Bu yıl yapılan KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) sınavlarından biri de geçen hafta sonuydu. Lisans ve ön lisans sınavları sonrasında sıra ortaöğretim sınavındaydı. Eğitim düzeyleri farklı olsa da, milyonlarca gencin yolu aynı kapıya çıkıyor. Gençler, emeklerinin karşılığını alabilmek ve geleceklerini kurabilmek için sınavlara giriyor.
Lisans mezunlarının katıldığı sınava İdil, ortaöğretim mezunlarının katıldığı sınava ise Eylül girdi.
Sınav binasının önünde küçük bir coğrafya kitabı gözüme çarptı. Bazı adaylar, son dakikalarda bile notlarını gözden geçiriyordu. Velilerin heyecanla dualar okuduklarını gördüm. Bence veliler, sınava giren adaylardan daha yoğun bir stres yaşıyordu. O an düşündüm… Kızımın 29 yıllık ömrünün 21 yılı eğitimle, derslerle ve sınavlarla geçmişti. Yıllarca verilen emekler, dökülen terler, ertelenen hayaller ve beklenen güzel günler…
Bir anne olarak bunları düşününce duygulanmamak mümkün mü? Çevremizde iyi bir iş bulmak, emeğinin karşılığını almak ve geçim sıkıntısını hafifletmek isteyen sayısız genç var.
Peki, gençlerimizin omuzlarına neden bu kadar büyük bir yük yüklüyoruz? Eğitim hayatları boyunca sınavdan sınava koşan gençler, yalnızca emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek istiyor.
Lisans, ön lisans ve ortaöğretim mezunları… Eğitim düzeyleri farklı olsa da beklentileri aynı: İş sahibi olmak, kendi ayakları üzerinde durmak ve geleceğe güvenle bakmak.
Ancak sınavın bitmesi, kaygıların sona erdiği anlamına gelmiyor. Sonuçlar, tercihler ve atama bekleyişi derken yeni bir mücadele başlıyor. Bazı gençler, istedikleri işe girebilmek için yıllarca yeniden hazırlanıyor.
Eylül sınav salonundayken eğitim sistemindeki önemli bir konuyu sorguladım: Farklı programlardan mezun olan gençleri aynı ölçütlerle değerlendirmek ne kadar adil?
Meslek liseleriyle Anadolu liselerinin ders programları birbirinden farklı. Anadolu liselerinde akademik derslere ağırlık verilirken meslek liselerinde alan derslerinin yanı sıra uygulamalı eğitim de önemli bir yer tutuyor. Bazı öğrenciler, haftanın önemli bir bölümünü işletmelerde staj yaparak geçiriyor.
Dolayısıyla öğrencilerin derslere ayırdığı zaman aynı değil. Bu farklılıklar dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler, fırsat eşitliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Burada amaç, bir okul türünü diğerinden üstün tutmak değil. Her öğrencinin aldığı eğitimi ve kazandığı becerileri dikkate alan adil bir sistem oluşturmak.
Meslek lisesi mezunlarına, alanlarına uygun değerlendirme seçenekleri sunulabilir, mesleki bilgi ve becerilerini gösterebilecekleri farklı yollar geliştirilebilir. Böylece gençler yalnızca sınav sonuçlarıyla değil, öğrendikleri ve yapabildikleriyle de değerlendirilebilir.
Çünkü eğitimde adalet, herkese aynı soruları sormaktan ibaret değildir. Asıl önemli olan, her gence kendini gösterebileceği fırsatlar sunmaktır.
Yıllarca ders çalışan, ailesinin desteğiyle hazırlanan ve hayallerini erteleyen gençlerimiz var. Kimi öğretmen, kimi kamu çalışanı, kimi de kendi mesleğinin sahibi olmak istiyor. Hepsi emeğinin karşılığını almayı bekliyor.
Elbette sınavlar olacak, bilgi ölçülecek ve başarı değerlendirilecek. Ancak gençlerimizin geleceğini yalnızca sınav sonuçlarına bağlamak ne kadar doğru?
Eğitimin sonunda gençlerimize işsizlik ve belirsizlik değil; güven, fırsat ve umut sunmalıyız.
Eğitim, yıllar boyunca üst üste konulan tuğlalarla yükselen bir yapı gibidir. Her ders ve her emek bu yapının bir parçasıdır. Önemli olan, yıllarca emek verilerek kurulan bu yapının gençlerimize sağlam bir gelecek sunmasıdır.
Dileğim, çocuklarımızın yeni bir sınava hazırlanırken yalnızca kazanmaya odaklanmamaları ve hayallerini hiç unutmamaları.
Çünkü gençlerimizin asıl sınavı, sınav salonunda değil, sonrasında başlayan hayatın içindedir.