Ekonomist Zafer Özcivan, 2025 yılı hanehalkı tüketim harcamalarını değerlendirdi. Türkiye’de ekonomik hareketliliğin bölgelere göre değiştiğini belirten Özcivan, kira, gıda ve ulaşım giderlerinin vatandaşın bütçesini belirlediğini vurgulayarak, “Asıl mesele ne kadar harcandığı değil, bu harcamaların hangi gelirle karşılandığı ve ay sonunda vatandaşın elinde ne kaldığıdır” şeklinde konuştu.
Özcivan, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı Hanehalkı Tüketim Harcaması Bölgesel sonuçlarının, Türkiye’deki ekonomik farklılıkları ve vatandaşların geçim koşullarını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyduğunu söyledi. Açıklanan rakamların yalnızca tüketimin hangi bölgelerde yoğunlaştığını göstermediğini belirten Özcivan, aynı zamanda gelir dağılımı, yaşam maliyetleri ve temel ihtiyaçların hane bütçesindeki ağırlığı hakkında da önemli ipuçları sunduğunu ifade etti. Türkiye’de ekonomik hareketliliğin ve tüketim harcamalarının belirli bölgelerde yoğunlaştığına dikkat çeken Özcivan, toplam hanehalkı tüketim harcamalarının yüzde 25,6’sının İstanbul’da gerçekleştiğini, Ege Bölgesi’nin yüzde 14,5, Akdeniz Bölgesi’nin ise yüzde 12,6 pay aldığını belirtti. Kuzeydoğu Anadolu’nun yüzde 1,4, Ortadoğu Anadolu’nun yüzde 2,5 ve Doğu Karadeniz’in yüzde 2,8 payda kalmasının bölgesel ekonomik farklılıkları ortaya koyduğunu kaydetti.
Harcama çok, refah yok
Bölgeler arasındaki tüketim farklarının yalnızca nüfus büyüklüğüyle açıklanamayacağını dile getiren Zafer Özcivan, istihdam olanakları, gelir düzeyi, üretim kapasitesi ve satın alma gücünün de belirleyici olduğunu söyledi. İstanbul’un toplam harcamalardaki yüksek payının kentin ekonomik büyüklüğü ve nüfus yoğunluğuyla bağlantılı olduğunu ifade eden Özcivan, yüksek harcama miktarının her zaman yüksek refah anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Bir bölgede daha fazla para harcanması, orada yaşayan insanların daha rahat bir hayat sürdüğü anlamına gelmez. Özellikle büyükşehirlerde kira, ulaşım, gıda ve diğer zorunlu giderler çok ciddi bir maliyet oluşturuyor. Vatandaş bazen daha fazla tükettiği için değil, aynı ihtiyacını karşılamak için daha fazla para ödemek zorunda kaldığı için yüksek harcama yapıyor. Bu nedenle ekonomik tabloyu değerlendirirken yalnızca harcama rakamlarına değil, gelirlerin alım gücüne de bakmak gerekiyor” dedi.

Vatandaşın belini büküyor
Konut ve kira giderlerinin hane bütçesi üzerindeki baskısına dikkat çeken Özcivan, İstanbul’da konut ve kira harcamalarının toplam tüketim içindeki payının yüzde 29,6’ya ulaştığını, bölgesel sınıflandırmada İzmir’in yüzde 30,2 ile öne çıktığını belirtti. Kuzeydoğu Anadolu’da bu oranın yüzde 22,1, Van, Muş, Bitlis ve Hakkâri’yi kapsayan bölgede ise yüzde 19,6 seviyesinde gerçekleştiğini aktardı. Kira giderlerinin özellikle ücretli çalışanların ve dar gelirli ailelerin bütçesinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Özcivan, barınma maliyetleri yükseldikçe vatandaşın diğer ihtiyaçlarına ayırabileceği kaynağın azaldığını söyledi. Özcivan, “Bir ailenin geliri daha eline geçmeden önemli bir bölümü kiraya gidiyorsa o hanenin ekonomik hareket alanı daralıyor demektir. Eğitim, sağlık, kültür, sosyal yaşam ve tasarruf gibi alanlar geri plana itiliyor. İnsanlar yalnızca ev sahibi olmakta değil, kirada yaşayabilmekte de zorlanıyor. Bu nedenle konut politikaları yalnızca yeni binalar yapmakla sınırlı kalmamalı; uygun fiyatlı kiralık konutların artırılması ve barınma maliyetlerinin gelirlerle uyumlu hâle getirilmesi de hedeflenmeli” diye konuştu.
