Biz insanoğlunu anlamak, yine biz insanlar için bile oldukça zor. Bizi iyiye yönelten, ahlaklı kalmamızı sağlayan davranışlarımız olduğu gibi; insanlığımızdan uzaklaştıran, hatta zaman zaman bizi acımasızlaştıran pek çok davranış biçimine de sahibiz.
Bugün bunlardan biri üzerinde durmak istiyorum: güç.
Güç, insanın içinde var olan; bazı dış etkenlerle büyüyüp şekillenen ve zamanla kişinin karakterini, davranışlarını ve ilişkilerini etkisi altına alabilen bir hâldir. Bu duygu, insanın içindeki bencillikle birleştiğinde davranışlara yön vermeye başlar. Bir noktadan sonra kişi gücü yönetmez; güç kişiyi yönetir.
Gücü besleyen unsurlara baktığımızda meselenin ne kadar ciddi olduğu daha iyi anlaşılır.
Bunların başında maddi imkânlar gelir. Bir insanın dinî ve ahlaki ilkeleri sağlam değilse, sahip olduğu maddi imkânları zamanla bir üstünlük aracına dönüştürebilir. Servet, insanın elinde bir imkân olmaktan çıkar; başkaları üzerinde nüfuz kurmanın ve şahsi menfaat sağlamanın vasıtası hâline gelir.
Maddi imkânların doğurduğu güç insanı kontrolü altına aldığında kişi, insani ve ahlaki ölçülerden uzaklaşmaya başlar. En yakınlarından itibaren çevresindeki insanları küçük ve zayıf görür. Konuşmalarındaki üslup emredici ve buyurgan hâle gelir. Kendi istekleri uğruna ortaya çıkan haksızlıklardan rahatsızlık duymaz; zamanla yaptıklarını normal ve hatta haklı görmeye başlar.
Güç üreten bir başka unsur makamdır. Makamın sağladığı güce sığınan bazı kişiler, bu imkânla çevrelerine tahakküm etmeye çalışırlar. Baskı kurar, şahsi ve haksız kararlar alır; bunları da çoğu zaman pervasızca uygularlar.
Oysa makamlar güçlerini büyük ölçüde devlet düzeni içindeki kanunlardan alırlar. Makamın ve kanunun varlık sebebi; halka hizmet etmek, kamu düzenini korumak, adaleti sağlamak ve insanların hak ve özgürlüklerini güvence altında tutmaktır. Dolayısıyla ne makam ne de kanun şahsidir. Makam, sahibinin mülkü değil; kendisine verilmiş bir sorumluluktur.
Gücün bir başka biçimi ise kanunsuz ve mafyavari yöntemlerle oluşturulan yapılarda karşımıza çıkar. Bu tür yapılanmalar, suça bulaşmış veya suça yatkın kişilerin öncülüğünde oluşur. Kanunların ya da onları uygulamakla görevli olanların zaaflarından yararlanarak güç devşirir ve bu gücü çıkarları doğrultusunda kullanarak varlıklarını sürdürürler.
Elbette bu örneklerin sayısı artırılabilir. Çünkü insanın bir tarafında güce sahip olma ve onu başkaları üzerinde kullanma eğilimi hep var olmuştur. Tarihte ve günümüzde karşılaştığımız pek çok adaletsizlik, zulüm, haksızlık ve savaşın arkasında kontrolsüz güç arzusunun izlerini görmek mümkündür.
Gücün, adalet ve merhamet eğitiminden geçmemiş insanların elinde toplanması ise insanlık için çoğu zaman acıların habercisidir.
Güç, sahibini sarhoş edebilir. Aklın vicdan ve merhametle kurduğu bağı zayıflatabilir. Böyle bir insan, bir süre sonra kendisine ve değerlerine yabancılaşır; insanlığından adım adım uzaklaşır.
Bu kişiler bazen giyim kuşamları, lüks arabaları, pahalı evleri, korumaları ve gösterişli davranışlarıyla hem nefislerini tatmin eder hem de toplumun gözünde güçlerini daha büyük göstermeye çalışırlar. Ekâbir duruşları, küçümseyici bakışları, öfkeli ve yüksek sesli konuşmaları onları ele veren işaretlere dönüşür.
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”, “Sen de kimsin?”, “Seni şöyle yaparım, böyle yaparım...” gibi dışlayıcı, aşağılayıcı ve tehditkâr ifadeler de bu güç zehirlenmesinin dile yansıyan örnekleridir.
Hâlbuki güç bir emanettir. Güçsüz için güvence, adalet için koruyucu olmalıdır. İnsanın insana hizmetini kolaylaştırmalı; zulmün değil, hakkın yanında durmalıdır. İnsana yakışan da budur. Doğru kullanılan güç, insana ve insanlığa huzur, güven ve iyilik getirir.
Bilginiz olsun veya bilginiz tazelensin istedim, değerli okurlarım. Rabbimizden, hesabını verebileceğimiz bir hayat yaşamayı nasip etmesini dileyelim.