İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şubesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde Antalya Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Türkiye’nin deprem gerçeği, yapı güvenliği, mevcut yapı stokunun durumu, yapı denetim sistemi, mühendislik hizmetlerinin niteliği, yetkin mühendislik, güçlendirme ve kentsel dönüşüm süreçleri ile Antalya’nın turizm tesislerinin deprem güvenliği masaya yatırıldı. İMO Antalya Şube Başkanı Mehmet Soner Akdoğan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin deprem gerçeğinin değişmediğini belirterek, özellikle mevzuat ile uygulama arasındaki farkın kapatılması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin deprem ve yapı güvenliği konusunda önemli mevzuat düzenlemeleri yaptığını ifade eden Akdoğan, asıl sorunun bu düzenlemelerin sahadaki karşılığı ve denetimi olduğunu vurguladı. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından Türkiye’de yapı güvenliği ve deprem konusunda çok sayıda düzenleme yapıldığını belirten Akdoğan, mevzuat açısından önemli bir mesafe alındığını söyleyerek, “27 yıl içerisinde elbette bazı düzenlemeler yapıldı. Özellikle mevzuat açısından ciddi anlamda ilerleme kaydettiğimizi söyleyebiliriz. Hatta birçok konuda ülkemizin mevzuat açısından gelişmiş ülkelerin önünde olduğunu düşünüyorum. Ancak burada temel sorun, yaptığımız düzenlemelerin sahadaki karşılığı ve denetimidir. Maalesef mevzuatta yapılan düzenlemelerin sahaya yeterince yansıdığını ve etkin biçimde denetlendiğini söyleyemeyiz” dedi. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından da yapı güvenliği ve ilgili yönetmelikler konusunda yeni düzenlemeler beklendiğini ifade eden Akdoğan, bazı mevzuat değişikliklerinin uzun süredir yayımlanmasının beklendiğini belirtti. Akdoğan, mevzuatın hazırlanmasının tek başına yeterli olmadığını, düzenlemelerin sahada uygulanmasını sağlayacak güçlü, bağımsız ve etkin denetim mekanizmalarına ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.

Yetkin ve bağımsız denetim

Yapı denetim sisteminin sağlıklı işlemesi için denetim yapan mühendislerin mesleki yetkinliklerinin yanı sıra ekonomik açıdan da bağımsız olması gerektiğini belirten Akdoğan, özellikle genç mühendislerin çalışma koşullarına dikkat çekerek, “Bugün çalışan meslektaşlarımızın yetkinliği ve aldıkları ücretler konusunda ciddi sorunlarımız var. Birçok meslektaşımız ek iş olarak yapı denetiminde çalışıyor. Yeni mezun meslektaşlarımız ise çok düşük ücretlerle hizmet vermek zorunda kalıyor. Oysa denetleyen kişinin ekonomik olarak bağımsız ve mesleki açıdan yetkin olması gerekir. Genç meslektaşlarımızın yalnızca iş bulabilmek adına çok düşük ücretlerle çalıştırıldığı bir sistemden sağlıklı bir yapı güvenliği bekleyemeyiz” diye konuştu.

Yapı denetiminin ticari bir ilişki olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Akdoğan, yapı güvenliğinin doğrudan insan hayatı ve kamu yararıyla ilgili olduğunu söyledi. İnşaat mühendisliği eğitiminin niteliğine ilişkin de önemli değerlendirmelerde bulunan Akdoğan, yeterli akademik kadrosu, laboratuvarı ve teknik altyapısı bulunmayan üniversitelerden çok sayıda mühendis mezun edilmesinin mesleğin niteliği açısından sorun oluşturduğunu ifade ederek, “Bugün yeterli akademik kadrosu, laboratuvarı ve altyapısı olmayan üniversitelerden inşaat mühendisleri mezun oluyor. Çok düşük başarı sıralamalarıyla inşaat mühendisliği bölümüne girip mezun olunabiliyor. Oysa inşaat mühendisliği doğrudan insan hayatıyla ilgili bir meslek. Bir öğrencinin yalnızca üniversiteden mezun olması, her konuda yetkin olduğu anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

‘Yapı stoku değerlendirilmeli’

Antalya’nın mevcut yapı stokunun da kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Akdoğan, 2021 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen çalışmalarla afet önceliklerinin belirlenmeye başlandığını hatırlattı. Mevcut yapıların durumunun ortaya konulmasının deprem riskinin azaltılması açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Akdoğan, riskli yapıların önünde iki temel seçenek bulunduğunu söyledi. Akdoğan, “Riskli yapıların ya kentsel dönüşüme alınması ya da güçlendirilmesi gerekiyor. Ancak güçlendirme konusunda vatandaşlarımız ciddi mevzuat sorunlarıyla karşılaşıyor. Vatandaş binasını yıkmadan, mevcut yapısını koruyarak güçlendirmek istiyor ancak mevcut mevzuat nedeniyle ruhsat aşamasında çeşitli sorunlarla karşılaşabiliyor” dedi. Özellikle eski yapıların günümüz mevzuatında aranan bazı şartları karşılamakta zorlandığını belirten Akdoğan, güçlendirme yapmak isteyen vatandaşların önünü açacak özel ve kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi. Akdoğan, “Geçmişte yürürlükte olan mevzuata göre ruhsatlandırılmış bir yapı, bugün yeni mevzuatın bütün şartlarını karşılamayabilir. Ancak vatandaş binasını yıkmak istemiyor, mevcut yapısını güçlendirmek istiyor. Böyle bir durumda vatandaşın önünü açacak, hem güvenliği sağlayacak hem de güçlendirmeyi mümkün kılacak özel ve kapsamlı bir mevzuata ihtiyaç var” ifadelerini kullandı. Antalya’da özellikle Muratpaşa ilçesinde güçlendirme ve ruhsat süreçleriyle ilgili uzun süredir bekleyen vatandaşların bulunduğunu belirten Akdoğan, bu süreçlerin vatandaş açısından ciddi mağduriyetlere yol açtığını ve hızlandırılması gerektiğini dile getirdi.

