Her yağmur yağdığında yolların nehir, yağmur bittikten günlerce sonra bile gölcük olan cadde ve sokaklarımızı defalarca yazdım..
Hesapsız ve kötü malzeme ile yapılan asfaltlama nedeniyle oluşan çukurlar ve bozulan yollar yüzünden araçların lastiklerinin yarıldığını, bu nedenle hem can hem de mal güvenliğini tehlikeye attığını anlattım..
Bu manzaranın Antalya’ya yakışmadığını belirttim..
Standartlara uymayan “hızkez”ler (kasisler) ve yollarda asla olmaması gereken “yol çivileri” yüzünden yine hem can hem de mal güvenliğinin kalmadığı konusunda uyarılar yaptım..
Bütün bunlara..
Vatandaştan teşekkür telefonu yağdı, ama belediye başkanlarımızda “tık” yok..

Bu konularda o kadar çok dertli vatandaşımız varmış ki..
Hem konuyu dile getirdiğim için teşekkür ediyor, hem de belediye başkanlarımızın bunu düzeltip-düzeltmeyeceğini soruyor..
Ben de “vatandaş adına” başkanlarımıza soruyorum:
(Bağışlayın, biraz abartarak soracağım)
- Hiç aracınıza binip, o köprülü-tünelli kavşaklardan geçtiniz mi?
- Geçtinizse, tünele girdiğinizde kendinizi “çağdaş bir kent”te, tünelden çıktıktan sonra da “Afganistan’da gidiyormuş gibi” hissetmediniz mi?
- Ya diğer yollarda? Hemen hepsinde aynı sorun var.. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Başkanlarımız bu soruların cevabını düşünedursun, hatta isterlerse “yine” cevap bile vermesinler..
Ben Antalya halkına bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Yukarıda ifade ettiğim sorunların hepsi bir “ayıplı hizmet”tir..
Ve sizlerin, bu “ayıplı hizmet” veren belediyeleri dava etmeye, onlardan tazminat istemeye “yasal” hakkınız var..
Aslında bunu (10 yıldır) hepinizin artık biliyor olması lazım..
Hala bilmeyenler varsa, artık öğrensin..
Tıpkı Batı’da olduğu gibi..
Yolları iyi yapmayan, kaldırımlarda insanın rahat hareketini engelleyen, düşmesine neden olan, araçlara zarar veren “çukur” ve “tümsek”ler nedeniyle bir zarara uğrarsanız, “dava” açabilir ve tazminat alabilirsiniz..

Peki bu “hak” nereden geliyor?
Her ne kadar Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almayacak da olsalar, “Uyum Yasaları” çerçevesinde işte bazen böyle güzel “yasalar” ortaya çıkıyor..
6 Mart 2003 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe giren ve sonradan bazı düzeltmeler yapılan “Tüketici Yasası”, her türlü mal ve hizmetin “ayıplı” olması durumunda, bu ayıbın sorumlularından zararınızı talep etme ve alma hakkını veriyor..

İsterseniz, Yasa’nın “Ayıplı Hizmet” ile “Tazminat” hükümlerini kelimesi kelimesine bir öğrenin..
Bakın “Ayıplı Hizmet” tarifi nasıl yapılmış:
“- Sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilânlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler, ayıplı hizmet olarak kabul edilir.”

Tazminat konusu ise şöyle ifade edilmiş:
“- Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. (…) Tüketici, (…) ilgili maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. (Önemli bir örnek: Belediye, ASAT, TEDAŞ, Karayolları gibi birimlerin yol ve kaldırımlardaki hatalarından dolayı tüketici tazminat talep edebilir.) Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.”

Gördüğünüz gibi belediyeler, standardına uygun olmayan bütün “ayıplı hizmet”lerinden dolayı sorumlu olacak ve gerektiğinde zarara uğrayana da tazminat ödeyecek..

Şimdi kulağınızı iyice açın..
Hep devletten ve bize hizmetle yükümlü kişilerden şikayet ediyoruz..
Buna hakkımız var tabii, ama biz gerekeni yapıyor muyuz?
İşte size haklarınızı kullanma konusunda bir fırsat..
Siz “gerektiği” gibi olun, “gereğini” istemeye de yüzünüz olsun..

Bu arada..
Başkanlarımız, yukarıda sözünü ettiğim “ayıplı hizmet”leri ile ilgili bir açıklama yaparlarsa..
Onu da buradan sizlere ileteceğimi bilmenizi istiyorum..
Bekliyorum..