Bazı insanlar vardır, çocukluğunuzdan bir hatıra olarak kalır. Yıllar geçer, yollar ayrılır. Hayat herkesi başka yerlere savurur. Ama bazı insanların yaptıkları, yıllar sonra yeniden karşınıza çıkar.
İşte Tarık Çiçekçi de benim için böyle biri.
Yıllar önce İzmir’de çocukluğunu bildiğim, kardeşimle yaşıt olan Tarık…
Evlerinin avlusunda birlikte dut aşırdığımız, Kars kaşarı, kat kat Kars ketesi ve annesi Münevver Teyze'nin tadı hâlâ damağımda olan mantısını yediğimiz günler…
Halası Mayizer Öğretmen’in kitapları…
Murat Çobanoğlu’nun türküleri…
Çocukluğumuzun o güzel, uçurtma uçurulan sokakları…
Her bir taşında ayrı bir anımız vardı.
O kara çocuk, yıllar sonra yaptığı büyük bir insanlık örneğiyle yeniden karşıma çıktı.
Ve ne büyük gurur…
Tarık, öğretmen oldu ve bundan dokuz yıl önce kök hücre bağışçısı olmak için Kızılay’a üç tüp kan örneği verdi.
Belki o gün bunun bir gün bir insanın hayatına dokunacağını hiç düşünmedi.
Sonra yıllar geçti.
Ve bir gün o telefon geldi.
Verdiği kan örneklerinin Almanya’da lösemi tedavisi gören bir hastayla yüzde 100 uyumlu olduğu söylendi.
Tarık Çiçekçi hiç düşünmeden donör olmayı kabul etti ve kök hücre bağışında bulundu.
Düşünsenize, dokuz yıl önce verilen üç tüp kan bugün hiç tanımadığı bir insan için umut oldu.
Belki Almanya’da bir aile günlerce uygun donörü bekledi.
Belki bir anne, bir baba, bir evlat “Bir umut olur belki....” diye dua ediyordu.
O umut, binlerce kilometre öteden geldi.
İzmir’deki bir öğretmenden: Tarık’tan…
İyilik bazen böyledir.
Ne zaman kime ulaşacağını bilemezsiniz.
Bugün verdiğiniz bir kan, yarın bir çocuğun hayatı olabilir.
Bir annenin gözyaşını dindirebilir.
Bir babanın evladına yeniden sarılmasını sağlayabilir.
Bir gence yeniden yaşama umudu verebilir.
Bunun için zengin olmaya gerek yok.
Ünlü olmaya gerek yok.
Büyük işler yapmaya da gerek yok.
Bazen üç tüp kan yeter.
Bazen sadece “Ben varım.” demek yeter.
Tarık’ın hikâyesi bize bir kez daha gösterdi:
İyilik kaybolmaz.
Belki yıllarca sessizce bekler ama günü geldiğinde bir insanın hayatına dokunur.
Tarık Çiçekçi’ye teşekkür ediyorum.
Çocukluğundan tanıdığım o kara çocuk, bugün hiç tanımadığı bir insana umut oldu.
Ve bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Kan verin. Kök hücre bağışçısı olun.
Çünkü bir gün sizin verdiğiniz küçücük bir umut, bir başka insanın hayata tutunmasını sağlayabilir.
Üç tüp kan…
Bir insan…
Bir umut…
Ve belki de…
Kurtulan bir hayat.