Son zamanlarda siyasetin finansmanı, belediyelerdeki rüşvet, yolsuzluk olayları, çalınan kurultaylar, internet ve cep telefonları üzerinden yaşanan dolandırıcılıklar, sağlığa zararlı merdiven altı tahşiş ürünlere dikkat edilmesi meselesi tartışılırken pat diye orta yere “fon vurgunu” denen soygunun düşmesine çok şaşırdım denemez.

Neden şaşırmadım bilmiyorum, belki rüşvet ve yolsuzluk vurgunlarına alıştırılmış olmaktan, belki de bu tür soygunlara karşı artık bağışıklık kazanmış olmaktan…

Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılığı karşısında sadece gülümsedim…

456 bin kişiye ait yaklaşık toplam hacmi 900 milyar TL miktarın 130 civarındaki irili ufaklı yatırım fonları tarafından buharlaştırılması neden beni şaşırtmadı ve kızgın hale getirmedi diye sorabilirsiniz…

Bu toprakların tarihi, Hititlerden 21. yüzyıla kadar birilerinin anlattığı gibi kahramanlıklar tarihi değil, katliamların, isyanların, zulümlerin, yoksullukların ve dolandırıcılık dahil her türlü soygunun yaşandığı tarihtir.

Fon soygununda sadece bir şeye takıldım.

“Muhammed Yarız isimli 28 yaşında” olan henüz hayatın labirentlerinde yeterince dolaşıp deneyim sahibi olamamış birinin, bu dolandırıcılıkta en büyük pay sahibi olan Pusula Portföy isimli fon şirketinin genel müdürü olması beni gülümsetti.

O yaşta milyarlarca lirayı yöneten bir şirketin genel müdürü olması için ya son derece IQ’sü yüksek, borsa ve yatırımları çok iyi bilen bir ekonomist ve matematik dehası olması ya da dolandırıcılık için müstesna bir beceriye sahip olması gerekir.

Sanırım ikincisinin olması muhtemel…

Çünkü onun yaşında birkaç üniversite bitirmiş milyonlarca genç asgari ücretle iş bulmak için çırpınırken bu arkadaşın, genel müdürlük maaşı ve fonlardaki payları ile toplam değeri 250 milyon lira olan ve dünyada üretilen en lüks 5 aracı, yere inmeden 9 bin km yol yapabilen 350 milyon liralık özel uçağının olması mümkün değil.

Bu arkadaşla birlikte tutuklanan 50 kişinin temel amacı vatandaşın tasarruflarını artırmak için bir portföy şirketi kurmak ve borsada bu yolla kazanç elde etmek değil, kısa zamanda nasıl bu soygunu yaparız olunca elbette rahat hareket etmek için iktidarın güçlü isimleriyle saadet zinciri kurmuşlar ve ekonominin gidişatı ile ilgili “içerden” bilgi ağı oluşturmuşlar…

Nitekim, sevgili “Figen Çalıkuşu’nun” bir yazısında belirttiği gibi İstanbul Başsavcılığı bir yıl önce SPK’ya yazı yazarak borsada işlem gören bu fonlarda anlaşılmaz para hareketleri olduğunu ve konunun araştırılarak savcılığa bilgi vermesi isteniyor…

Maliye Bakanlığına bağlı SPK, konuyu ne inceliyor ne de savcılığa bilgi veriyor.

Ve nihayet savcılık operasyona hazırlanacağını SPK’ya bildirince, operasyondan iki gün önce “Allah’ın hikmeti(!)” bu fonlardaki vurguncular alelacele yurtdışına çok yüklü miktarda para transfer ediyorlar…

Sadece “28 yaşındaki Muhammed Yarız’ın” İsviçre bankasına transfer ettiği para 4 milyar lira…

Şimdi ilk soru şu;

“Bu vurgunculara savcılığın operasyon yapacağı bilgisini kimler sızdırdı?”

İkinci soru ise,

“Maliye Bakanlığında, Borsada, SPK ve iktidar partisinin yetkilileri içinde kimler bu fonlarla ilişki içinde?”

Savcılığın (ilerde siyasi müdahale olmazsa) sonuna kadar ilerleyeceğine inanıyorum…

Ancak bu konuda bir endişem var.

Fonların tasfiyesi ve mağdurların paralarının iade edilmesi Ziraat ve İş Bankasına verildi.

Bu tasfiye sürecinde 900 milyar liralık devasa miktarın ödenmesinde devlete fazla yük bindirmemek için bir kararname ile 82 milyondan tek seferde olmak şartıyla belli bir ödeme yapılması istenebilir, tıpkı deprem vergisinde olduğu gibi…

Umarım böyle bir yola girilmez…