Dünya değişiyor, mevsimler değişiyor, alıştığımız doğa bile artık eski doğa değil. Yazın kavurucu sıcaklar, kışın beklenen yağışların gelmemesi, kuruyan göller, azalan su kaynakları ve her yıl ciğerlerimizi yakan orman yangınları…
COP toplantıları 1995 yılından bu yana her yıl düzenleniyor. COP, İngilizce Conference of the Parties ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçesi ise Taraflar Konferansı'dır. 2026'daki Antalya toplantısı 31'inci zirve olacak. Bütün bunlar bize bir şey anlatıyor ama acaba ne kadarını duyabiliyoruz?
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek ve 12 gün sürecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 22 Ekim'de 85 dünya liderinin katılımını teyit ettiğini açıkladı. Dünyanın dört bir yanından devlet başkanları, bilim insanları, uzmanlar ve çevre temsilcileri iklim değişikliğini konuşmak için kentimizde buluşacak. Ayrıca yaklaşık 300 bakanın katılması bekleniyor. Organizasyonun toplam katılımcı hedefi ise yaklaşık 100 bin kişi.
Antalya'nın böyle önemli bir organizasyona ev sahipliği yapması elbette gurur verici. Ancak bu toplantının yalnızca ülkemizin tanıtımına katkı sağlamasını değil, doğamız için kalıcı adımlar atılmasına da vesile olmasını bekliyoruz.
Çünkü iklim değişikliği artık uzak ülkelerin, bilim insanlarının ya da gelecek kuşakların sorunu değil. Bugün hepimizin kapısında.
Antalya'da yaz aylarında yaşadığımız aşırı sıcaklıkları düşünelim. Orman yangınlarını, susuz kalan toprakları, azalan su kaynaklarını… Bir yandan yeni binalar yükselirken diğer yandan yeşil alanlarımızı korumakta ne kadar başarılıyız?
1995 yılından bu yana farklı ülkelerde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi'nin 31'incisine kentimiz ev sahipliği yapacak. Daha önce Berlin, Kyoto, Paris, Glasgow, Dubai ve Bakü gibi dünyanın farklı kentlerinde düzenlenen bu toplantıların ardından sıra turizmin başkenti Antalya'ya geldi. Denizlerimizin temizliği, kıyılarımızın korunması, plansız yapılaşmanın önüne geçilmesi ve su kaynaklarının doğru kullanılması artık ertelenebilecek konular değil.
Üstelik mesele yalnızca kurumların ya da belediyelerin sorumluluğunda da değil. Biz vatandaşlar olarak ne yapıyoruz? Gereksiz yere açık bıraktığımız musluklar, çöpe attığımız plastikler, doğaya bıraktığımız atıklar ve tüketim alışkanlıklarımızla sorunun bir parçası olmuyor muyuz?
Elbette bireysel çabalar tek başına yeterli değil. Yerel yönetimlerin, merkezi yönetimin ve iş dünyasının da üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor.
COP31'de önemli kararlar alınabilir, güzel sözler söylenebilir. Ancak asıl önemli olan, toplantılar sona erdikten sonra bu kararların hayata geçirilmesidir.
Antalya'dan dünyaya verilecek mesajlar kadar, yaşadığımız sokaklarda, mahallelerde ve kentimizde göreceğimiz değişim de önemli.
Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras beton binalar, yollar ve alışveriş merkezleri değil; temiz hava, içilebilir su, yeşil alanlar ve yaşanabilir bir dünya olmalı.
Dünya artık bizden söz değil, çözüm bekliyor. Antalya, dünyanın iklim sorunlarını konuşacağı bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Ancak asıl önemli olan, dünyanın konuştuğu çevre sorunlarına kendi kentimizde ne kadar sahip çıkabildiğimizdir.