Birçok yazımda insanın özelliklerini ve davranış dünyasını anlatmaya çalıştım. Kur’an’ın insanı tanıtımında da oldukça çok yönlü ve karmaşık bir yapı karşımıza çıkar.
Zıtlıkların iç içe geçtiği pek çok insan davranışı hiçbirimiz için sürpriz değildir. Ağlarken gülebilmek, bile bile yalan söylemek, birbiriyle çelişen tutumlar sergilemek ve benzeri davranış kalıpları, insanın bu çok yönlü yapısına verilebilecek örneklerdendir.
İşte bu sebeplerle bizi ve bütün varlığı yaratan Rabbimiz, insan hayatına bazı sınırlar koymuş; yasak olanlarla izin verilenleri birbirinden ayırmış ve her ikisinin de mahiyetini bildirmiştir.
Bu ilahî disiplin içerisinde yasaklananların adı “haram”, izin verilenlerin adı ise “helal”dir. Dolayısıyla bir şeyin dinen helal veya haram olduğuna hükmetme yetkisi, esas itibarıyla Allah’a aittir.
Haramları birlikte değerlendirdiğimizde, onların arkasında ortak bazı amaçların bulunduğunu görürüz:
• İnsan ve toplum sağlığını korumak,
• İnsan ve toplum huzurunu korumak,
• Hakkı, adaleti ve dengeyi korumak.
Elbette bu amaçlara başkaları da eklenebilir. Ancak genel çerçevede haramların, insanı ve toplumu koruyan sınırlar olduğu açıktır.
İnsanın dünya hayatındaki imtihanında, ağır manevi ve toplumsal sonuçlar doğuran davranışların bir kısmı Kur’an’da yasaklanmış; bu yasakların nasıl anlaşılacağı ve uygulanacağı da Kur’an’ın ilk muhatabı ve uygulayıcısı olan Peygamberimizin örnekliğiyle açıklanmıştır.
Haramların açık ve kesin olduğu alanlarda, onları önemsizleştiren veya sınırlarını keyfî biçimde esneten yaklaşımlar insanı tehlikeli bir yola sürükleyebilir. Çünkü yasak karşısındaki hassasiyet kaybolduğunda, zamanla sınırların bütünüyle aşılması kolaylaşır. Dinî hükümlerin insan müdahalesiyle değiştirilmesi ve asli ölçülerinden uzaklaştırılması da tarih boyunca ciddi kırılmalara yol açmıştır.
Bununla birlikte İslam, insan hayatını korumayı esas alır. Allah insanı harama mahkûm etmemiştir. Can tehlikesi ve zaruret gibi olağanüstü durumlarda, yasak olan bazı şeylere yalnızca zarureti giderecek ölçüde izin verilmesi bunun göstergesidir. Çünkü insanın canı ve sağlığı korunmalıdır; sorumluluk ve imtihan da yaşayan insan içindir.
İnsanın haramlarla arasındaki mesafeyi büyük ölçüde imanı ve ahlakı belirler. İmanın ve ahlakın gücü, kişinin sınırlar karşısındaki hassasiyetine de yansır.
Haramı cazip hâle getiren en güçlü unsurlardan ikisi nefis ve menfaattir. Bunlar insanı ne kadar kuşatırsa, kişinin yanlış olanı meşrulaştırma ihtimali de o kadar artar. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de hevâ ve heveslerin insanı hakikatten uzaklaştırabileceğine dair pek çok uyarı vardır.
Haramların birçoğunun başlangıcında kısa süreli hazlar bulunabilir. Fakat bu hazların ardından bağımlılık, pişmanlık ve derin bir huzursuzluk gelebilir. İnsan kurtulmak istediğinde ise kimi zaman alışkanlıklar kökleşmiş, bedeller ağırlaşmış olabilir.
İnanan insan açısından haramda, Allah’ın koyduğu sınıra karşı gelme boyutu da vardır. Bu durum tekrarlandıkça nefis güçlenebilir, yanlış davranış sıradanlaşabilir ve insan bir zamanlar benimsediği doğru istikametten giderek uzaklaşabilir.
Üstelik insan çoğu zaman yalnızca tek bir harama bulaşmakla kalmaz. Bir yanlış, başka yanlışları da beraberinde getirebilir. İnsan, zamanla o davranışın oluşturduğu kültürel ve ahlaki çevrenin içine girerek benzer başka haramlarla karşı karşıya kalabilir.
Buna karşılık insan, inancının gereği olan helal dairede yaşamaya gayret ettiğinde hem vicdan huzurunu hem de hayatındaki dengeyi koruma imkânı bulur. Mümin açısından helal-haram hassasiyeti yalnızca birtakım yasaklara uymak değil, Allah ile kurduğu kulluk ilişkisinin günlük hayata yansımasıdır.
İnsan, inandığı değerlerle çelişen haramları normalleştirdiğinde ise inancı ile davranışları arasında bir çatışma ortaya çıkar. Bu çatışma zamanla insanın iç dünyasında huzursuzluğa ve değer kaybına dönüşebilir.
Helal ve haram kavramları öncelikle iman eden ve dinî sorumluluğu kabul eden insan için anlamlı bir sınav alanıdır. Bu nedenle müminin temel ilkelerinden biri, Allah’ın koyduğu sınırları iyi öğrenmek, haramlardan uzak durmak ve mümkün olduğunca helal daire içerisinde bir hayat kurmaya çalışmak olmalıdır.
Haramsız, huzurlu ve bereketli bir hayat dileğimle Allah’a emanet olunuz.