kendilerine saygı gösterilmediğini düşünerek) ana-avrat küfür ediyor, bağırıyor, suçluyor..
Derken, hemen arkası kavga-döğüş..
Bunlar çokça yaşanıyor..
Oysa..
Trafik ışıkları olmasa, herkes kavşağa geldiğinde “dikkatli olmak” zorunda kalacak..
Hızını azaltacak, trafik kurallarına göre hangisi geçecekse ona yol verecek veya kendisi geçerken diğerleri yol verecek..
Eğer hepsi birden geçmeye kalkarsa, hepsi kilitlenip kalacaklarını biliyor..
Nitekim.
Trafik ışığı olmayan bütün kavşaklarda, böyle oluyor zaten..
Hazır Konyaaltı Caddesi’ndeki trafik ışıkları kaldırılmış ve “yayalara saygı” uygulaması başlatılmışken, bu tür bir uygulama da adım adım gerçekleştirilebilir herhalde..
Dediğim gibi; “hayalim” bu..
Gerçekleştirmek için elimden geleni elbette yapacağım..

Haydi dostlar..
Antalya, çok önemli bir projeye imza attı..
Zor, hatta çok zor biliyorum..
Ama..
Yayalara da, diğer sürücülere de göstereceğiniz saygı, size fazlasıyla dönecektir..
Çoluk-çocuğumuzla o yollardan hepimiz gelip geçiyoruz..
Şu “misafirperver” yapımızı kaybetmesek, şık olmaz mı?

…………………………………………

NOT: …
Bu arada.. Antalya’da çoğu yere gereksiz konmuş, gereksiz çalıştırılan çok fazla trafik lambası var.. Hiç olmazsa –şimdilik- bunlara biz çözüm bulunsa da “boşuna beklemeler” azalsa çok iyi olacak..