Antalyaspor, deplasmanda Göztepe karşısında 2-0 kaybetti ama bu maçın hikayesi skordan çok daha derin bir yerde başlıyor. Çünkü artık Antalyaspor için mesele “yenilmek” değil, oyunun içine hiç girememek. Daha ilk dakikada gelen gol, bir savunma hatasından öte zihinsel bir hazırlıksızlığın sonucu. Takım sahaya çıkıyor ama maça başlamıyor. İlk 15 dakika boyunca ne bir baskı var ne bir reaksiyon. Top rakipteyken bekleyen, top kendisine geçtiğinde ne yapacağını bilemeyen bir yapı izleniyor. Bu durum sadece bu maça özgü değil, son haftaların ortak özeti. Antalyaspor artık oyunu yöneten değil, oyunun içinde savrulan bir takım görüntüsü veriyor. Bu da sahada kontrolü tamamen rakibe bırakmak anlamına geliyor. Kontrolü kaybeden bir takımın ise maç kazanma ihtimali zaten sınırlı. Sorun bu yüzden sadece savunmada yapılan hatalar değil, oyuna başlama biçiminin tamamen yanlış olması.
Veri başka söylüyor
Bu tabloyu rakamlarla desteklediğimizde ortaya daha sert bir gerçek çıkıyor. Antalyaspor ligde geride kalan 31 maçta sadece 7 galibiyet alabildi. Bu veri tek başına bile sezonun özetini yapmaya yeter. Çünkü bu ligde kalmayı hedefleyen bir takımın bu kadar düşük galibiyet sayısıyla yoluna devam etmesi zaten başlı başına bir çelişki. Göztepe maçındaki istatistikler de bu tabloyu doğruluyor. Üretilen net pozisyon sayısı yok denecek kadar az, isabetli şut sayısı sınırlı, rakip ceza sahasında etkinlik düşük. Orta sahada pas bağlantıları kopuk, ileriye taşınan toplar kaybediliyor. En dikkat çekici nokta ise takımın skor dezavantajına verdiği tepki. Antalyaspor bu sezon geriye düştüğü maçların büyük bölümünde puan çıkaramadı. Yani gol yediği anda sadece skor değil, oyun da bitiyor. Bu da teknikten çok zihinsel bir kırılmayı işaret ediyor.
Kadro gerçeği ortada
Asıl problem ise bu tablonun artık sürpriz olmaması kadar, kadro kalitesinin de gerçeği açıkça yansıtması. Burada teknik direktör Sami Uğurlu üzerinden bir eleştiri yapmak kolay olur ama adil olmaz. Çünkü sahadaki oyuncu grubunun kapasitesi, hocanın elini ciddi şekilde sınırlandırıyor. Plan yapabilirsiniz ama o planı uygulayacak kalite yoksa sonuç değişmiyor. Bu yüzden mevcut tabloda teknik heyetten çok kadro mühendisliğini sorgulamak gerekiyor. Bu kadronun büyük bölümü, geçmiş dönemde Emre Belözoğlu yönetiminde kuruldu ve bugün gelinen noktada bu tercihlerin bedeli sahaya yansıyor. Beklentiyi karşılamayan, oyun içinde fark yaratamayan, sorumluluk almayan bir oyuncu grubuyla mücadele ediliyor. Bu yüzden sezon sonunda ciddi bir değişim kaçınılmaz görünüyor. Antalyaspor’un geleceği için en doğru adım, yeni sezona Sami Uğurlu’nun kendi kuracağı bir kadroyla başlamak olur. Çünkü mevcut yapı, bugünü bile taşımakta zorlanıyor.
Kader haftaları
Bugün gelinen noktada Antalyaspor düşme hattının içinde ve artık önünde net bir yol var. 3 Mayıs’ta evinde Alanyaspor ile oynanacak derbi ve son haftada Kocaelispor karşısında alınacak sonuçlar, bu sezonun kaderini belirleyecek. Deplasmanda Galatasaray gibi zorlu bir maçın olduğu denklemde, içeride kaybedilecek puanların telafisi neredeyse yok. Eğer Antalyaspor bu iki iç saha maçını kazanamazsa, ligde kalma ihtimali ciddi şekilde ortadan kalkacak. Bu yüzden artık bahane değil sonuç zamanı. Futbolculardan beklenen tek şey net: iç sahadaki maçları kazanarak bu takımı ligde tutmak. Sonrasında ise zaten herkes kendi yoluna bakacak. Bu kadroyla yola devam edilmesi zor görünüyor, belki de doğru olan bu. Ama önce Antalyaspor’un bu ligde kalıp kalmayacağı belli olacak. Çünkü şu an konuşulan gelecek değil, doğrudan hayatta kalma mücadelesi.





