Dev Turizm- İş Sendikası Genel Başkan Mustafa Yahyaoğlu, sendikalı olmanın bir ayrıcalık olduğunu hatırlatarak, “Sendikalı olmak gücünün farkında olmaktır. Sendikalı olmak daha iyi çalışma koşulları sağlar. Alacaklarımız zamanında ve eksiksiz ödenir. Öncelikle sendikanın kelime anlamı, ‘birlik’ demektir. İşverenlerin, odaları, borsaları, birlikleri, dernekleri, hatta sendikaları var. Yüz milyonlarca dolar değerinde bir ya da daha çok, otelleri, fabrikaları, bankaları, iş yerleri, işletmeleri var. Sendikalı olanlar birlik olmanın önemini ve ihtiyaç olduğunu biliyor ve uyguluyorlar. Dünyada 160 yıldan fazla bir zamandır işçiler de birlik olmaları ve hak aramanın yolunu bulmaları gerektiğini gördüler. Sendikalarını kurdular ve mücadele etmeye başladılar. 8 saatlik işgünü için, ücretli hafta tatili için, ücret ve çalışma koşulları için, toplu pazarlık hakkı için yıllarca mücadele ettiler.  Can verdiler, kan verdiler, ter döktüler ve bu hakları kazandılar. Bize bu kazanılmış hakları grevli, toplu iş sözleşmeli sendikal hakları, iş yasalarını, Dünya Çalışma Örgütü ILO’yu bıraktılar.  70 yıl önce kurdukları Türk-İş’i bıraktılar.  56 yıl önce kurdukları DİSK’i bıraktılar. Ülkemizde ne yazık ki patronlar ve onların temsilcileri siyasi iktidarlar önce işçi sendikalarının gücünü kırdılar. İşçilerin birliğini bozdular.  Örnek verecek olursak, 1980 faşist askeri darbeden önce, Türkiye’de toplam 5 milyon işçi çalışırken 3,5 milyon sendikalı işçi varken, bugün 25 milyon çalışan işçinin sadece 1 milyonu sendika üyesi. Bu, yüzyıl önce kazanılmış hakları, şimdi işçilerin sendikasızlığını fırsata çevirerek, elimizden alıyorlar” diye konuştu.  

 

Kullanılmayan haklar  

Kanunlarda yazsa da birçok hakkın kullanılmadığına dikkat çeken Yahyaoğlu, “Kanunlarda yazılı olsa da uygulanmaz hale getiriyorlar. Kadınlar ücretli doğum iznini kullanamıyor. Milyonlarca turizm işçisi yıllık ücretli izin hakkını kullanamıyor, hatta küçük iş yerlerinde ücretli haftalık izin kullanılamıyor. İki haftada bir ücretsiz izin verilen yerler tespit ediyoruz. Ücretler asgari, zamlar, enflasyon, yoksulluk, açlık, bunalım, azami. Dedelerimizin nenelerimizin, analarımızın, babalarımızın, yüzyıllarca mücadele ederek kazandıkları hakları, değerini bilemeyip, kaybetmemeliyiz, kaybedemeyiz. İnsanca çalışılacak bir iş ve insanca yaşanılacak bir ücret her çalışanın, her yurttaşın hakkıdır. Devleti yönetenler her bir yurttaşı için bunu sağlamak için oradadır. Ama gün o gün değil. Patronlar iş kurarken, çalıştıracakları işçilerin talep ve ihtiyaçlarını hesaplayarak yatırım yapmak zorundadır. Zaten öyle de yapıyorlar. Ama işçiler haklarını almazlarsa, doğal olarak net karları artar ve her iki üç yılda bir yeni iş yerleri açarlar” diye konuştu.  

 

‘Harami düzeni sürdürülemez’ 

‘Çalışan 25 milyon işçinin yüzde 60’tan fazlası, 11 bin 402 TL asgari ücrete ve ona çok yakın ücretlere çalışıyor’ diyen Yahyaoğlu, “İşçilerin sadece bir milyonu ücretlerini toplu pazarlıkla yani toplu iş sözleşmesiyle belirleyebiliyor. Yani yüzde 5’i, yüzde 95 işçi patronu neyi uygun gördüyse ona çalışıyor. Sistem böyle işliyor. ‘İşine geliyorsa çalış, işine gelmiyorsa işte kapı. Kapıda bekleyen, asgari ücrete çalışacak milyonlar var.’ Bu günlerde en fazla duyulan cümleler. İşçilerin birlik olmamaları, sendikal mücadeleyi yapamıyor olmaları, patronların da bu durumu fırsata çevirmeleri bize bu günkü durumu yaşatıyor. Birlikten kuvvet doğar. Zaman zaman mücadele geriye düşse de, kazanılmış haklar kısmen kaybedilse de, bu durum kalıcı olamaz. Bin patronun daha çok kar etmesi için milyonlarca işçi ve ailesi, aç, perişan sömürülemez. Bu harami düzeni sürdürülemez. Genç kuşaklar bu durumu kavradıkça şartları lehlerine çevirebilmek için örgütlü olmaları gerektiğini, sendikalı işçi olmanın ne demek olduğunu anlayacaklar. Sendika işçilerin birliği. Demokrasi, özgürlük, adalet yoksa iş yok, ekmek yok, aş yok. Sendika yoksa hak yok hukuk da yok” diyerek konuşmasını tamamladı.  

 

Kaynak: ESRA ALTUNKES