Sıkıntının göstergesi gıda
Hanehalkı bütçesinde gıda harcamalarının payının da ekonomik koşulları anlamak açısından önemli olduğunu belirten Zafer Özcivan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde gıda ve alkolsüz içeceklerin tüketim harcamalarındaki payının yüzde 27,1’e ulaştığını, İstanbul’da ise yüzde 14,2 düzeyinde kaldığını ifade etti. Şanlıurfa ve Diyarbakır’ın bulunduğu bölgede bu oranın yüzde 29,6’ya çıktığını kaydetti. Gıdaya ayrılan payın yüksek olmasının hanelerin gelir düzeyi ve diğer zorunlu harcamalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Özcivan, düşük gelirli ailelerin bütçelerinde temel ihtiyaçların daha büyük bir yer tuttuğunu dile getirdi. Ulaşım harcamalarının bölgelerin ekonomik yapısı ve ulaşım olanaklarıyla yakından ilişkili olduğunu belirten Özcivan, bu kalemin Batı Marmara’da toplam tüketim harcamalarının yüzde 23,3’ünü, Güneydoğu Anadolu’da ise yüzde 16,5’ini oluşturduğunu söyledi. Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’yı kapsayan bölgede oranın yüzde 25’e ulaştığını, Şanlıurfa ve Diyarbakır bölgesinde ise yüzde 12,9 düzeyinde kaldığını kaydetti. Ulaşım harcamalarının yalnızca toplu taşıma giderlerinden ibaret olmadığını belirten Özcivan, motorlu taşıt alımları, akaryakıt, yolcu taşımacılığı ve araç bakım masraflarının da bu kapsamda değerlendirildiğini ifade etti. Özcivan, “Ulaşım harcamalarının yüksek olması, vatandaşın daha iyi ulaşım imkânlarına sahip olduğunu tek başına göstermez. İşe gitmek için özel araç kullanmak zorunda kalan, uzun mesafeler kat eden veya yüksek ulaşım maliyetleriyle karşılaşan vatandaşın bütçesi daha fazla zorlanabilir. Ulaşım, barınma ve gıda giderleri birbirinden bağımsız değil. Bu üç temel kalemde yaşanan artış, vatandaşın elinde kalan parayı doğrudan etkiliyor” dedi.
Bölgesel kalkınma güçlenmeli
Türkiye’de tüketim harcamalarının bölgesel dağılımının, ekonomik fırsatların ülke genelinde dengeli olmadığını gösterdiğini ifade eden Zafer Özcivan, kalıcı çözümün yalnızca tüketim miktarlarını artırmak olmadığını söyledi. Anadolu’daki üretim kapasitesinin güçlendirilmesi, tarım ve sanayi yatırımlarının desteklenmesi, nitelikli istihdamın artırılması ve ulaşım altyapısının geliştirilmesi gerektiğini belirtti. 2025 yılı bölgesel tüketim verilerinin ekonomi politikaları açısından önemli bir yol gösterici olduğunu belirten Özcivan, değerlendirmesinde vatandaşın gerçek yaşam koşullarının esas alınması gerektiğini vurguladı. Özcivan, “Ekonominin başarısını yalnızca toplam harcamaların büyüklüğüyle ölçemeyiz. Asıl mesele, insanların gelirleriyle temel ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğidir. Kira, gıda ve ulaşım giderleri gelirleri hızla tüketiyorsa yüksek harcama rakamları tek başına refah göstergesi sayılamaz. Sürdürülebilir bir ekonomik yapı için gelir dağılımının iyileştirilmesi, istihdamın güçlendirilmesi ve temel yaşam maliyetlerinin vatandaşın taşıyabileceği seviyelerde tutulması gerekiyor. Ekonomi politikalarının merkezinde rakamların ötesinde insanın yaşam koşulları bulunmalıdır” dedi.



