Dünyanın en büyük iki ekonomisi ABD ve Çin, son dönemde ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya çalışıyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 24 Eylül’de Washington’da gerçekleştirdiği görüşme, yalnızca iki ülkenin değil, küresel ekonominin geleceği açısından da yakından takip edildi. Görüşmenin ardından Trump toplantıyı “çok verimli” olarak nitelendirirken, Çin tarafı iki ülke ilişkilerinde stratejik istikrarın güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: ABD ile Çin arasındaki rekabet sona ermiş değildir. Ancak tarafların, rekabetin küresel ekonomiye verebileceği zararı sınırlamak için daha kontrollü bir ilişki modeli aradıkları görülmektedir.

Özellikle ticaret konusu görüşmelerin merkezinde bulunuyor. ABD ve Çin, daha önce oluşturulan ticaret ateşkesinin süresini iki ay daha uzatma konusunda anlaşmaya vardı. Böylece 10 Kasım’da sona ermesi beklenen mevcut düzenleme için taraflara yeni bir müzakere alanı açılmış oldu. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ise görüşmelerin ayrıntılarının 28 Eylül’de açıklanacağını belirtti.

Bu gelişmeyi yalnızca bir ticaret anlaşması olarak görmemek gerekir. Çünkü ABD ile Çin arasındaki ekonomik mücadele artık gümrük vergilerinin çok ötesine geçmiş durumda. Yapay zekâ, çip teknolojileri, nadir toprak elementleri, yatırım, enerji ve stratejik sanayi ürünleri de rekabetin önemli başlıkları haline geldi.

Özellikle yapay zekâ konusunda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Bir tarafta ABD teknolojik üstünlüğünü korumak istiyor, diğer tarafta Çin kendi yapay zekâ kapasitesini hızla geliştiriyor. Buna rağmen iki ülkenin yapay zekânın güvenli kullanımı konusunda diyalog kurma ihtimali üzerinde durması dikkat çekici. Çin tarafı yapay zekânın insan kontrolünde tutulması gerektiğini savunurken, ABD tarafında da teknoloji kaynaklı risklerin yönetilmesine yönelik mekanizmalar tartışılıyor.

Benim açımdan burada ortaya çıkan tablo oldukça önemli. Çünkü teknoloji savaşının tamamen kontrolden çıkması halinde bunun maliyeti sadece ABD ve Çin'e çıkmayacak. Avrupa'dan Asya'ya, Türkiye'den gelişmekte olan ülkelere kadar bütün ekonomiler tedarik zincirlerindeki bozulmalardan etkilenebilir.

Nadir toprak elementleri de aynı şekilde stratejik bir konu. Modern elektronik, savunma sanayii, elektrikli araçlar ve birçok yüksek teknoloji ürünü için kritik öneme sahip bu mineraller konusunda Çin'in güçlü konumu bulunuyor. ABD ise tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini ve stratejik bağımlılıkların azaltılmasını istiyor. Dolayısıyla masadaki pazarlığın sadece bugünkü ticaret rakamlarıyla sınırlı olmadığını görmek gerekiyor.

Diğer taraftan tarım ürünleri de görüşmelerin ekonomik boyutunda önem taşıyor. Çin'in ABD'den tarım ürünleri alımı konusu daha önceki anlaşmaların önemli unsurlarından biriydi. Ancak önceki taahhütlerin uygulanmasında bazı hedeflerin gerisinde kalındığına ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. Bu nedenle yeni görüşmelerde yalnızca yeni sözlerin verilmesi değil, verilen sözlerin uygulanıp uygulanmayacağı da önemli olacak.

Peki bütün bunların Türkiye açısından anlamı nedir?

Türkiye, ABD ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin seyrini yakından takip etmek zorunda. Çünkü iki büyük ekonominin uygulayacağı gümrük politikaları, küresel ticaretin yönünü değiştirebilir. Çin mallarının ABD pazarına erişiminde yaşanabilecek sorunlar, Çinli üreticileri farklı pazarlara yöneltebilir. Bu durum Türkiye açısından hem fırsat hem de rekabet anlamına gelebilir.

Örneğin Çin'in Avrupa ve çevre pazarlara daha fazla yönelmesi, Türkiye'deki üreticilerin Çinli firmalarla rekabetini artırabilir. Buna karşılık Türkiye'nin lojistik konumu ve Avrupa ile Gümrük Birliği ilişkisi yeni ticaret fırsatları da oluşturabilir.

Finansal piyasalar açısından da ABD-Çin ilişkilerinin sakinleşmesi önem taşıyor. Ticaret savaşlarının azalması küresel büyüme beklentilerini destekleyebilir. Buna karşılık yeni gümrük vergileri veya teknoloji kısıtlamaları gündeme gelirse enflasyon, büyüme ve yatırım kararları üzerinde yeniden baskı oluşabilir.

Sonuç olarak Washington’daki görüşme, ABD ile Çin arasındaki sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Daha doğru ifade, tarafların sorunları yönetilebilir seviyede tutmaya çalıştığıdır.

Dünyanın iki büyük ekonomisi arasında kalıcı bir anlaşma sağlanması elbette küresel ekonomi açısından önemli olacaktır. Fakat bunun önünde teknoloji rekabeti, Tayvan, ticaret, stratejik mineraller ve jeopolitik anlaşmazlıklar gibi ciddi başlıklar bulunuyor. Reuters’ın değerlendirmesine göre zirvede önemli başlıklarda büyük bir kırılma yaşanmadı; buna rağmen ticaret ateşkesinin uzatılması ve diyaloğun sürdürülmesi başlı başına bir gelişme olarak öne çıktı.

Bundan sonraki süreçte asıl mesele, Washington'da verilen mesajların ne kadarının somut anlaşmalara dönüşeceği olacak. Çünkü dünya ekonomisinin ihtiyacı yeni bir ticaret savaşı değil, öngörülebilir bir ticaret düzenidir.

ABD ve Çin rekabet etmeye devam edebilir. Ancak bu rekabetin kurallı, kontrollü ve iletişim kanallarının açık olduğu bir zeminde yürütülmesi yalnızca iki ülkenin değil, bütün dünyanın ekonomik çıkarınadır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]