TÜRSAB’ın yabancı dijital turizm platformlarıyla ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaşarak mahkemeye başvurması, sektörün belli bir kesiminde tepkiyle karşılandı.
Yurtdışı merkezli bu platformların hiçbir mali ve hukuki sorumluluk almadan Türkiye’de oturan bir vatandaşa ülkemizdeki herhangi bir turistik ürünü satarak para kazanmasında bir yanlışlık yok mudur?
Bu ülkede yerli ya da yabancı ayrımı yapılmadan tüm işletmelerin eşit ve adil rekabet içinde çalışması, tüketici haklarını garanti etmesi ve aynı zamanda denetlenebilir olması gerekiyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığının verdiği işletme belgesine sahip 17 bin Seyahat Acentasının Türk hukuk sistemine ve mali yapısına tâbi çalışırken bu platformların başına buyruk çalışması mümkün değildir.
Turizm, ülkemiz için stratejik bir sektördür, hiçbir kurala tabi olmadan çalışan firmaların insafına bırakılamaz.
Hal böyleyken TÜRSAB, bu duruma çözüm bulmak amacıyla bir farkındalık oluşturmak isteyip mahkemeye başvurdu.
Turizmdeki dinamikleri bilmeyen vatandaşların bu sürece tepki vermesi az çok anlaşılabilir, ancak konaklama sektör temsilcilerinin TÜRSAB’ı adeta linç etmeye çalışarak verdiği tepkiler doğrusu yadırganacak bir durumdur!
Bu konuda verdikleri cesurca demeçleri turizmin diğer yapısal sorunları için de verilebilselerdi keşke!
Onların bu durumunu hayretle takip ediyoruz.
*
Aslına bakıldığında turizmde sürdürülebilir bir başarı sağlamak için yabancı dijital platform yasasından daha fazlasına ihtiyaç vardır.
Mesela, 90’lı yılların başını hatırlayalım, Avrupa’nın büyük tur operatörleri Türkiye turizm pazarını domine ederlerdi.
O yıllarda fazla alternatif olmayan bir ülke olduğumuz için bu şirketlerin eline bakardık, onlar da istedikleri gibi at koştururlardı.
Kendi ülkelerinin Türkiye’ye yönelik siyasi stratejilerine göre hareket ederek charter uçakların rotalarını başka ülkelere yönlendirir, adeta ülkemizi cezalandırma yoluna giderlerdi.
Öger, Nazar, Öztürk Reisen, Kayı Tur ve daha birçok yerli firmanın Avrupa’da boy göstermeye başlamasıyla bu tekelci anlayışın düzeni bozulmuş, turizm sektörü nefes almıştı.
Türk turizm sektörü işte böyle zor şartlarda büyüdü, gelişti ve bugünlere geldi.
Bugün farklı versiyonlarla tekelleşme anlayışının yeniden hortlamaya başladığına tanık oluyoruz.
Özellikle küçük ve orta ölçekli acentalar bu tekelleşme anlayışı karşısında çaresiz bırakılmaktadır.
Bugünlerde Avrupa’da yaşanan örneklerden anlaşılacağı üzere bu çaresizlik yakın gelecekte konaklama sektörünü de etki altına alacaktır.
Bu durum dijital platform yasasından sonda daha net anlaşılacaktır.
*
Daha fazla para kazanma açgözlülüğü turizmde alışagelmiş tüm değerleri yok ediyor. Ne oteller ne de STK’lar üzerlerine doğru gelmekte olan tehlikenin farkında bile değiller.
Yerliye farklı, yabancıya farklı fiyatlar, hatta ülkelere göre değişen tarifeler konaklama sektörüne olan güveni sarstı.
“Tek yetkililik” adı altında piyasaya sürülen farklı fiyat politikaları ciddi bir karmaşaya yol açarak, tesislerin turizm pazarlarındaki istikrarlı duruşunu altüst etti.
Satış ve pazarlamadaki en iddialı olduğumuz konulardan biri olan fiyat-kalite dengesi bozulmaya başladı.
Bütün bu süreçler, durumun malzemeden kısmaya kadar vardığı bir ‘skimpflasyon’ noktasına ulaştı; artık yüksek fiyatlara rağmen daha düşük hizmet ve kalite sunuluyor.
Esas hayal kırkılığı ise; pazarı dengeleyen aktörler olarak görülen küçük ve orta ölçekli işletmeler hızla kapanmasından sonra yaşanacaktır.
Doğru fiyatla satacak ürün bulmakta zorlanan bu tür firmaların yavaş yavaş yok olması global firmaların işine yarayacaktır.
Global düzeydeki bir tekelleşmenin müşteride, personelde, yerel firmalarda ve nihayetinde turizm sektörü üzerinde yaratacağı tahribatı tahmin bile edemiyorlar.
Turizm sektörüne yönelik adil rekabet ortamını yeniden tesis edilmesi gerekiyor.
Aksi halde hem yerli hem de yabancı turistleri rakip destinasyonlara kaptırmaya devam edeceğiz.
*
Turizm sektörünü geriye doğru iten çok ciddi yapısal sorunlar varken geleceğin dijital dünyasında da birçok problemle karşılaşacağız.
İşte tam bu aşamada mevcutlarla birlikte gelecekteki olası hukuki sorunları baştan aşağı gözden geçirerek geleceğin turizm dünyasına hazırlanmalıyız.
Hal böyleyken; bazı kesimlerin sadece kendi işlerine gelen konulara odaklanması sektörü ileriye taşımayacaktır.
Dünyadaki gelişmelere ve turizmdeki yeni dinamiklere göre güncel doğruları bulmak için daha geniş kapsamlı beyin fırtınaları yapmalıyız.
Herkesin bildiği ama nedense dillendirmekten çekindiği sorunların etkin bir şekilde çözümü için tüm paydaşları bir masanın etrafına toplamalıyız.
TÜRSAB, turizme katkı sağlayacak her oluşuma koşa koşa gelir; ancak mevcut Kültür ve Turizm Bakanımızın yönetim anlayışı, konaklama sektörünün birbiriyle ve TÜRSAB’la olan ilişkileri yüzünden bu mümkün olur mu, bilmiyorum.
Velev ki böyle olmuyor, o zaman Bakan Bey’in yanı başından hiç ayrılmayan sektör temsilcilerine çok iş düşüyor.
Airbnb ve şimdiki dijital platform yasaları gibi işlerine gelen daha birçok konuda cesurca nefes tüketerek Bakan beyi ikna eden bu arkadaşların turizmin diğer yapısal sorunları için de öz ve gür sesler çıkarması gerekiyor.
Tabii eğer sektöre kalıcı faydalar sağlamak isterlerse!