Menkul kıymet istatistikleri, finansal piyasaların yalnızca rakamlardan ibaret olmayan, yatırımcı davranışlarını, ekonomik beklentileri ve ülkeye duyulan güveni ortaya koyan önemli göstergeleridir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan haftalık menkul kıymet istatistikleri, özellikle yabancı yatırımcıların hisse senedi ve Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) piyasalarındaki hareketlerini izlemek açısından büyük önem taşımaktadır.

23 Ekim 2026 tarihli veriler değerlendirilirken yalnızca haftalık alım ve satım tutarlarına odaklanmak yeterli değildir. Bu rakamların arkasındaki ekonomik koşulları, faiz politikasını, döviz kuru beklentilerini ve yatırımcıların geleceğe ilişkin risk algısını birlikte değerlendirmek gerekir.

Yabancı yatırımcıdan üç piyasada da satış

23 Ekim haftasının en dikkat çekici gelişmesi, yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarında hisse senedi, devlet iç borçlanma senedi ve özel sektör tahvillerinde satış yönünde pozisyon almalarıdır.

Açıklanan verilere göre yabancı yatırımcılar söz konusu haftada yaklaşık 100 milyon dolarlık hisse senedi satışı gerçekleştirdi. Hisse senetlerindeki satışın bir önceki hafta 89 milyon dolar düzeyinde olması, satış eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor. Böylece borsadaki yabancı satışları üçüncü haftasına taşınmış oldu.

Son dakika ekonomi haberleri+2

Tahvil piyasasında da benzer bir görünüm söz konusu. Yurt dışı yerleşikler 183,8 milyon dolarlık DİBS satışı gerçekleştirirken özel sektör tahvillerinde de 285,3 milyon dolarlık satış yaptı. Böylece üç temel menkul kıymet grubundaki satışların toplamı yaklaşık 569 milyon dolara ulaştı.

TR Haberleri+1

Bu tablo, yabancı yatırımcıların yalnızca hisse senedi piyasasından değil, sabit getirili yatırım araçlarından da uzaklaşmaya başladığını gösteriyor. Elbette tek haftalık hareketlerle kesin bir eğilim belirlemek doğru değildir. Ancak satışların farklı yatırım araçlarına yayılması, dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir.

Yabancı sermayenin davranışı ne anlatıyor?

Yabancı yatırımcı açısından Türkiye piyasalarına giriş kararında üç temel unsur öne çıkmaktadır: faiz getirisi, döviz kuru beklentisi ve ülke risk primi.

Türkiye'de yüksek faiz oranları, özellikle kısa vadeli portföy yatırımları açısından cazip bir getiri imkânı sunabilir. Ancak yatırımcı yalnızca elde edeceği faiz gelirine bakmaz. Türk lirasının değer kaybetme ihtimalini, enflasyonun gelecekteki seyrini ve ekonomik politikaların sürdürülebilirliğini de hesaba katar.

Başka bir ifadeyle, yüksek faiz her zaman yabancı sermaye girişi anlamına gelmez. Yatırımcı, elde edeceği nominal getirinin kur değişimi ve risk maliyetleri karşısında yeterli olup olmadığını sorgular.

Hisse senedi piyasasında ise şirketlerin kârlılığı, büyüme beklentileri, finansman maliyetleri ve ekonomik aktivitenin seyri belirleyicidir. Yüksek faiz ortamında şirketlerin kredi maliyetleri yükselirken yatırım ve tüketim harcamaları da baskı altında kalabilir.

Portföy stoku ile para girişini karıştırmamak gerekiyor

Menkul kıymet istatistiklerinin değerlendirilmesinde önemli bir ayrıntı da portföy stoku ile haftalık net alım-satım arasındaki farktır.

Yabancı yatırımcıların elindeki hisse senetlerinin dolar cinsinden değeri, yalnızca alım ve satımlarla değişmez. Borsa fiyatları ve döviz kurundaki hareketler de portföyün toplam değerini etkiler. Dolayısıyla stoktaki düşüşün tamamını sermaye çıkışı olarak değerlendirmek doğru değildir.

Nitekim 23 Ekim haftasında yabancıların hisse senedi stoku 33,98 milyar dolardan 31,57 milyar dolara gerilemiştir. DİBS stoku da 16,79 milyar dolardan 16,56 milyar dolara düşmüştür. Bu değişimleri yorumlarken net işlem tutarlarıyla piyasa değerleme etkilerini birbirinden ayırmak gerekir.

TR Haberleri+1

Türkiye ekonomisi açısından sonuçlar

Yabancı yatırımcıların menkul kıymet piyasalarındaki tercihleri, Türkiye'nin finansman koşulları üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratmaktadır. Özellikle bütçe açığının finansmanı, kamu borçlanma maliyetleri ve döviz piyasasının dengesi bakımından yabancı sermayenin istikrarlı olması önemlidir.

Yabancıların tahvil piyasasından uzaklaşması, kamu borçlanmasında yerli yatırımcıların ağırlığının artmasına ve faizler üzerinde ek baskı oluşmasına neden olabilir. Hisse senedi satışları ise borsada fiyat oynaklığını artırabilir.

Bununla birlikte Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedefi, yalnızca kısa vadeli portföy yatırımlarına dayandırılmamalıdır. Doğrudan yabancı yatırımların, üretim kapasitesini artıran sermaye girişlerinin ve teknoloji transferinin güçlendirilmesi gerekir.

Güven, finansal istikrarın temelidir

23 Ekim 2026 menkul kıymet istatistiklerinin verdiği mesajı tek cümleyle özetlemek gerekirse, yabancı yatırımcılar Türkiye piyasalarında temkinli davranmaya devam etmektedir.

Benim değerlendirmeme göre burada asıl mesele, bir haftada ne kadar yabancı sermayenin çıktığından çok, bu çıkışın hangi ekonomik beklentilerden kaynaklandığıdır. Enflasyonla mücadelede kalıcılık, öngörülebilir para politikası, mali disiplin, hukuki güven ve yapısal reformlar yatırımcı güveninin temel unsurlarıdır.

Türkiye'nin ihtiyacı, kısa vadeli yüksek faiz avantajıyla gelen ve ilk belirsizlikte piyasadan ayrılan sermaye değil, uzun vadeli yatırım yapmayı tercih eden kalıcı kaynaklardır.

Unutulmamalıdır ki finansal piyasalarda güven, yalnızca açıklanan faiz oranlarıyla değil, uygulanan politikaların tutarlılığıyla kazanılır. Yabancı yatırımcının yeniden alıcı konumuna geçmesi de ekonomik istikrarın güçlenmesine ve geleceğe yönelik beklentilerin iyileşmesine bağlıdır.

Sonuç olarak, menkul kıymet istatistikleri yalnızca yatırımcıların geçmişte ne yaptığını değil, Türkiye ekonomisinin gelecekte hangi finansman koşullarıyla karşılaşabileceğini de gösteren önemli bir erken uyarı mekanizmasıdır.

Kaynak: TCMB

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]