‘Olmadan önce önlem alınmalı’

Türkiye’de afetlere ilişkin düzenlemelerin çoğu zaman yaşanan felaketlerin ardından gündeme gelmesini eleştiren Akdoğan, bunun kalıcı bir afet politikası açısından yeterli olmadığını söyledi. Yangın güvenliği konusunda da benzer bir tablo bulunduğunu ifade eden Akdoğan, Kartalkaya’da yaşanan yangının ardından yangın yönetmeliği ve yangın güvenliğinin yeniden ülke gündemine geldiğini hatırlattı. Akdoğan, “Yangın güvenliğiyle ilgili uyarılarımız yıllardır var. Apartmanların ortak alanlarının, yangın merdivenlerinin ve kaçış yollarının depo gibi kullanıldığını görüyoruz. Bir afet yaşandıktan sonra toplumun ve kurumların ilgisi artıyor. Oysa bizim asıl yapmamız gereken, afet meydana gelmeden önce gerekli tedbirleri almak” dedi. Eski yapıların yalnızca deprem açısından değil, yangın güvenliği bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Akdoğan, özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda yapılmış yapıların güncel güvenlik şartları açısından yeniden ele alınmasının önemine dikkat çekti.

Turizm tesislerinin güvenliği

Antalya’nın milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlayan bir kent olduğunu belirten Akdoğan, turizm tesislerinin deprem güvenliğinin yalnızca işletmelerin inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini söyledi. İhracatçı firmaların üretim tesislerinin deprem güvenliği konusunda belge ve analiz süreçlerine tabi tutulmasının önemli bir örnek olduğunu belirten Akdoğan, benzer bir uygulamanın turizm tesislerinde de hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Akdoğan, özellikle 6 Şubat depremlerinde otellerde hayatını kaybedenlerin bulunduğunu hatırlatarak, turizm tesislerinde konaklayan insanların can güvenliğinin tartışmasız biçimde güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Turizm tesislerinde birkaç yılda bir kapsamlı tadilatlar yapıldığını ancak bu tadilatların yapının deprem güvenliği açısından yeterince değerlendirilmediğini söyleyen Akdoğan, dikkat çekici bir soru yönelterek, “Her otel birkaç yılda bir kapsamlı tadilat geçiriyor. Odalar, ışıklandırmalar, iç mekânlar ve ortak alanlar değiştiriliyor. Ancak biz bu tesislerde deprem güvenliğine yönelik aynı kapsamda güçlendirme ve teknik değerlendirme çalışmalarının yapıldığını yeterince görmüyoruz” dedi.

‘Deprem güvenliği ertelenemez’

Akdoğan’ın konuşmasının ardından İMO ikinci Başkanı Sadullah Kabakuşak, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun 17 Ağustos depreminin 27’nci yıl dönümü dolayısıyla hazırladığı basın açıklamasını okudu. Açıklamada, aradan geçen 27 yıla rağmen Türkiye’nin deprem gerçeğinin değişmediği, Bingöl, Van, Elazığ, İzmir ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin kırılgan yapı stokunu yeniden gözler önüne serdiği belirtildi. Türkiye’nin yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit edilen yapıları kayıt altına almasının yeterli olmadığı belirtilerek, bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulması çağrısı yapıldı. Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanmasının öngörüldüğü hatırlatılan açıklamada, bugün hâlâ bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin bulunmamasının deprem riskinin yönetilmesinin önündeki temel sorunlardan biri olduğu ifade edildi. Bilim insanlarının, mühendislerin, meslek odalarının, üniversitelerin ve kamu kurumlarının yıllardır uyarılarda bulunduğu belirtilen açıklamada, yaşanan her büyük deprem sonrasında aynı sorunlarla karşılaşılmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi.

7 maddelik deprem çağrısı

Antalya'da nöbetçi eczaneler: 17 Ağustos
Antalya'da nöbetçi eczaneler: 17 Ağustos
İçeriği Görüntüle

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, açıklamasında talepleri sıralayarak, ”Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanteri derhal oluşturulmalı. Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmalı. Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçleri, riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmeli. Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli yurttaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynakları sağlanmalı. Kentsel dönüşüm, rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmeli. Yapıların kullanım sürecinde güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı kontrolü yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmeli. Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesi sağlanmalı; bunun için meslek odalarıyla birlikte hareket edilmeli” ifadeleri kullanıldı.

Muhabir: Esra ALTUNKES