Özel Haber

20 yıldır sokak sokak umut dağıtıyor: Kayıp çocukların Hayriye annesi

Antalya sokaklarında uyuşturucuya karşı tek başına savaş açan, halkın ‘Hayriye Anne’si Hayriye Kılıç, ezberleri bozuyor. Kendi evladını kurtarmak isterken yüzlerce bağımlı gencin ve çaresiz ailenin annesi olan 71 yaşındaki Hayriye Anne, Akdeniz Manşet’e konuştu. Kılıç, “Bağımlılık gizlilik hastalığıdır, gizledikçe çocuk dibe çöker” dedi

Abone Ol

Antalya’da uyuşturucuyla mücadelenin sembol isimlerinden biri haline gelen, halkın ve bağımlı gençlerin deyişiyle ‘Hayriye Anne’ (Hayriye Kılıç), tam 20 yıldır toplumsal bir yaraya merhem olmak için sokak sokak, ev ev mücadele ediyor. Kendi evladını bu kıskaçtan kurtarmak için yola çıkan, ardından yüzlerce gence ve aileye umut olan Hayriye Kılıç, inkarı, çaresizliği, sokakların çıplak gerçeğini ve bitmeyen bir anne şefkatini hikayesinde barındırıyor. İşte Hayriye Anne ile gerçekleştirdiğimiz röportajın detayları:

​*Sayın Hayriye Kılıç, her şey bir annenin kendi çocuğunu kurtarma mücadelesiyle başladı. O ilk döneme, o karanlık günlere döndüğünüzde bir anne olarak karşılaştığınız en büyük duvar neydi?

​**Bilmezlik. Maddeleri tanımamazlık. Ben bir bağımlı annesiyim. Şu anda oğlum 42 yaşında, ben ise 71 yaşındayım. O dönem hiçbir şey bilmiyordum, maddenin ne olduğunu tanımıyordum. Birinin ismini duyuyordum sadece ama diğerlerini bilmiyordum. Bana ilk önce, ‘Senin oğlun madde kullanıyor’ dediler. Tabii benim oğlum çok efendi, çok akıllı... ‘Kesinlikle benim çocuğuma iftira atıyorlar’ dedim. Bunu duymamın üzerinden 2 yıl geçti, çocuğuma konduramadım. Yakaladım ama bu sefer de 2 yıl boyunca herkesten saklamakla geçti ömrüm; komşum, akrabam, eş dost duymasın diye uğraştım. Etti mi 4 yıl... Bundan sonraki yıl çareler aramaya başladım ama hiçbir şey bilmiyordum. Umut tacirleri her zaman önüme çıkıyordu, kurtulmaya yönelik yalanlar söylüyordu. Ben çocuğumun tam 6 yılını yedim. 6 yıl… Sonra araştırmaya başladım; nasıl yapalım, nasıl edelim diye. Sonra benim oğlum iyice bağımlı olmuştu ve kurtulmayı asla kabul etmedi. Benim oğlum kırmadı, dökmedi, çalmadı, çırpmadı; hiçbir zaman dışarılarda kalmadı, en büyük avantajım oydu. Ancak maddeyi almadığı zaman çok gergin, sinirli oluyordu. Artık öyle bir zaman geliyordu ki, ‘İçsin de yeter ki sussun’ demek zorunda kalıyorduk.

​*‘Çocuğum asla böyle bir şey yapmaz’ inkarından, ‘Evet, bir sorunumuz var ve savaşmalıyız’ kabulüne geçiş sürecini nasıl atlattınız?

​**O bahsettiğim 6 yıl var ya... Ben o süreci atlatamadım. Halen atlatmış değilim, halen korkularım var, halen geceleri uyuyamıyorum. Yani bu öyle kolayca atlatılacak bir şey değil. Bir annenin çocuğunun böyle bir duruma düşmesi kadar zor bir şey yok dünyada. Anne her zaman çıkmazdadır. Hep ‘acaba’ları vardır. Çocuğuna belli etmese de kafasında kocaman kocaman soru işaretleri döner durur. Atlatamıyorsun; ömrünün sonuna kadar o korku seninle gidecek.

