Likya uygarlığının kalıntıları üzerine kurulan ve 20. yüzyılın başlarına kadar Türk ve Rum halklarının bir arada yaşadığı tarihi Kayaköy, günümüzde binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan eşsiz bir açık hava müzesi niteliğinde. Ancak zamanın yıpratıcı etkisi ve artan ziyaretçi trafiği, tarihi dokunun korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusundaki hassasiyetleri yeniden gündeme taşıdı.1923 yılındaki Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonrasında boşaltılan köyde, yamaç üzerine birbirinin ışığını ve manzarasını kapatmayacak şekilde inşa edilen 300’den fazla taş ev, iki büyük kilise ve şapeller yıllara direnmeye devam ediyor. Mimarisiyle görenleri hayran bırakan köy, ziyaretçilerine adeta zaman içinde yolculuk yaptırıyor. Bölge halkı ve yerel turizm temsilcileri, Kayaköy’ün yalnızca bir gezinti alanı olarak görülmemesi gerektiğini, kültürel hafızanın korunarak turizme kazandırılmasının önemini vurguluyor.

Sadece taştan ibaret değil
Tarihi yapılardaki doğal aşınmaların önüne geçilmesi için uzmanlar denetiminde acil güçlendirme ve koruma çalışmalarının yapılması talep ediliyor. Geçmişte tartışmalara yol açan ticari yapılaşma projeleri yerine, köyün tarihi ruhunu bozmayacak ‘aslına uygun koruma ve restorasyon’ yaklaşımı öne çıkarılıyor. Kayaköy’den başlayarak Ölüdeniz ve Gemiler Koyu’na uzanan tarihi patikalar, doğa yürüyüşçüleri ve fotoğraf tutkunları için bölgenin en önemli cazibe merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. Kayaköy sadece taştan ibaret bir ören yeri değil; yüzyılların ortak yaşam kültürünü ve hafızasını taşıyan canlı bir miras. Yapılacak her türlü planlamanın bu ruhu gözeterek hazırlanması gerekiyor. Sit alanı statüsündeki Kayaköy’ün, bütüncül bir koruma planıyla açık hava müzesi kalitesinin artırılması ve kontrol altında tutulan kültür turizmiyle bölge ekonomisine katkı sunmaya devam etmesi hedefleniyor. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, tarihi alanın geleceğe güvenle aktarılması adına sürecin takipçisi olacaklarını belirtiyor.






