Yakın zamana kadar Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına “gurbetçi” diyorduk. 1. ve 2. nesil için hala aynı tanımlama geçerliliğini koruyor ama toplumsal etkileri eski zamanlardaki gibi değil.
Son iki nesil yaşadıkları ülkenin diline ve sistemine hâkim olarak büyüdükleri için hayat anlayışları değişmiş ya da farklı olmuş durumdadır.
Son iki nesil Türkiye’yi elbette seviyorlar. Bayraklarına ve vatanlarına çok düşkünler. Ama bunların yanında dünyaya da açıklar. İlk iki nesil gibi sadece iki ülkeli bir hayatları yok.
Tatil kavramı ilk nesillerdeki gibi değil. Batılıların anlayışı çerçevesinde tatil yapma kültürü yeni nesillerde hızla yayılmaya başladı. Otellerde, tatil köylerinde, gezi turlarında, turizmin ve tatil modellerinin her aşamasında varlar artık.
Türkiye’ye yatırım azaldı. Yaşadıkları ülkelerde ekonomik oluşumlara ve yatırımlara ilgi arttı. Yani anavatanlarına bağlılıkta nostalji içerikler ve yansımalar ön plana çıkmaya başladı.
Bu ayrışıma ya da duruma gelişin vatanımızdaki gurbetçilere yaklaşımdaki olumsuzlukların da çok etkisi var. Batı ülkelerinde sert ve tavizsiz uygulanan disiplinlerle yaşayan insanımızın hayat anlayışı sadeleşmiş durumdadır.
Yurdum insanın ve ülkemizin sosyal yapısı daha rahat ve esnek duruma geldi. Bu durum istismarı ve ahlaksız davranışların çoğalmasına sebep oldu.
Bu sebeplerden dolayı her izin sezonu sonrası anlatılan olumsuzluklar çığ gibi yayılmaktadır. Bu durumlardan tek istifade eden Türkiye dışındaki ülkeler olmaktadır.
Son yıllarda gurbetçi insanımıza sosyal bilimcilerin belirlediği bir tanımlama var. “Batı Avrupa Türklüğü”. Artık bu tanımın içeriği bilimsel metotlarla doldurulmalı ve bu guruba iyi gelen çalışmalar yapılmalıdır.
Devletimiz Yurt Dışı Türkler Başkanlığı’nı kurdu. Tabii ki gelecek vadeden bir oluşum ama daha aktif bir birime dönüştürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Ülkemizdeki kültürel yozlaşma dünyanın her yerindeki insanımıza hızla ulaşıyor. Giyim kuşam, müzik, düğünler, bayramlar, ev ortamı, yemek kültürü ve aklımıza gelen her hal ilginç bir şekilde insanlarımızın arasında dolaşıma çıkıyor.
Avrupa’daki soydaşlarımızın yetişme şartları ülkemiz insanından çok farklı.
-Bir kere coğrafya farklı. Akşamlar ülkesidir Avrupa. Güneş 3-4 ay görünür. Yağmur eksik olmaz.
-İş ve çalışma hayatı aşırı disiplin içerir. Vardiya sistemi insan hayatını planlayan baş etkendir.
-Sistem her şeyi kurallarla belirlediği için ona göre planlama yapmayanı bütün güvencelerden mahrum eder. Bu insan ya zengin olmalı ya da perişanlığı baştan kabul etmeli.
-Yılın tamamı planlanmıştır. Yani %90 hangi ayda ve haftada ne yapılacağı önceden bilinmektedir.
-Sosyalleşebilecek alanlar belirli ve kendi sosyal gurubuna hizmet eder.
Bütün bu disiplinlerin ardından özgürlüğün biraz hormonlu olduğu ülkemize gelen Yurt Dışı Türklerimiz biraz hoyratça davranmalarının sebebi yukarıdaki yazdıklarımdır.
Biraz rahatlama, fıtratını doyurma, zar zor biriktirdiği üç beş bin Euro parayı harcayarak farklı bir doyuma ulaşma. Bütün olay bu şekilde olup bitiyor.
Bu davranışlar, ülkemizin magandalarının yanında devede kulak kalır. Hani bir söz vardır ya; “İlk taşı aranızdaki günahsız atsın” diye. Varsa eğer aramızda bir günahsız, o konuşmalı ve yazmalıdır. Kalanlar için yapılan konuşmalar tam bir gevezeliktir.
Değerli esnaflar ve yetkililer, yurt dışından gelen bütün vatandaşlarımız en fazla para getirip onu yerel esnaflarla alışveriş yaparak harcarlar. Yani bu bir hazinedir. Lütfen aç gözlülük, sahtekarlık, dolandırıcılık ve haramzade bir muamele yaparak bastığınız dalı kesmeyin.
10 günde 1000 Euro bile harcamayan batılı turistlerle aynı kefeye koymayın.
Aksi durumda yerel esnaf parasını kaybeder, gelen soydaşlarımız da ana vatanları hakkında derin kırılmalar yaşar.
Bunların hiçbirine gerek yok. Mutluluk karşılıklı olur. Mutlu olun, mutlu edin.
Hoşça kalın.