İnsan, fıtratı gereği, gerçekleştireceği her eylem için zihinsel olarak bir amaç ve sonuç belirler. Bu sürece niyet diyoruz.

Niyetin türünü; niyet sahibinin kişiliği, inancı, kültürü ve karakteri belirler. Niyet, iyi veya kötü eylemler için söz konusu olabilir. Bu anlamda niyetin, yalın hâliyle herhangi bir ahlaki zemini ve yapısı yoktur. Ona anlam yükleyen temel unsur, eylemin içeriğidir.

Peygamberimizin bu konuyu yaklaşık 1400 yıl önce ifade eden veciz bir sözü vardır: “Ameller niyetlere göredir.”

Yani kişinin yaptığı işlerin niyet boyutunda neyi amaçladığı ve kendisine neyi telkin ettiği, sonuçların değerlendirilmesinde de önem taşır.

Aynı işi yapan birçok insanın farklı niyetleri olabilir. Çoğu zaman bu niyetler kamuoyu tarafından da bilinemez. İnsan, bu yönüyle zaten bir muammadır.

İyi niyetle başlayan işler, yeterince iyilik ölçülerine göre şekillendirilmemişse kötü sonuçlanabilir. Yani niyet, tek başına işin seyrini belirlemez.

İbadetlerde de niyet, işin adeta atomu gibidir. Sadece Allah rızası için yapılması gereken bir ibadete dil ve kalp böyle niyet etmiş olsa da nefsin iç dünyadaki müdahaleleri sonucunda süreç bambaşka bir noktaya taşınabilir.

İnsan, bilinmeyi ve tanınmayı elbette sever. Bu, fıtratında bulunan bir duygudur. Ancak bu duygu da terbiyeye muhtaçtır. İnsanın yaptığı işe, onun anlamını ve niteliğini değiştirecek şekilde müdahale etmesi, iyi niyeti çok çabuk zedeleyebilir.

Bu yüzden insan, yaşamak istediği hayatı kurgularken karşılaşabileceği riskleri de hesaba katarak yola çıkmalıdır. Nefsini buna göre konumlandırmalı; onun ölçüsüz istekleri karşısında kendini koruma ve yönlendirme becerisi geliştirmelidir.

Yani insan, kendi iç dünyasını her aşamada teftiş etmelidir: “Yanılıyor muyum, yanıltılıyor muyum, farkında olmadığım bir şeyin etkisi altında mıyım?” diye kendisine sormalıdır.

Aksi takdirde, telafisi güç bir sürecin farkına vardığımızda artık pişmanlığın da yeterli bir anlamı kalmayabilir. Daha da kötüsü, telafisi çok güç problemlerin içine sürüklenmiş olabiliriz.

Bütün işlerimizde tertemiz bir niyet, doğru bir davranış ve güzel ahlak birlikte ele alınmalıdır. Organlarımızın ve fiillerimizin hiçbir şekilde bizi haksızlığa, zulme, günahlara, haramlara ve ahlaksızlığa bulaştırmaması gerekir. İyi bir insan olmak istiyorsak temiz ve ahlaklı olmak zorundayız.

Bu dünyada birilerini kandırabilir, niyetimizin iyi olduğu konusunda savunma yapabiliriz. Peki, Yüce Yaratıcı’yı nasıl kandırabiliriz?

Ahiretin hesabı ağır olacaktır. Üç kuruşluk menfaatler uğruna ne niyetimizi bozalım ne de başkalarının niyetimizi bozmalarına müsaade edelim.

Unutmayalım ki insanların gördüğü, davranışlarımızdır; fakat bizi gerçekten şekillendiren ve ahlaki kalitemizi belirleyen, o davranışlarımızın arkasındaki niyetlerimizdir.

İyi niyete kurban olmamak, kötü niyetle felakete sürüklenmemek için iyi insan olma adına kontrollü hareket edelim ki iki dünyada da hesabımız kolay olsun.

İbrahim DOĞRU
23.09.2026
Bonn