Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde izleyeceği yol haritasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası belirleyici olmaya devam ediyor. Uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmeleri de bu açıdan yakından takip ediliyor. Hollanda merkezli ING'nin Türkiye ekonomisi ve Merkez Bankası politikalarına yönelik analizleri, özellikle enflasyonun seyri, faiz indirimlerinin zamanlaması, Türk lirasının görünümü ve ekonomik büyüme arasındaki hassas denge bakımından önem taşıyor.
ING'nin değerlendirmelerini yalnızca faiz oranlarına ilişkin bir tahmin olarak okumamak gerekiyor. Çünkü Merkez Bankası'nın atacağı adımlar, kredi maliyetlerinden yatırımlara, tüketimden döviz piyasasına kadar ekonominin hemen her alanını etkiliyor. Dolayısıyla uluslararası kuruluşların beklentileri, Türkiye'nin ekonomi programına duyulan güvenin de önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Ekim Enflasyonu ING'nin Beklentilerini Değiştirmedi
ING'nin 3 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan değerlendirmesinde dikkat çeken en önemli nokta, ekim ayı enflasyonunun beklentilerin üzerinde gerçekleşmesine rağmen bankanın yıl sonu tahminini değiştirmemesi oldu. Ekim ayında TÜFE aylık yüzde 2,58, yıllık yüzde 29,77 olarak gerçekleşti. Eylül ayında yüzde 29,73 olan yıllık enflasyonun yeniden yükselmesi, dezenflasyon sürecinin henüz kesintisiz bir çizgiye oturmadığını gösterdi.
Buna rağmen ING, 2026 yıl sonunda yıllık enflasyonun yüzde 30'un altında kalmasını bekliyor. Bankanın temel yaklaşımı, ekim ayındaki yükselişin para politikasında köklü bir değişiklik gerektirecek ölçüde belirleyici olmadığı yönünde. Bu nedenle TCMB'nin aralık ayında da faiz indirimine devam edebileceği öngörülüyor.
Bu değerlendirme, piyasalar açısından önemli olmakla birlikte, faiz indiriminin kesinleştiği anlamına gelmiyor. ING'nin beklentisi ile Merkez Bankası'nın vereceği kararın birbirinden ayrılması gerekiyor.
Faiz İndiriminin Önündeki Engeller
TCMB, ekim ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37'den yüzde 36'ya indirmişti. Böylece yaklaşık sekiz aylık aranın ardından faiz indirim süreci yeniden başlamış oldu. Ancak bu kararın ardından açıklanan ekim enflasyonu, Merkez Bankası'nın önündeki seçenekleri daha hassas hale getirdi.
ING analizinde petrol fiyatlarındaki belirsizlik, diğer emtia fiyatlarına yansıyan maliyetler ve Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmeler önemli riskler olarak öne çıkıyor. Özellikle ABD-İran geriliminin kalıcı biçimde tırmanması, enerji maliyetlerini artırarak Türkiye'nin enflasyon görünümünü olumsuz etkileyebilir. Eşel mobil mekanizmasının kademeli olarak devreden çıkarılması da akaryakıt fiyatları üzerinden yeni maliyet baskıları oluşturabilir.
Burada üzerinde durulması gereken temel konu, faiz indiriminin yalnızca gerçekleşmiş enflasyona bakılarak değerlendirilmemesidir. Merkez Bankası gelecekteki enflasyon beklentilerini, talep koşullarını, döviz piyasasındaki gelişmeleri ve finansal istikrarı birlikte ele almak zorundadır.
Merkez Bankası Hangi Göstergeleri İzliyor?
TCMB'nin önümüzdeki dönemdeki kararlarında üç temel gösterge öne çıkıyor.
Birincisi, iç talebin seyri. Tüketim harcamaları güçlü kalmaya devam ederse fiyatlar üzerindeki baskının azalması zorlaşacaktır. İkincisi, rezervlerin gelişimi. Döviz rezervlerindeki artış veya azalış, piyasanın Merkez Bankası'na güveni ve dış finansman koşulları açısından önemli bir gösterge niteliğindedir.
Üçüncüsü ise mevduat sahiplerinin tercihleri. Türk lirası mevduatın cazibesini koruması, dövize yönelimin sınırlanması ve para politikasının etkinliği açısından kritik öneme sahiptir.
Nitekim TCMB'nin 30 Ekim tarihli toplantı özetinde brüt rezervlerin 16 Ekim itibarıyla 169,1 milyar dolara gerilediği, beş yıllık CDS priminin ise 251 baz puan seviyesinde bulunduğu açıklanmıştı. Bu göstergeler, faiz kararlarının yalnızca enflasyon üzerinden okunamayacağını ortaya koyuyor.
12 Kasım Kritik Tarih Olacak
ING'nin dikkat çektiği önemli tarihlerden biri de 12 Kasım 2026. TCMB'nin yayımlayacağı Enflasyon Raporu, yılın geri kalanında para politikasının nasıl şekilleneceğine ilişkin önemli mesajlar verecek.
Bu raporda enflasyon tahminleri, ara hedefler ve fiyat istikrarına ulaşmak için gerekli parasal sıkılık düzeyi özellikle izlenecek. ING açısından bu değerlendirme, aralık ayında faiz indirimi için alan bulunup bulunmadığının anlaşılması bakımından da önem taşıyor.
Ekonominin Gerçek İhtiyacı Öngörülebilirlik
Bana göre ING'nin analizinden çıkarılması gereken en önemli sonuç, faiz indirimi beklentisinden çok para politikasında güvenilirliğin korunmasıdır. Türkiye ekonomisinin ihtiyacı, yalnızca faizlerin düşmesi değil, enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesidir.
Faizlerin erken düşürülmesi kredi talebini ve tüketimi yeniden hızlandırarak enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Diğer taraftan yüksek faizlerin uzun süre korunması da işletmelerin finansman maliyetlerini artırarak yatırımları, üretimi ve istihdamı baskılayabilir. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın ince bir denge kurması gerekiyor.
Özellikle KOBİ'ler, sanayiciler ve sabit gelirli vatandaşlar açısından bu dengenin toplumsal ve ekonomik sonuçları büyük önem taşıyor. Enflasyon düşmeden faizlerin düşmesi, vatandaşın satın alma gücünde kalıcı iyileşme sağlamayacaktır.
Sonuç olarak ING'nin aralık ayında faiz indiriminin devam edeceği yönündeki beklentisi, Türkiye ekonomisine ilişkin olumlu bir senaryoyu yansıtıyor. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi enflasyonun ana eğilimine, rezervlere, enerji fiyatlarına ve piyasa beklentilerine bağlı. Benim değerlendirmem, Merkez Bankası'nın faiz kararlarında aceleci davranmak yerine fiyat istikrarını önceliklendirmesi gerektiği yönündedir. Çünkü ekonomik güvenin gerçek temeli düşük faiz değil, öngörülebilir fiyatlar, istikrarlı para politikası ve sürdürülebilir büyümedir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar