Bazen birinin yaşını tahmin etmeye çalışırken yüzüne bakıyoruz. Oysa insanın gerçek yaşı ne yüzünde ne de takvimde saklı. Bence insanı yaşlandıran asıl şey, hayattan kaç kez vazgeçtiğidir.
Bazı insanlar vardır; yıllar geçer ama bakışları değişmez. Hâlâ heyecanlanırlar, hâlâ bir şeye ilk kez görüyormuş gibi sevinebilirler. Küçük şeylerden mutlu olmayı bilir, hayatın bütün yüklerine rağmen içlerinde bir yerlerde umudu canlı tutarlar. İşte bana göre gençlik biraz da budur.
Hayat hepimize bir şeyler öğretiyor. Kimi zaman kırarak, kimi zaman kaybettirerek… Hepimizin sustuğu, geceleri uzun uzun düşündüğü, kimseye anlatmadığı zamanlar oluyor. Ama önemli olan başımıza ne geldiğinden çok, yaşadıklarımızın bizi neye dönüştürdüğü.
Ben artık her şeyi taşımak zorunda olmadığımıza inanıyorum.
Bize iyi gelmeyen insanları, sürekli kendimizi açıklamak zorunda kaldığımız ilişkileri, geçmişte kalması gereken kırgınlıkları sırtımızda taşımak zorunda değiliz. Bazen uzaklaşmak bir kaçış değil, kendine sahip çıkmaktır. Bazen affetmek karşımızdakini değil, kendi içimizi özgür bırakmaktır.
Ve insan bunu öğrendikçe yüzünün bile değiştiğini düşünüyorum.
Çünkü huzur insanın yüzüne yerleşiyor. Kendini sürekli savunmak zorunda hissetmeyen birinin bakışlarında başka bir sakinlik oluyor. Her şeye cevap vermek yerine bazı şeyleri sessizlikle geçebilen insanın yüzünde başka bir hafiflik beliriyor.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yaşından çok daha genç görünür.
Çünkü içlerinde hâlâ merak vardır. Hâlâ gülebiliyorlardır. Hâlâ bir sabah güzel bir haber alacakmış gibi umut edebiliyorlardır. Hayat onları sertleştirmeye çalışmış ama onlar kalplerini tamamen kapatmamışlardır.
Ben genç kalmanın, hiç acı çekmemek olduğunu düşünmüyorum.
Tam tersine, acıyı görüp yine de sevgiden vazgeçmemek. Hayal kırıklığı yaşayıp yine de güvenmeyi öğrenmek. Kaybedip yeniden başlayabilmek. Kırılıp başkasını kırmayı seçmemek…
Asıl gençlik belki de burada.
Çünkü yılları durduramayız. Aynaya baktığımızda değişen yüzümüzü de geri çeviremeyiz. Ama içimizde neyi büyüteceğimize hâlâ kendimiz karar verebiliriz.
Kin mi, huzur mu?
Kırgınlık mı, kabulleniş mi?
Korku mu, umut mu?
Ben artık insanın yaşını doğum tarihinin değil, hayata karşı taşıdığı duygunun belirlediğine inanıyorum.
Bazılarımız yıllarla büyüyor, bazılarımız yaşadıklarıyla olgunlaşıyor. Ama bazı insanlar var ki bütün bunlara rağmen içlerindeki çocuğu kaybetmiyor.
Ve belki de hayattaki en büyük başarı, bunca şey yaşadıktan sonra hâlâ güzel kalabilmek.
Yüzümüzdeki çizgiler değil mesele.
Mesele, o çizgilerin arasından hâlâ hayatın ışığının görünüp görünmediği.