Ekonomide yaşanan gelişmeleri değerlendirirken yalnızca büyüme oranlarına, enflasyon rakamlarına ya da faiz kararlarına bakmak yeterli değildir. Ekonominin gerçek durumunu anlamanın en önemli yollarından biri, işgücü piyasasındaki gelişmeleri doğru okumaktır. Çünkü istihdam, işsizlik ve işgücüne katılım oranları doğrudan vatandaşın gelirini, yaşam standardını ve geleceğe ilişkin beklentilerini belirler. Eylül 2026 işgücü istatistikleri ise Türkiye ekonomisinin istihdam cephesinde dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı eylül ayında bir önceki aya kıyasla 198 bin kişi artarak 2 milyon 967 bine yükseldi. İşsizlik oranı da 0,5 puanlık artışla yüzde 8,4 olarak gerçekleşti. İlk bakışta tek haneli işsizlik oranı olumlu bir gösterge gibi görülebilir. Ancak işsiz sayısındaki artış, istihdamdaki gerileme ve atıl işgücü oranı birlikte ele alındığında, sorunun yalnızca manşet işsizlik oranıyla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır.

İstihdam edilenlerin sayısı aynı dönemde 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bine geriledi. İstihdam oranı da yüzde 48,3 seviyesine indi. Başka bir ifadeyle, çalışma çağındaki nüfusun yarısından daha azı istihdamda bulunuyor. İşgücüne katılma oranının yüzde 52,7 olması da bu değerlendirmeyi tamamlıyor. Çalışma çağındaki nüfusun önemli bir bölümü işgücünün dışında kalırken, işgücüne dahil olanların bir kısmı da iş bulamıyor.

Burada üzerinde durulması gereken temel konu, ekonomik büyümenin ne ölçüde istihdam yarattığıdır. Üretim artışı, yatırımlar ve ekonomik faaliyetler yeterli sayıda yeni iş oluşturamıyorsa büyümenin toplumsal refaha katkısı sınırlı kalır. Özellikle sanayi, hizmetler ve inşaat gibi istihdam yaratma kapasitesi yüksek sektörlerde sürdürülebilir bir iş artışı sağlanması büyük önem taşıyor.

Kadınlar ve gençler daha fazla etkileniyor

Eylül verilerinin en dikkat çekici yönlerinden biri, kadınlarla erkekler arasındaki işgücü göstergelerinin farklılaşmasıdır. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 6,9 iken kadınlarda yüzde 11,3 olarak tahmin edildi. Kadınların istihdam oranı yüzde 31,2 seviyesinde kalırken erkeklerde bu oran yüzde 65,8'e ulaştı. Bu fark, kadınların işgücü piyasasına katılımının ve istihdam olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini açıkça gösteriyor.

Kadın istihdamını artırmak için yalnızca iş ilanlarının çoğalması yeterli değildir. Uygun çalışma koşulları, erişilebilir çocuk bakım hizmetleri, mesleki eğitim ve iş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar da gereklidir. Kadınların ekonomik hayata daha güçlü katılması, hane gelirlerini artırmanın yanı sıra ülkenin üretim kapasitesine de katkı sağlayacaktır.

Genç işsizliği ise daha fazla dikkat gerektiriyor. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı bir ayda 1,6 puan artarak yüzde 14,8'e yükseldi. Genç erkeklerde oran yüzde 10,4, genç kadınlarda ise yüzde 23,3 oldu. Özellikle genç kadınlarda görülen yüksek işsizlik, eğitimden çalışma hayatına geçişte ciddi engeller bulunduğuna işaret ediyor.

Gençlerin eğitim aldıkları alanlarda iş bulamaması, deneyim eksikliği nedeniyle işverenlerin tercih listelerinde geriye düşmesi ve niteliklerle iş piyasasının ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk önemli sorunlar arasında yer alıyor. Bu nedenle mesleki eğitim, staj programları ve işverenlerle eğitim kurumları arasındaki iş birliği güçlendirilmelidir.

Asıl sorun atıl işgücü

İşgücü piyasasının gerçek durumunu anlamak için yalnızca işsizlik oranına bakmak yanıltıcı olabilir. Eylül ayında atıl işgücü oranının yüzde 31,2'ye yükselmesi bu açıdan son derece önemli. Bu gösterge, işsizlerin yanında daha fazla çalışmak isteyenleri ve iş bulma konusunda potansiyel taşımasına rağmen işgücünün dışında kalanları da kapsıyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca iş arayanların ne kadarının iş bulamadığı değil, çalışma isteği ve kapasitesi bulunan insanların ne kadarının üretim sürecine katılabildiğidir. İşbaşında bulunanların haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 42,4 saat olması da çalışma hayatının niteliği konusunda ayrıca değerlendirme yapılmasını gerektiriyor. Uzun çalışma saatleri tek başına verimlilik ya da refah göstergesi değildir; önemli olan emeğin karşılığının alınması ve üretkenliğin artırılmasıdır.

Sonuç olarak, Türkiye'nin istihdam politikası yalnızca işsizlik oranını aşağı çekmeye odaklanmamalıdır. Yeni ve kalıcı iş alanları oluşturmak, kadınların ve gençlerin çalışma hayatına katılımını artırmak, nitelikli üretimi desteklemek ve atıl işgücünü azaltmak temel öncelikler olmalıdır. İşsizliğin azalması, ancak insanların düzenli gelir elde edebildiği, güvenceli işlerde çalışabildiği ve geleceğe güvenle bakabildiği bir ekonomik yapı kurulduğunda gerçek anlamını bulacaktır. Çünkü güçlü ekonomi, yalnızca üreten değil, ürettiği değeri istihdama ve toplumsal refaha dönüştürebilen ekonomidir.

Kaynak: TÜİK