​*Kendi evladınızı bu bağımlılık kıskacından kurtardığınız o ilk anı hatırlıyor musunuz? Bir anne olarak o ‘başardık’ hissinin tarifi nedir?

​**Öncelikle şunu açıkça söyleyeyim; ben o zaman zarfında kendi oğlumu kurtaramadım. Ama oğlumun çevresinde de onun gibi bağımlı olan arkadaşları vardı. Bu kez onlara yardım etmeye başladım. ‘Hani ben kendiminkini kurtaramazsam bari birine dokunayım, bir can kurtarayım’ diye başladım bu işe. Böylelikle devam etti ve uzun yıllar sürdü. Çünkü benim oğlum çok uzun yıllar bağımlı kaldı; 20 seneden fazla bağımlı yaşadı. Eğer ben zamanında o 6 yılı yemeseydim, şu anda annelerimizin yaptığı hataları yapmasaydım, belki de oğlumu çok daha çabuk kurtaracaktım.

​*​Kendi çocuğunuzun mücadelesinin ardından kabuğunuza çekilmek yerine, 20 yıldır diğer bağımlılar ve aileleri için savaşıyorsunuz. Sizi kendi dünyanızdan çıkıp başkalarının yaralarına koşmaya iten kırılma noktası neydi?

​**Evladımdı. Bütün çocukların, hepsinin bir annesi var; kimse ağaç kovuğundan çıkmadı. O sokakta yaşayanların hepsinin bir ailesi var ve inanın çok mükemmel aileler de var. Bu iş bir cahillikle olmuyor. Burada kültür seviyesi diye bir şey yok. Çok uç noktadaki insanların; avukatların, hakimlerin, savcıların, aile hekimlerinin çocuklarının ben elinden tuttum. Çünkü onlarda para var, onların kullandığı madde daha üst seviyelerde; garibanın kullandığı daha düşük ama sonuçta hepsi uyuşturucu ve uyarıcı. Ülkemizde 37 milyon bağımlı var; bunun 14-15 milyonu sadece madde bağımlısı, geri kalanı ise alkol, kumar, dijital medya bağımlısı. Hiçbir zaman bize, ‘Şu kadar bağımlı var’ diye gerçekleri tam söylemiyorlar. Şimdiye kadar da madde bağımlılığının üzerine bu kadar düşülmedi ama son bir yıldır emniyet ciddi anlamda görevini yapmaya çalışıyor.

​*Dile kolay, tam 20 yıl… Bu iki on yılda Türkiye’de uyuşturucu profilinin, bağımlılık yaşının ve madde türlerinin nasıl değiştiğini gözlemlediniz?

​**Şu anda 9 yaşındaki bir çocuk bile madde bağımlısı. Eskiden iş güç sahibi insanlar akşama kadar o stresi aşmak için bir tane sigarayla kendini rahatlatırdı ama şu anda kimse o bir tane sigarayı almıyor. Şimdi 9 yaşındaki bir çocuk da sokakta 100 liraya bulabileceği maddeleri kullanıyor. Gözlerimle gördüğüm olaylar var; acı olaylar, beni çok etkileyen sahneler var. Özellikle kız çocuklarında yaşananlar çok içler acısı...

BAĞIMLILIK BİR ‘GİZLİLİK HASTALIĞI’DIR

​*Bugüne kadar yüzlerce gence ve aileye dokundunuz. Kapınızı çalan çaresiz bir anne-babada gördüğünüz duygu genellikle ne oluyor ve onlara ilk cümleniz ne oluyor?

