On beş asırdır insanlığın din ihtiyacını en kolay ve temiz bir şekilde giderme işlevini gerçekleştiren bir dinimiz var. Adı da İslam. Ona tabi olana, inanana Müslüman denilmektedir.

Rabbimizin Hucurat Suresi 14. Ayette bildirdiğine göre her inandım diyenin Müslüman olmadığı bilgisini görüyoruz.

“Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

Ayet metnindeki ana vurgu İmanın gönüllere- kalplere yerleşmesi, yaratıcıya teslim olunması şartını görüyoruz.

Yoksa insan bir güce korkudan, menfaatten, özentiden ve benzeri sebeplerden de boyun eğebilir ve bu tipler de ben Müslümanım diyebilir. İşte Rabbimiz bu ikileme dikkatimizi çekmektedir.

Allah’a yürekten boyun eğen ve kulluğu Allah’a yapmaya başlayan kişi yaşam prensiplerini Kuran’a göre belirler. Çünkü kalpten boyun eğme konusu böyle davranmayı gerektirir.

Ayetteki diğer anlayışa göre ise taklidi iman diye nitelendirilen ve kalbe inmeden yapılan kabullerde asıl belirleyici unsur menfaattir.

Menfaat: Her türlü çıkar ve kazanım elde etme hali anlamına gelen bir davranış ve düşünme durumudur.

İşte imanda hiçbir menfaat hissi olmamalıdır. Saf bir iman zaten en güzel ve hayırlı adım olduğundan dolayı inan kişinin hayrına olan her ihtiyaç için uygun davranışı insan bulabilir. Bu Allah’ın vaatlerindendir.

Gel gör ki bile isteye iman etmeden dini kimlik sahibi olanların yaşantıları inandıklarını iddia ettikleri dinin gerçeklerine uymamaktadır.

Sanki kendi dinlerini kendileri tasarlayan bir din mimarı ya da tasarımcı gibi davranmaktadırlar.

Her zamanın ve şimdiki zamanın en büyük problemi bu anlayıştı, ta ki internet devrimi oluncaya kadar.

Bu devrimle gizli hiçbir şey kalmadı. Bütün mesafeler kalktı. Kültürler birbirine karıştı. Keskin ayrışım çizgileri silindi. İnsanlar her şeyi kıyaslayabileceği yazılımlarla yüzleşti.

Hatır için inanma ve güvenme davranışı sahipsiz kaldı. Aile içerisinde bile kültürel ve dini aktarımlar kesintiye uğradı.

Bütün makyajlı kostümlerin gerçeği ortaya çıktı. Ve insan hakikatle yüzleşmeye başladı.

Bu süreçte insan bütün dinleri analiz ederek mukayeseli değerlendirmeye tabi tuttu. Batı zaten kendi dininden yorgundu. Hz. İsa’dan arta kalanların İsa Peygamberle ilgisinin azlığını gördü ve bir menfaat kurumunun idare ettiği organizasyonla ilişkisini hızla kesmeye başladı.

Bu arada 1400 yıllık İslam dini de kendi üzerine giydirilen hurafe, bidat, israiliyat, kaynağı, illeti ve alimi bilinmeyen fetvalarla üstü örtülmüş halinden yorulmaya başladı.

İşte son nesiller Allah’ın dini ile o dine insanların herhangi bir sebeple giydirdiği sahte elbiselerden uzak durmaya başladılar. Çoğunluk bu mesafeli durumun adını koyamadı ama bu duruma teslim de olmadı. Az sayıda bir grup ise her türlü saldırıya rağmen itirazlarını sürdürmeye devam etmekteler.

Değerli okurlarım, son durum bu. Biraz daha devam edeceğe benziyor bu mücadele. Akıllı Müslüman Peygamberimizin kişisel dindarlık eğitim ve öğretim durumunu takip eder. Peygamberimizi Kuran eğitti. Eksikliklerini ve rotasını Kuran belirledi.

En sade yol da budur sağlam bir iman ve dindarlık için. Keşkelere düştükten sonra hiçbir şeyin anlamı yok. Bize düşen saf bir din anlayışını yakalamak sadece Allah için Allah’a kulluk etmek, hesabını verebileceğimiz bir hayatı yaşamak olmalıdır.

Haydi bu konudaki mücadelenizde size kolay gelsin.