Tüketiciler Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz, gelin-kayınvalide ilişkilerinde bakım yükümlülüğü, ortak konut ve nafaka konularında kamuoyunda oluşan yanlış bilgilere dikkat çekti. Gündüz, Türk Medeni Kanunu’nda eşlerin birbirlerine karşı yardım ve dayanışma yükümlülükleri bulunduğunu, ancak kayınvalidenin bakımının doğrudan gelinin kişisel ve zorunlu bir görevi olarak düzenlenmediğini belirtti.
Son dönemde özellikle evliliklerde gelin ile kayınvalide arasındaki bakım ve birlikte yaşama tartışmaları kamuoyunda daha fazla gündeme gelirken, konu hukuki boyutuyla da merak ediliyor. Tüketiciler Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz, aile içinde tarafların hak ve sorumluluklarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirterek, özellikle gelinlerin kayınvalidelerinin bakımından hukuken doğrudan sorumlu olduğu yönündeki değerlendirmelerin dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi. Gündüz, Türk Medeni Kanunu’nun eşlerin evlilik birliği içerisindeki karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenlediğini hatırlatarak, aile hayatında dayanışmanın önemine dikkat çekti. Gündüz, “Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde eşlerin birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlü oldukları düzenlenirken, 186. maddede ise eşlerin oturacakları konutu birlikte seçmeleri ve evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılmaları öngörülüyor” dedi. Başkan Gündüz, kayınvalide bakımının gelinin üzerinde doğrudan ve sınırsız bir hukuki yükümlülük oluşturduğu şeklindeki değerlendirmelerin doğru anlaşılması gerektiğini ifade ederek, “Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesinde nafaka yükümlülüğü; yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy ve altsoy ile belirli şartlarda kardeşler bakımından düzenleniyor. Bu düzenlemede gelin ile kayınvalide arasındaki ilişki, gelinin kayınvalidesine karşı doğrudan bir bakım veya nafaka borcu şeklinde kurulmuş değil” ifadelerini kullandı. Gündüz, bu nedenle aile içinde gönüllü olarak üstlenilen bakım ve destek ile kanundan doğan zorunlu yükümlülüklerin birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekti.
Eşler birbirlerine karşı sorumlu
Gündüz, temel noktalardan birinin eşlerin kendi aralarındaki sorumlulukları olduğunu hatırlatarak, “ Evlilik birliğinde eşlerin birbirlerine yardımcı olmaları ve aile düzeninin devamı için birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Eşlerin birlikte yaşayacakları konutun seçimi de kanunda ortak bir mesele olarak ele alınıyor. Türk Medeni Kanunu’nun 186. maddesi uyarınca eşlerin oturacakları konutu birlikte seçmeleri ve evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında katılmaları öngörülüyor. Bu nedenle “Eş mutlaka annesiyle aynı evde yaşatmak zorundadır” şeklindeki mutlak bir yaklaşımın hukuki durumun tamamını yansıtmadığına dikkat çekmek gerekiyor” dedi. “Aile içinde ortak yaşamın taraflardan biri açısından ciddi biçimde sorun hâline gelmesi durumunda da Türk Medeni Kanunu’nda önemli bir düzenleme bulunuyor” diyen Gündüz, “Kanunun 197. maddesine göre eşlerden biri, ortak hayat nedeniyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahip olabiliyor. Haklı bir sebebe dayanan ayrı yaşama durumunda hâkim, şartlara göre konut ve ev eşyasından yararlanma ile eşler arasındaki parasal katkıya ilişkin gerekli önlemleri alabiliyor” dedi. Gündüz, bu düzenlemenin aile içindeki uyuşmazlıkların yalnızca ‘gelin kayınvalidesine bakmak zorunda’ ya da ‘eş annesini bırakamaz’ şeklindeki iki uç yaklaşım üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirtti.

‘Aile huzuru baskıyla sağlanamaz’
Gündüz, aile içerisinde yaşlı bireylerin bakım ve ihtiyaçlarının önemli olduğunu ancak bu sorumluluğun tek bir kişinin üzerine, özellikle de gelinin üzerine otomatik biçimde yüklenmesinin doğru olmadığını vurguladı.Yaşlıların bakımının aile bireyleri arasında paylaşılması, gerektiğinde profesyonel bakım hizmetlerinden yararlanılması ve tarafların ekonomik ve sosyal koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade eden Gündüz, evlilik birliğinin huzurunun da göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Kamuoyunda sıkça birbirine karıştırılan konulardan birinin de nafaka olduğunu belirten Gündüz, nafakanın her aile bireyi bakımından otomatik olarak ortaya çıkan bir ödeme olmadığını söyleyerek, “Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesi, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek belirli yakınlar bakımından nafaka yükümlülüğünü düzenliyor. Kanunda nafaka davasının da belirli şartlar çerçevesinde açılabileceği ve yükümlülüğün kişinin mali gücü ile ihtiyaçlar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Dolayısıyla gelin-kayınvalide ilişkisi bakımından ‘gelin kayınvalidesine bakmazsa otomatik olarak nafaka öder’ şeklindeki bir yaklaşımın hukuki bir genelleme olarak kullanılması doğru değil” ifadelerini kullandı. Gündüz, evlilik birliğinde yaşanan sorunların boşanma sürecine taşınması hâlinde ise nafaka, maddi ve manevi tazminat ile konut gibi konuların ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Özellikle eşlerden birinin diğer eşin aile bireyleriyle yaşanan sorunlar nedeniyle ortak hayatın sürdürülemez hâle geldiğini ileri sürmesi durumunda, somut olayın koşulları önem taşıyor. Mahkemeler karar verirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşanan olaylar, evlilik birliğinin durumu ve diğer hukuki unsurları birlikte değerlendiriyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da evlilik birliğinden kaynaklanan yardım ve destek yükümlülüklerinin Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde ele alındığı görülüyor.
‘Hukuk, aile içindeki dengeyi gözetir’
Tüketiciler Birliği Antalya Şube Başkanı Neşet Gündüz, vatandaşların aile hukukuna ilişkin sosyal medya paylaşımlarındaki kısa ve kesin ifadeler yerine, somut olayın hukuki koşullarını araştırması gerektiğini vurguladı. Gündüz, özellikle ‘gelin kayınvalideye bakmak zorunda’, ‘eş annesiyle aynı evde yaşamak zorunda’ veya ‘ayrı ev isteyen eş bütün sorumluluklardan kurtulur’ gibi kesin ifadelerin her olay bakımından aynı sonucu doğurmayacağını belirtti. Aile hukukunda her olayın kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Gündüz, vatandaşların hak kaybı yaşamamak için gerektiğinde aile hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki görüş almasının önem taşıdığını kaydetti. Gündüz, aile içerisinde yaşlıların korunması ve desteklenmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu ancak bunun hukuki sorumluluklarla karıştırılmaması gerektiğini belirterek, evlilik birliğinde karşılıklı saygı, dayanışma ve ortak karar anlayışının esas olması gerektiğini ifade etti.