​**Utanç ve çaresizlik... Gelip burada hıçkıra hıçkıra ağlayan insanlar… Hangi birine sarılacaksın? Hepsine sarılmaya çalışıyorum ama çaresizlikten öte büyük bir utanç duyuyorlar. Çocuklarından utanç duyuyorlar. ‘Biz böyle değildik, bizim çocuğumuz niye böyle oldu?’ diyorlar, yakıştıramıyorlar. Aslında o utancı kırıp da şunu düşünmeleri lazım; senin çocuğun kanser olabilirdi, senin çocuğunun böbreği yetmeyebilirdi, senin çocuğun AIDS olabilirdi. Yani çaresiz hastalıklar var, o zaman da mı saklayacaktın? Bağımlılık zaten bir ‘gizlilik hastalığı’dır. Sen ne kadar çok gizlersen, o çocuk dibe o kadar çok çöker. Kendini suçlamayı bırakıp bir yerlerden yardım istemen lazım. Genelde beni son çare olarak arıyorlar; artık umutlarının tamamen bittiği yerde kapımı çalıyorlar. Bir de şu var; çocukların kurtulması için önce kendilerinin istemesi lazım ki biz onları tedaviye gönderebilelim.

​*Sizce uyuşturucuyla mücadelede en kritik aşama hangisi? Medikal tedavi mi (arındırma) yoksa sonrasındaki psikolojik ve sosyal rehabilitasyon mu?

​**Bizim önerdiğimiz medikal tedavi değil. Biz ilaçsız tedavileri öneriyoruz. Çünkü medikal tedavilerde yine ağır ilaçlar kullanılıyor. Onu da biz resmi olmayan maddeden, resmi olan maddeye geçiş olarak görüyoruz ve kesinlikle kalıcı bir çözüm olarak kabul etmiyoruz. Vücut detoksu olsun, beyin detoksu olsun, psikolojik destek olsun; bunların hepsi ilaçsız tedavidir. Son zamanlarda çok şükür bu yöntemlere başvuran derneklerimiz var.

​*Bir bağımlının, ‘Ben artık kurtulmak istiyorum’ demesini sağlayan şey genellikle nedir? Zorlamayla ya da aile baskısıyla bu süreç başarıya ulaşabiliyor mu?

​**Dibi görmesi. Dibi görmeden o kararı veremiyorlar maalesef.

​*Gençlerin bu tuzağa düşmesindeki en büyük etken sizce aile içi iletişim eksikliği mi, yoksa sosyal çevre mi? 20 yıllık tecrübeniz bu konuda ne söylüyor?

​**Çevre, arkadaş ortamı ve merak... ‘Bir kereden bir şey olmaz’ yanılgısı var ya, işte o. Genelde arkadaş ortamı ve sokak abileri etkili oluyor. En büyük torbacı aslında o sokak abileridir. Evet, ben bunları birebir yaşadım, biliyorum; çünkü şahit olduğum olaylar. Gençler onlara imrenirler, onların belirli bir grubu vardır, onlarla gezerler. Şu an çocukları düşüren en büyük etken kesinlikle arkadaş çevresi.

ANNE BABALAR ÇOCUKLARINI SÜREKLİ GÖZLEMLESİNLER

​*Evladının bağımlı olduğunu yeni öğrenen veya bundan şüphelenen bir anne-babaya vereceğiniz hayati tavsiyeler ne olurdu?

​**Öncelikle çocuklarıyla karşılıklı oturup sakince konuşmalarını isterim. Bağımlı mı değil mi, önce bunu direkt sorsunlar. Çocuk inkar ederse şunu desinler; ‘Madem sen kendine güveniyorsan, gel bir test yaptıralım, benim de içimi rahatlat.’ Eğer çocuk bu teste, kontrole yanaşmıyorsa bilin ki bir şeyler gizliyordur. Tabii ergenlikte dönem dönem çocukların tavırları değişebiliyor, bunu da unutmamak gerek. Anne babalar çocuklarını sürekli gözlemlesinler. Hatta okula gidenlerin çantalarını, odalarındaki çöpleri, cüzdanlarını mutlaka gizlice de olsa karıştırsınlar. Çocuklarını, arkadaş çevrelerini sıkı kontrol etsinler ve asla ‘Benim çocuğum yapmaz’ demesinler. Evde hiçbir şey yokken bir not kağıdı bile bulsalar, şüpheli görseler götürüp onu tahlil ettirsinler. Ama en önemlisi; çocuklarıyla gerçekten konuşsunlar ve onlara zaman ayırsınlar.

​*Mücadeleniz boyunca resmi kurumlarla nasıl bir iş birliği içinde oldunuz? Sizce sistemde hala eksik olan, ‘Şu da olsaydı daha çok genci kurtarırdık’ dediğiniz bir boşluk var mı?

​**Açık konuşmak gerekirse, yıllardan beri hiçbir resmi kurum bana destek olmadı. 7-8 senedir Antalya Zeytinköy’e giderim, oradaki çocuklara yemek dağıtırım. Şimdiye kadar hiçbir resmi kurumdan ne 5 kuruş aldım ne de maddi manevi şu kadarcık bir destek gördüm. Niye vermiyorlar? Çünkü bu bir sosyal sorumluluk projesi. Burada bir maddiyat, bir maddi getiri olmayınca hiç kimse bu işe dönüp bakmaz. Ben yıllardan beri birlerinin desteğiyle, sağ olsunlar sosyal medyadaki takipçilerimin desteğiyle bağımlıları kurtarmak için elimden geleni yapıyorum. Şu anda da çok güzel bir projem var; üç tekerlekli bir bisikletim var, ona soğuk su tertibatı koyacağım ve bu sene o ‘seyyar duş’ projemi hayata geçireceğim. Hiçbir resmi kurumun yine destek vermeyeceğini biliyorum. Bir dernek falan da değilim, bilerek dernek olmuyorum; ben gönüllüyüm. Türkiye’nin her yerine koşturup yetişiyorum. Artık sokaktan kurtardığım çocukların sayısını ben bile bilmiyorum ve onlarla gurur duyuyorum. Bana milyonları versen ne olacak? Onların o kurtulmuş halindeki mutluluğunu görünce ben de mutlu oluyorum. Demek ki ben de mutluluğa bağımlıyım.

​*20 yıl boyunca bitmeyen bir enerjiyle bu zor sahada kalmayı nasıl başardınız? Düştüğünüzü, tükendiğinizi hissettiğiniz anlarda motivasyonunuzu neyle tazelediniz?

​**Dualarla... Kurtulmasına vesile olduğum evlatların, o gözü yaşlı annelerin dualarıyla ayakta kaldım. Onların ettiği dualar, ertesi gün beni sokaklara çıkmak için daha da enerjik yapıyor.

​*Geleceğe dair en büyük hayaliniz, gerçekleştirmek istediğiniz nihai hedefiniz nedir?

​**Benim öyle holdingler, büyük binalar gibi büyük hayallerim yok. Şu anda sokakta yaşayan çocuklarımız maalesef kişisel bakımlarını, temizliklerini yapamıyor. Sokakta kalanlar için cami tuvaletleri ve benzeri yerler belirli saatlerden sonra kapatılıyor. Şu anda en büyük hedefim seyyar bir duş arabası yapmak. İki gün Zeytinköy’de, iki gün hastanenin oralarda konuşlanmak istiyorum; yani evsizlerin bulunduğu yerleri zaten avucumun içi gibi biliyorum. O ‘seyyar duş’ projemde kullanılmamış temiz havlular, lifler, şampuanlar, dezenfektanlar bulunduracağım, çocukları yıkayacağım. Ölmeden önce en büyük hayalim, vasiyetim bu benim. Tabii ki nihai büyük hayalim de bu çocukların bir an evvel o sokaklardan, o zehirden kurtulmasıdır. Başka da bir hayalim yok. Bu bağımlılığın kökünü kazımak zor belki ama asla imkansız değil.